WebdeHouse
   
  TURKİYE'DE EGİTİMİN DOĞRU ADRESİ
  amerika kıtası ve özellikleri
 

AMERİKA

 

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

 

Yüzölçümü : 9.000.000 km²

 

Nüfus : 247.498.000

 

Başkent : Washington

 

Önemli Şehirler : Washington, Los Angeles, Chicago, Houston, Philadelphia, Detroit, San Diego, Dallas, San Francisco, Boston, New Orleans, Denver, Oklahoma City, Kansas, Atlanta, Miami, Cincinati, Las Vegas, Kansas, Omaha Buffaalo, Sacramento.

 

Yeri : Kuzey Amerika'da Kanada ile Meksika arasında yer alır.

 

Kullanılan diller : İngilizce

 

Para birimi : Dolar

 

Önemli coğrafi bölgeler : Mohave ve Gila çölleri, Mississippi nehri, Apalaş dağları, Ohio vadisi, Florida yarımadası.

 

Önemli limanları : New york, Boston, Philadephia, Baltimore.

 

Ulusal Parklar : Yellowstone, Grand Teon, Rocky Mountains.

 

GATEWAY ARCH (1965 Birleşik Devletler)

 

Misssuri'nin 21 km kuzeybatısındadır.

 

Parlak paslanmaz çelikten yapılmış sembolik kapı Gateway Arch, St. Louis'in "Batıya açılan geçit" olduğu günlere çağrışım yapıyor. Gökkuşağını andıran 192 metre yüksekliğindeki kemer, geleceğe dair umudan ve Tanrı ile insanoğlu arasındaki uzlaşmayı sembolize ediyor. İncil'de", Büyük Tufan'ın sulan geri çekilip Noah, ailesi ve hayvanlar dubadan inip boş dünyanın nüfusunu artırmak için toprağa ayak bastığında Tanrı, bir daha dünyadaki yaşama zarar vermeyeceğinin işareti olarak gökyüzüne gökkuşağını yerleştirdi. Gökkuşağı şeklindeki anıt, Batı'daki engin diyarlarda insan nüfusu artırma umuduyla yola çıkan binlerce kadın, erkek ve çocuk için çok uygundur. Amerikalı mimar Eero Saarinen tarafından tasarlanan ve 1965'te tamamlanan kemer, Batı'nın temsil ettiği girişimciliğin ve başarının heyecanını yansıtıyor. İçindeki asansörler, tepedeki lombozlara çıkıyor. Buradan St. Louis ile Missisippi'nin manzarası görmeye değer, Nehrin kenarındaki kemer, eski St. Louis köyünün bulunduğu Jefferson National Expansion Memorial'da yer almaktadır. 1764'te, buraya Saint Louis'nin adını veren (Fransa kralı IX. Louis) Fransız bir kürk tüccarı tarafından kurulmuştur. 1803'te Birleşik Devletlerin bir parçası ve batıya doğru genişlemenin odak merkezi haline geldi. 1804'te Başkan Jefferson tarafından yollanan Meriwether Lewis ile William Clark, St. Charles'dan yola çıkıp onları Columbia Nehri'ne getiren bilinmeyen Batı'ya doğru ilerlediler. Zebulon Pike, St. Louis'den Misissippi'nin kaynağının bulduğu ve Kayalık Dağlar'ın arasından geçtiği keşif gezilerine çıktı. Buharlı gemiler zamanında ve daha sonra demiryollarının gelmesiyle, St. Louis Batı'ya göçlerin hareket noktası haline geldi. St. Lois'deki umut vaat eden öncüler, yük vagonları ve öküzleri aletler ve kaplarla doldururdu.

 

WALT DISNEY WORLD (1971 Birleşik Devletler)

 

Florida’nın 24 km güneybatısındadır.

 

Orijinal Disneyland 1955'te Los Angeles'ın güney eteklerindeki Anaheim, Kaliforniya'da açıldı. Yeni tip bir eğlence merkezi olarak, bünyesinde 4 farklı unsuru barındırıyordu. İlki ortak bir temaydı - Disney çizgi filmleri ile karakterlerinin "Sihirli krallığı". Buna, son teknolojilerin kullanıldığı hayali efektler eklendi. Böylece ziyaretçiler, orman içinden  bir tekneyle geçiyor, perili bir evde hayalet görüyor ya da bir denizaltıyla denizin derinliklerine seyahat ediyor. Üçüncü unsur, farklı temalı fuar gezileri. Dördüncü, güvenliğe ve temizliğe önem verilen ailelere yönelik Disneyland. Sadece yaş itibariyle değil, kalbinde de genç olanlara hitap eden mekan çok başarılı oldu ve 1989'da 300 milyonuncu müşterisini ağırladı.

Florida'da 1 Ekim 1971'de açılan Walt Disney World, 11.300 hektarlık bir alan üzerine kuruldu. Türünün dünyadaki en büyük örneği. 400 milyon dolara mal olan mekan, Kaliforniya'daki orijinalinin daha büyük ve yeni versiyonudur. İki Disney World birbirine çok benziyor. Kaliforniya'daki modeli gibi bu park da Fantasyland (Fantezi Diyarı), Adventureland (Macera Diyarı), Frontierland (Sınır Diyarı) ve Tomorrowland (Geleceğin Diyarı) gibi alanlara bölünmüştür. Örneğin Frontierland, perili evi, teknelerin dolaştığı nehri, salla Tom Sawyer'ın adasına sal üzerinde bir yolculuk ve oyuncak silahlarla vurulan canlandırma karakterler tarafından korunan bir kalenin olduğu Amerikan efsanesinin ve Vahşi Batı'nın dünyasıdır. Diamond Horseshoe (Elmas Nal) Revüsü adlı, canlandırma ayıların sunduğu eski-zaman varyete şovundaki Başkanlar Geçidi'nde geçmişe ait karakterler konuşma yapıyor. Etkinlikler devamlı yenileniyor. Hediyelik eşya dükkanları, canlı müzik mekanları ve lokantalarda hiç kısıtlamaya gidilmemiş. Aralıklarla geçit töreni yapan Mickey Mouse, Donald Duck ve diğer çizgi karakterler sizi pek yalnız bırakmıyor. Tek raylıya, at arabasına ya da mekanı tepeden görme imkanı veren teleferiğe binebilirsiniz. Burası, bir ordu işçi sayesinde hep temiz tutuluyor.

Mekanın orta yerinde, mazgallı siperleri ve kuleleriyle yükselen peri masalından fırlamış Cinderella's Castle (Sındırella'nın Kalesi), Bavyera Neuschwansteinlı Ludwig'e çok şey borçlu. Alt tarafta, ziyaretçilerin giremediği bir labirent var. Mickey ve arkadaşları, bu labirentler sayesinde hiç beklenmedik yerlerden karşınıza çıkıyor.

1982'de açılan EPCOT Merkezi (Geleceğin Deneysel Prototip Toplumu), 1982'de geleceğe dair gösteriler ve dünyanın farklı yerlerinden sahnelerle açıldı. Bunun dışında Discovery Adası ve Galapagos kaplumbağalarının yüzdüğü gölü, egzotik kuşların olduğu kuşhane ve devasa bir havuzun, su kanalının ve doğa yolunun River Country, bir alışveriş köyü ve sayısız otel vardır. Her yeri gezmek 4-5 gün alır.

 

LOUISINA SUPERDOME STADI (1975 Birleşik Devletler)

 

Louisiana Superdome Stadı, New Orleans'da 1500 Poydras Sokağı'nda yer alıyor.

 

180 milyon dolara mal olan Superdome Stadı, 3 Ağustos 1975'te açıldı. Türünün dünyadaki en büyük örneği olan yapı tuhaf bir şekilde, ters dönmüş bir çorba tabağına ya da devasa bir kapı koluna benzetildi. Yine de işini yaptığına dair kimsenin bir şüphesi yoktur. Öncelikle Amerikan futbol stadı olan bina, New Orleans Azizleri'nin evidir. Her yıl yeni yılda burada Sugar bowl klasiği oynanır. Süper Bowl, 1990'da stadyumda gerçekleştirildi. Burası ayrıca Baton Rouge'daki Louisiana Eyalet Üniversitesi'yle oynadığı büyük maçla hatırlanan Tulane Üniversitesi takımının da sahası.

Burası çok amaçlı bir stadyum -"halk toplantı tesisi"- ve dahilindeki küçük alanlar konserlere. Mardi Gras oyunlarına, boks maçlarına ve basketbol oyunlarına, kongrelere ve diğer etkinliklere ayrılmıştır. Burada sirkler kuruluyor, buz şovları yapılıyor. 1988'de Cumhuriyetçi Parti ulusal kongresi Superdome'da gerçekleştirilmişti.

Buranın yapımı 4 yıl sürdü. 21 hektarlık bir alanı kaplayan kompleksin kubbesinin çapı, 208 e, yüksekliği 27 kata eşdeğer yüksekliktedir. Çatısı, 3.6 hektarlık bir alanı kaplıyor. İçeride, Mardi Grass diye bilinen 4.5 metre genişliğinde yapay çim şeritlerle kaplı 14.900 metrekarelik bir oyun sahası yer alıyor. Futbol maçlarının oturma kapasitesi 70 bin; park alanı 5 bin araba ve 250 otobüs alıyor. Kubbenin hiç penceresi yok. İçeride, bilgisayarla kontrol edilen bir "iklim" hakim. Bu sistem için kullanılan gereçlerin toplam ağırlığı 8.2 ton. Devasa ekranlardan maçların tekrarı yayınlanıyor, bilgi veriliyor. Binanın elektrik kablolarının uzunluğu 4 bin mil olmakla beraber, 15 binden fazla aydınlatma gereci bulunuyor. 4 balo salonu, 2 restoran, 32 asansör, bir gece kulübü, sayısız toplantı odası ve çok sayıda bar ve kokteyl salonu vardır. Binanın yapımı gündeme geldiği sıralarda, projeyle ilgili kuşkular olsa da, burası New Orleans'ın o dönemde köhne bir halde olan bölgesini kalkındırdı. Zamanında Güney'in en büyük kenti iken, 1950'lerde nüfusunun azalmasıyla kent Houston'ın gerisinde kalarak ikinci sıraya, 1970'lerde de beşinci sıraya geriledi. Superdome'un yapımı, New Orleans'ın merkezdeki işyerlerinin bulunduğu bölgeyi iyileştirme projesinin bir bölümünü oluşturdu. Buraya, gökdelenler ve lüks oteller inşa edildi. Şehir, turistlerin uğrak yeri haline geldi. Sadece kongre turizmi çerçevesinde her yıl burayı yaklaşık 1 milyon kişi ziyaret ediyor. Günlük etkinlikler ve eski dünyanın cazibesi New Orleans'a ilgiyi artırdı. Şehir, tabii ki en çok, dar sokakları ve eski evleriyle dikkat çeken cazın doğum yeri olan Fransız Bölgesi'yle ünlü. Burada her ilkbaharda Mardi Gras festivali gerçekleştiriliyor.

 

2005 yılı Ağustos ayında New Orleans’ı yıkan kasırgadan kaçamayan bir çok insan bu stada sığınarak kurtulmuştur.

 

HEARST KALESİ (1919 ABD)

 

Morro Körfezi'nin 48 km kuzeyinde yer alır.

 

Hearst Kalesi -ya da genelde dendiği gibi -San Simeon- sıradışı, bazen de çok görkemli olan yapı, burayı dekore etmek için Avrupa'yı dolaşan tek bir adamın azmiyle inşa edildi. Satın alamadığı her şeyin aynısını yaptırdı. O buraya sadece "çiftlik" demekten hoşlansa da, mekana yatırdığı para ve sevgi, bu terimi yalancı çıkarmaktadır. Burayı görmemiş olanların kafasındaki imaj, büyük olasılıkla Orson Welles'in Yurttaş Kane filmiyle bağlantılıdır. Filmdeki ana karakter, William Randolph Hearst'ten esinlenerek çizilmiştir. San Simeon'da sadece 1 değil, 2 yüzme havuzu olması şaşırtıcı değil. Kapalı havuz, Avrupa'dan getirilip burada yeniden inşa edilen bir Roma hamamıdır. Dışarıdaki havuz, 1.3 milyon litre su alır; bir yanında klasik heykelleri ve sütunlarıyla Yunan tapınağının ön tarafı görülmekte, tepelerin üzerinden manzarası da oldukça etkileyicidir.

Kaliforniya tepelerindeki ev, Pasifik'e ve Hearst'ün emri üzerine getirilen sanat eserleri, mobilya, evler ve binalarla dolu limana bakar. Bu arazi ve servet ona 1891'de ölen maden zengini babası George Hearst'ten miras kaldı. William Randolph gazetecilik işinde bu serveti katladı. San Simeon'da çalışmalara 1919'da annesi öldükten sonra başladı ve ona hayallerini gerçekleştirmede yardımcı olan mimar Julia Morgan'ı işe aldı.

Hearst'ün yurtdışındaki ajanları, dünyayı arşınlayarak ona paha biçilemez antikalar, ortaçağa ait duvar kilimleri, mermerler, Çin yeşim taşları ve porselenler buldu. İspanya'dan taşlar halinde koca bir tapmak getirttiği ve uzun yıllar bununla ne yapacağını bilmediği için tapınağı bir kenarda sakladığı söylenir. Evde, özel mülk olarak, dünyanın en büyük vazo koleksiyonu vardı. Bazen odalar Hearst'ün o sırada hoşuna giden objeler göz önünde bulundurularak tasarlanırdı. Bazı odalar Hearst fikrini değiştirdikçe yıkılıp yeniden yapıldı. Sonuç oldukça etkileyicidir. İtalyan, Fransız, İspanyol ve Fas mimari tarzları aynı potada erimiş, farklı dönemlere ait farklı tarzda objeler Hearst'ün zevkine göre bir araya getirilmiştir. Ana yemek odası, boyutları ve Siena'dan gelen bayraklarıyla bir ortaçağ baronununkini andırmakta. Yemek masası o kadar uzun ki, diğer ucu görmek için dürbüne ihtiyacınız olabilir. Aralıklarla yerleştirilmiş sos şişeleri dikkat çekiyor.

Hearst ile metresi film yıldızı Marion Davies burada kalenin kendisi gibi görkemli davetler verdi. Charlie Chaplin'den Mary Pickford'a, Rudolph Valentino'ya, Gary Cooper'a, Clark Gable'a ve Cary Grant'e Hollywood'un altın çağının tüm ünlü isimleri buraya kalmaya geldi. Misafirlerin dikkat çekmesiyle, arazi Hearst'ün uzak iklimlerden getirttiği ayılar, maymunlar ve kangurularla donatıldı. Ev, 1951'de Hearst öldüğünde hala tamamlanmış değildi. Görülen o ki, bitirmeye hiç niyeti yoktu.

 

LINCOLN ANITI (1922 ABD)

 

Washington D.C.'dedir.

 

Amerika Birleşik Devletleri'nin başkanları içinde, en büyük hayranlıkla anılan herhalde Abraham Lincoln'dur. Washington D.C.'deki anıtı, bu adamın ve tolerans, dürüstlük ve sadakat gibi değerlerin onuruna yapılmıştır. Lincoln'ün 1865'teki ölümünden 2 yıl sonra, Lincoln adına bir anıt yapılması konuşuldu ancak anıtın temellerinin atılması 1915'i buldu. Anıtın açılışı 30 Mayıs 1922'de yapıldı. Tasarımı, anıtlar konusunda bir nevi uzman sayılan ve Nebraska'daki Lincoln şehrindeki anıtı da tasarlayan mimar Henry Bacon'a aittir. Anıt, Parthenon gibi, klasik Yunan tapınağı formundadır. Dikdörtgen bina, beyaz Colorado mermerinden yapılan 38 Dorik sütunla çevrilidir. Altta 2.26 metre çaplı, 13.4 metre yüksekliğinde sütunların ikisi girişi belirliyor, diğer 36'sı Lincoln öldüğünde var olan 36 eyaletidir. Üstteki korkuluktaki 48 feston ise, anıt açıldığında var olan 48 eyaleti temsil eder. 57 metre uzunluğunda ve 36 metre genişliğindedir.

İçeride, 28 metre yüksekliğindeki salonda, başkanın Daniel Chester French tarafından yapılan 5.8 metre yüksekliğinde ve genişliğinde bir heykeli yer alıyor. Büyük bir koltukta oturan başkanın yüzündeki düşünceli ifadeyi Herkes kendine göre yorumlayabilir. Heykel, Georgia mermerinden yapılmıştır. Gerçekte 28 parçadan oluşan heykel öyle bir ustalıkla birleştirilmiş ki, parçaları görülmüyor, French, zamanını en popüler ve başarılı heykeltıraşlarındandı. Küçükken şalgamdan yaptığı karikatür figürler üvey annesinin ilgisini çekmişti. 24 yaşında yaptığı "The Minute Man" adlı heykeliyle memleketi Concord, Massachusetts'de isim yaptı ve "The Republic" adlı anıtıyla 1893'te Chicago'daki Columbia Dünya Sergisi'ne katıldı. Başkanın başının yanında bir yazı bulunmakta: “Union'u kurtardığı insanların kalbinde ve bu tapınakta, Abraham Lincoln ebediyen yaşıyor." Duvarlarda ayrıca, iki önemli konuşması, Gettysburg Address (1863) ve ikinci Inaugaral Address (1865) kazınmış. Jules Guerin'in Kuzey ile Güney'in barışı ve kölelerin ıslahı temalı duvar resimleri de dikkat çeker. Anıt geceleri ışıklandırılır ve her yıl Lincoln'un doğum günü olan 12 Şubat'ta buraya bir çelenk yerleştirilir. Binanın altındaki mağaralara rehberli turlar düzenleniyor. Potomac Nehri yakınında, Capitol ve Washington Anıtı ve Reflecting Havuzu yer alıyor. Banda Potomac'ın ilerisinde, başkan Lincoln'un kalbinde yatan Kuzey ile Güney barışının sembolü Arlington Memorial Köprüsü bulunuyor.

 

RUSHMORE DAĞI (1927 ABD)

 

Güney, Dakota'daki Keystone'un 5 km güneyindedir.

 

Black Hills tepelerinde, Rushmore dağının granitinden oyulan Amerikan başkanlarının 18 metre yüksekliğindeki 4 devasa başı, dünyayı izliyor: George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln. Heykeltraş Gutzon Borglum'un özellikle Theodore Roosevelt'i de aralarına dahil etmek istediği, bunun nedeninin ise, başkanın gözlüklerinin Borglum'un hünerini zorlayacak bir alan olduğu söylenir.

Alfred Hitchcock'un 1959 yılı yapımı filmi North by Northvvest'i görenler, Cary Grant ile Eva Marie Saint'in devasa burunların ve kulakların üzerinden tırmanışını hatırlayacaklardır. Bu anıtı yapma fikrini ilk ortaya atan Black Hills tepesine turist çekmeyi amaçlayan Doane Robinson adında yerel bir tarihçi ve yayıncıydı. 1924'te Robinson'un fikri Gutzon Borglum'un ilgisini çekti ve başkanların anıtsal heykelleriyle bir "demokrasi türbesi" yapılmasına karar verildi. Borglum'un niyeti başkanların bel üstü heykellerini yapmaktı. Proje hiçbir zaman tamamlanamadığından, Borglum'un yapıya baş bölümünden başlamış olmasının yerinde bir hareket olduğu söylenir.

1927'de Rushmore Dağı'nda çalışmalara başlandığında Borglum 60 yaşındaydı ve ölene dek bu projeyle uğraştı. Kısa boylu, kel, enerjik, vatanperver ve dışadönük - aynı zamanda beraber çalışması imkansız- bir kişilik olarak, medyanın ilgisini çekti ve herhangi bir sanatçıdan çok daha fazla ün sahibi oldu. Anıtı tasarladı ve yukarıdan sarkıtılan platformlar üzerinde dinamit, çekiç ve keski kullanarak dağın yüzüne şekil veren işçj ordusunu yönetti. Borglum'un, John Gutzon de la Mothe Borglum olan adı kadar büyük fikirleri de vardı (yine bir anıt heykeltıraşı olan Salon Hannibal Borglum adında bir erkek kardeşi de vardı). 1867'de, Idaho'da Bear Creek yakınında, Danimarka'dan gelen Mormon göçmeni bir aileye doğmuştu. Babası ahşap oymacılığı yapıyordu. Gutzon Borglum, Xavier, Kansas'taki bir Roma Katolik yatılı okuluna gönderildi. Burada çizim yeteneği Cizvit öğretmenlerinin dikkatini çekti. Paris'te sanat okudu. ABD'ye dönmeden önce, heykeltıraş Auguste Rodin'le tanışma fırsatını elde etti. 1915 'te, Atlanta, Georgia yakınındaki Stone Dağı'na Robert E. Lee'nin başını oyması istendi. O projeyi daha da geliştirdi. Yarım kilometre uzanan bir piyade ve atlı ordusu, Lee, Stonewall Jackson ve Jefferson Davis'i at üstünde tasvir edecekti. Borglum ve komite anlaşamadı, proje iptal edildi. Rushmore Dağı'nda, Borglum Ulusal Park servisiyle uzun tartışmalara girdi. Proje parasızlık ve hava koşulları yüzünden sürekli durduruldu. Washington'un başı 1930'da tamamlandı, Jefferson'unki 1936'da, Lincoln'unki 1937'de ve Roosevelt'inki 1939'da. 1941'de öldüğünde Borglum 73 yaşındaydı ve çalışması hala tamamlanmamıştı. Oğlu Lincoln Borglum bir süre üzerinde çalışmaya devam etse de finansman yetmedi. Anıt toplamda 1 milyon dolara mal oldu.

 

EMPIRE STATE BİNASI (1931 Birleşik Devletler)

 

New York'ta 33. ve 34. Sokak'lar arasındadır.

 

Dünyanın en ünlü binaları arasında, Büyük Piramit ve Taç Mahal'le beraber anılan bu büyük yapıt, hala New York City'nin heyecanının, görkeminin ve ihtişamlı büyüklüğünün bir sembolüdür. 40 yılı aşkın bir süredir, dünyanın en yüksek binası olarak kafalara kazındı. Daha genç rakipleri onu geçse de, çok sayıda kişi için o, gökdelenlerin gökdelenidir.

Binanın istatistikleri şaşkınlık verici. 102 katlı bina, 81 metre yüksekliğindedir. Tepedeki televizyon kulesi yüksekliği 449 metreye çıkarır. İlk başta tepesine helikopter sahası yapılması planlansa da, sonradan bundan vazgeçildi. Bina, 5 Cadde'de 0.8 hektarlık bir alanı kaplıyor. Tüm yapı 331 bin ton ağırlığında olsa da, temeli sadece 2 kat derinliğindedir. Buna karşın, 54.400 ton ağırlığında çelik kirişlerle ayakta durur. İçinde 10 milyon kiremit olduğu gibi, elektrik kabloları 692 km uzunluğundadır. 2 hektarı kaplayan pencereleri var, bunları temizlemek tam mesaili bir iştir. Giriş katından en tepeye uzanan merdiven 1.860 basamaklıdır ve her yıl burada bir yarış düzenlenir (genelde kazananın 20 dakikalık bir skoru oluyor). 15 bin kişilik bir ofis alanı olduğu gibi, asansörler saatte 10  bin kişi taşıyabilir.

Etrafındaki diğer binalar nedeniyle, yerden bina çok rahat görülemiyor. Sade ve zarif Art  Deco tarzındadır. Gri taş cephesinde boydan boya paslanmaz çelik şeritler uzanır. Yüksek katlar içeriye doğru itilmiştir. İçerideki mermer kaplı lobi 30 metre uzunluğunda ve üç kat yüksekliğindedir. İçerideki levhalarda dünyanın 7 harikası tasvir edilmiş, bir de sekizinci: Empire State Binası'nın kendisi. Guinness Dünya Rekorları Sergi Salonu'nda rekorlar ve rekor sahipleri sergileniyor. Asansörler, gözlem yerlerinin bulunduğu 86. ve 102. katlara çıkıyor. Manzara çok etkileyicidir, özellikle de gece vakti şehrin görüntüsü. New York eyaleti onuruna adlandırılan bina (eyaletin lakabı Empire State), Shreve, Harmon ve Lamb tasarlandı. En az 41 milyon dolara mal olan binanın yapım hızını geçen olmadı. 4.5 katı bir haftada, yoğun zamanındaysa 14.5 katı 10 gün içinde yapıldı. Resmi olarak 1 Mayıs 1931'de açılsa da, Büyük Bunalım yüzünden kiralanamadı. Tüm katların kiralanması 10 yılı buldu. İlk intihar 1933'te gerçekleşti. O yıl vizyona giren King Kong filmiyle binanın imajı seyircilerin kafasına iyice kazındı. Filmde dev goril, kendisine saldıran uçakları eliyle kovarken binaya tutunuyordu. 1945'te sisli bir havada, 79. kata çarpan bir uçak, 14 kişinin ölümüne ve 1 milyon dolarlık zarara neden oldu.

 

HOOVER BARAJI (1936 BİRLEŞİK DEVLETLER)

 

Las Vegas’ın güneydoğusundadır.

 

Güçlü Colarado Nehri 2.333 km uzunluğunda ve suyunu boşalttığı alan, Birleşik Devletler’in 1/13'ünü buluyor. Rocky Mountains dağlarından doğup Colarado ve Utah eyaletlerini geçip güneybatı istikametinde akar. Grand Canyon'dan geçip, Arizona ve Nevada, sonra da Arizona ve Kaliforniya sınırını oluşturur, Meksika'ya uğrar ve Kaliforniya Körfezi'ne dökülür. Ne yapacağı belli olmayan nehir, sürekli taşardı. 1905'te rotasını değiştirip Salton Denizi'nin 777 kilometrekaresini oluşturdu.  Kaliforniya'daki Imperial Vadisi'ni su basacağından korkuldu. Nehri kontrol altına almak ve sulamayı geliştirmek, aynı zamanda elektrik üretmek için Arizona - Nevada sınırı boyunca nehre bir baraj yapılmasına karar verildi. Kongre, 1928'de gerekli parayı temin etti ive 1931'de yapımına başlandı. Dönemin başkanı Herbert Hoover, projeyle özel olarak ilgilendi ve baraja onun adı verildi. 1936'da tamamlanan baraja Başkan Roosevelt Boulder Barajı adını verse de, 1947'de kongre adını değiştirdi.

Zamanında, o güne dek yapılan en büyük baraj alan Hoover, 2.5 milyon metreküplük bir beton yapıdır. Binayı inşa etmek için, 8.2 ton kaya ve Empire State binasındaki kadar çelik kullanılmıştır. Dipte 201 metre kalınlığında ve 221 metre yüksekliğindedir (70 katlı bir bina yüksekliğinde). Üstten uzunluğu 379 metre, bu noktadaki kalınlığı ise, 14 metredir. Kuzeyde baraj, dünyadaki en büyük insan yapımı su tanklarından olan Meal Gölü'nü oluşturdu. Biçimsiz şekliyle bu göl, 177 km uzunluğundadır; kıyı uzunluğu ise, 1.323 km. Ulusal Park Servisi'nin denetimindeki gölde yelkencilik gibi türlü su sporları yapılıyor.

Mead Gölü'nün kuzeyinde, 14.165 hektarlık Ateş Vadisi Ulusal Parkı yer alır. Adı, burada bulunan kırmızı, turuncu ve lila tonlarındaki kayalardan gelir. Rüzgar ve diğer hava koşulları nedeniyle kayalar kubbe ve arı kovanı gibi garip şekiller almıştır. Özellikle şekli bir filin kafasını ve hortumunu andıran kaya dikkat çekiyor. Bazı kayaların üzerinde, yamaçta yaptıkları evlerle nam salmış bugünkü Pueblo yerlilerinin ataları olan Anasazi halkı tarafından yüzyıllar önce yapılan çizimler göze çarpıyor. İşaretlerin bir çeşit dil ya da harita olup olmadığı bilinmiyor. Bu insanların 10 bini ya da daha fazlası civardaki Muddy Nehri'nin kıyılarında, bir bölümünü Mead Nehri'nin örttüğü "kayıp şehir "de yaşamıştır. Burada Kızılderili kalıntılarının sergilendiği bir müze bulunuyor. Hoover Barajı'nın yapımında çalışan işçilerden 4 bini, onları Las Vegas'taki lüks hayattan soyutlamak için yapılan ufak banliyö - tipi Boulder City'de yaşadı. Projenin başının Las Vegas'ın "insanların yaşayamayacağı bir yer" olduğunu dile getirdiği söylenir.

 

GOLDEN GATE KÖPRÜSÜ (1937 BİRLEŞİK DEVLETLER)

 

San Francisco’dadır.

 

San Francisco’yu Marin County’ye bağlayan Golden Gate Köprüsü 27 Mayıs 1937’de açıldığında, bunun inşası imkansız bir köprü olduğunu söyleyen insanları susturdu. Yine de köprünün yapımı kolay olmadı. İşçiler 2.7 km uzunluğundaki köprüyü yapmak için yüksek dalgalar, vahşi akıntılar ve kalın sis bulutlarıyla mücadele etti. Köprü Joseph Strauss adında bir mühendis tarafından inşa edilmiştir. Yardımcısı mimar Irving Morrow yapıya Art Deco detaylar ekledi. 20 yılı aşkın bir süre boyunca, dünyanın en uzun asma köprüsüydü -denizden 227 metre yükseklikte, 1280 metre uzunluğundadır. Güney kulenin temelinin yapımı, işin en tehlikeli kısmıydı. Dubaların üzerinde çalışan adamlar, köprünün kesonlarının alçalabileceği devasa bir beton çamurluk yaparken, güçlü akıntılara meydan okudu.

Kuleler yapıldıktan sonra, bir diğerleri kadar cesur işçiler, köprüyü taşıyan kabloları asmak için tırmandı. 27.572 ayrı liften oluşan kabloların çapı 93 cm'dir. 28.5 milyon kg'lık çekime dayanıklı kuleler, 95 milyon kg'lık bir ağırlık taşır.

 

Golden Gate Köprüsü, yapıldığı ilk günlerden beri, Uluslararası Turuncu diye bilinen belirgin bir renge boyanmıştır. Kırmızı ve turuncu çelik yapıların geleneksel rengi diye bilinir. Bunun nedeni, boyaya paslanmayı önleyen kırmızı kurşun karıştırılmasıdır. Golden Gate Köprüsü'nde ise, San Francisco'yu devamlı saran sis bulutlan arasından bu renk, köprünün görünmesine yardımcı olur. Bu geleneksel boyanın, sisli havalarda çürüme eğilimi olduğu için çevreye zararlı olduğu ortaya çıkınca, bu sevilen ve aşina olunan rengin zararsız bir formülünü bulma çalışmalarına başlandı. Bu çalışma devam ederken köprünün bazı kısımları griye boyanmak zorunda kaldı -gelenekten kopuş iyi tepkiler almadı. 35 milyon doları bulan bağışlarla yapılan köprü, San Francisco'nun sembolü haline geldi. Her gün buradan geçen 120.500 arabanın yarattığı gürültü ve hava kirliliğine rağmen, köprünün üzerindeki yürüyüş yolu oldukça popüler ve film yönetmenlerinin sık kullandığı bir dekordur. 1987'de köprünün 50. yıl kutlamalarında, herkesin rahat yürümesi için yapı, trafiğe kapandı. O kadar çok kişi gelmişti ki, tehlikeli olduğu düşünülerek fikirden vazgeçildi.

 

LAS VEGAS STRIP (1946 Sonrası Birleşik Devletler)

 

Amerika'nın ışıltılı kumar merkezi, yetişkinlere özel gösterişli bir oyun alanı ve "ticari lehçe" diye bilinen bir mimari örneğidir. Oteller ve casinoların harika kuleleri ile kubbeleri, Las Vegas Strip'in alışveriş merkezleri, hamburger büfeleri ve düğün şapellerinin üzerinde yükseliyor. Kumar tüm gün ve gece sürüyor. Şehirdeki slot makinelerinde 1 milyon dolar, rulet masalarında bir servet kazanabilirsiniz. Bu çok kişiye nasip olmuyor tabii, ancak Strip'teki bir benzin istasyonu insanca "bedava aspirin ve sempati" takdim ediyor. Dünyanın Eğlence Merkezi, ünlü şarkıcı, komedyen ve showgirl’lerin sahne aldığı şovlarıyla da ünlüdür.

Las Vegas, yanıp sönen kırmızı, mavi ve yeşil ışıklı dev tabelalarıyla, dünyadaki en büyük "neon heykeli"dir. 1958'de açıldığında, Sands Oteli'nin cephesinde patlayan pembe ve mavi ışıklar, 5 km öteden görülebiliyordu. Circus Circus, 38 metre yükseldiğinde, show-girl ile lolipop emen palyaçolu tabelasıyla varlığını hissettiriyor. İçeride geniş bir çadır şeklindeki binada, tüm gün boyunca ve gece yansına kadar parasız sirk gösterileri yapılıyor; eski moda karnaval oyunları düzenleniyor. Doğal olarak burada bir de casino yer alıyor. Las Vegas Strip'in gece görüntüsü "Neon ışıklı Armageddon" diye tanımlanıyor. Strip, Güney Las Vegas Bulvarı'nda, şehrin aşağı bölgesinden Hacienda Caddesi'nin altına uzanan 6 km lik bir uzantısıdır. Casinoların çoğu, Disneyland'ın başarısını örnek alıp kendilerine farklı fantezi temaları bulmuştur. Belki de en ünlüleri, 1966 yılında açılan Caesars Palace'tır. Önünde, Corinthian sütunlarının taşıdığı, heykellerle bezeli bir zafer kemeri yer alır. İçeride, casino dışında, Roma bahçeleri, Michalangelo'nun David heykelinin dev bir kopyasının bulunduğu bir alışveriş merkezi, sizi hologram ve lazer efektleri ve Kleopatra'nın kayığı (barge) adlı dans pistiyle yeniden canlandırılmış eski Roma'da dolaştıran bir yürüyen yol vardır. Korumalar Romalı lejyonerlerin kostümlerini, garson kızlar ise togalar giyer. Bir ortaçağ kalesini andıran Excalibur'da 1990'da açılan dünyanın en büyük otelinde, 4 binden fazla oda, 7 restoran ve 9.300 metrekarelik kumar alanı vardır- bir Ortaçağ pazarı ve "eğlence zindanı" bulunuyor. 1989'da açılan ve 600 milyon dolara mal olan muhteşem Mirage'da hektarlarca bir alan üzerinde palmiyeler, tropik bitkiler, göller, 15 metre yüksekliğinde bir şelale ve camın arkasında gezinen beyaz kaplanlar yer alıyor. Binanın tepesindeki Alaaddin ve lambası, Fas tarzında harem dekoru ve dansöz kostümleri içindeki garsonlar, Binbir Gece Masalları temasını sürdürüyor. Tropicana'da yüzerken kumar oynayabilirsiniz: havuzda blackjack oynanıyor ve ıslanan faturalar için para kurutma makineleri var.

 

KENNEDY UZAY MERKEZİ (1949 Sonrası Birleşik Devletler)

 

25 Mayıs 1961'de Başkan John F. Kennedy Kongre'ye, ABD'nin on yıl içinde Ay'a bir adam göndereceğini bildiren bir mesaj yolladı. Bu mesaj, Sovyet kozmonotu Yuri Gagarin uzaydan dünya çevresini dolaştıktan sonra geldi. Ay'a her roket fırlatıldığında, dünyadaki tüm gözler Florida'daki Canaveral Burnu'na çevrildi. Başkan Kennedy suikasta kurban gittiğinde, demeci ulusal bir onur meselesine dönüştü ve uzay misyonlarının gerçekleştirildiği  bölge Kennedy Burnu adını aldı. 1979'dan beri, yerel istek üzerine, isim tekrar Canaveral'e çevrilse de Kennedy Uzay Merkezi, ABD'lileri Ay'a taşıma konusunda ısrarlı başkana uygun bir anıttır.

Florida'da, Canaveral Burnu'nun bulunduğu bölge, Mayıs 1949'da askeri roketlerin test  edileceği uygun bir alan olarak seçildiğinde, zaten U.S.A.F üssüydü. Burası denize yakın ve nüfusun yoğun olduğu yerlere yakın bir bataklık alanıydı. 1962'de, Ay keşif programı gündeme geldiğinde NASA, Canaveral Burnu'nun kuzeyindeki Merritt Adası'nın 55.850 hektarlık bölümünü aldı. Kennedy Uzay Merkezi buraya kuruldu. Roketleri Merritt Adası'ndan atılan Apollo ay programı, 1961 Ekim'inden 1972'ye kadar 11 yıl sürdü ve bu süre zarfında 6 kez aya ayak basıldı. Bu zamandan beri, Merritt Adası'dan atılan uzay mekiği dünyanın ilgisini Florida'nın bu bölgesine çekti. Kennedy Uzay Merkezi, ziyaretçilere açık. Büyük kısmı sadece otobüsten görülebilir. Turistik Spaceport USA'de bir 'müze' de yer alıyor -dünya yüzeyinden yükselip binlerce mil kat eden ve tekrar dünyaya geri dönen roket sergisini tanımlamak için tuhaf bir sözcük seçimidir.

Uzay araştırmalarının tarihi burada detaylı bir şekilde anlatılıyor. Ziyaretçiler, içinde uzay mekiğinin fırlatıldığı türlü pistleri görebilir.Kompleksin en etkileyici bölümlerinden biri, Apollo misyonlarının çalışmalarının yapıldığı Vehicle Assembly Binası'dır. Çalışmalar tamamlandığında, roket Assembly Binası'ndan saatte 2 mil hızla giden devasa taşıyıcılar üzerinde götürülmüştür. Hala mekik misyonlarında kullanılan 160 metre yüksekliğindeki Assembly Binası, 3 hektarlık bir alanı kaplıyor.

Mekiklerin fırlatıldığı tarihlerde merkezi ziyaret etmek mümkün olmasa da, çalışmanın atmosferi ve heyecanı, dev ekrandan yayınlanan bir mekik astronotunun eğitimini anlatan ve bir mekiğin fırlatılışını gösteren bir filmle, deneyimi izleyiciye aktarıyor.

 

ÖZGÜRLÜK HEYKELİ (1886 ABD)

 

New York Limanı'ndadır.

 

Kuzey Amerika'nın, belki de dünyanın en tanınmış heykeli 28 Ekim 1886'da, 21 el ateş, gemilerin kornaları ve havai fişekler eşliğinde Başkan Grover Cleveland tarafından açıldı. O günden beri New York Limanı'na gelen ziyaretçiler, elinde Özgürlük meşalesini taşıyan bu devasa heykeli görüyor. Heykel binlerce göçmene Eski Dünya'nın baskılı yönetimi ile fakirliğinden arınma sözü verdi ve Amerika Birleşik Devletleri'nin sembolü haline geldi. Heykel aslında Paris'te yapılmış ve 4 Temmuz 1884'te Amerikan Büyükelçisi'ne Fransız halkının Amerikan halkına bir hediyesi olarak verilmişti. Daha sonra parçalara bölünüp gemilerle New York'a götürüldü ve yapımını Amerikalıların finanse ettiği, Bedloe Adası'nın (bugün Özgürlük Adası) üzerindeki kaidenin üzerine kuruldu.

Amerikalı mimar Richard Morris Hunt tarafından tasarlanan kaide, 47 metre yüksekliğindedir. Heykelin 46 metre olduğu düşünülürse, meşalenin en uç kısmı yerden 93 metre yükselir. 229 ton ağırlığındaki heykelin beli 10.6 metre, ağzı ise 91 cm'dir. Meşaleyi tutan sağ kolu 12.8 metre, sadece işaret parmağı bile 2.4 metre uzunluğundadır. Ayaklarında zulmün kırılmış zincirleri vardır. Sol elinde, Özgürlük Demeci'ni temsil eden bir levha taşır. Üç oklu tacı, 7 deniz aşılarak 7 kıtaya yayılan özgürlüğü temsil etmektedir.

Ziyaretçiler, taca heykelin içindeki dönen merdivenden çıkarak ulaşıyor. Buraya tırmanmak, bir binanın 12. katına çıkmakla eşdeğer. Heykel'in temelleri Fransız politikasında saklıdır. 1865'te İmparator III. Napolyon iktidardayken, Edouard de Laboulaye adlı bir akademisyen ile çevresindekiler monarşinin yıkılıp yerine yeni bir Fransız Cumhuriyeti kurulmasını umuyordu. Atlantik'in ötesindeki büyük cumhuriyeti onayladıklarını göstermek ve Fransız ve Amerikan halkı arasında dostluk kurmak için gizlice Özgürlük Heykeli'ni yapmaya karar verdiler. Laboulaye, Alacelı genç heykeltraş Frederic - Auguste Bartholdi'yi projeyi değerlendirmesi konusunda teşvik etti. Bartholdi'nin hayali, Süveyş Kanalı'na, Asya'daki gelişmeyi temsil eden eli meşaleli kadın figüründe bir fener inşa etmekti. Projeye hevesle yaklaştı. Özgürlük heykelini tasarlarken, Delacroix'nın Liberty Guiding the People (İnsanları Yönlendiren Özgürlük) adlı eserinden esinlendi. Heykelin yüzü, heykeltıraşın kendi annesinin hatlarını andırıyor.

Heykelin devasa boyutu, rüzgar ve diğer kötü hava koşulları, Bartholdi ile Eyfel Kulesi'nin de yaratıcısı olan mühendis Alexandre-Gustave Eiffel için sorunlar yaratmıştır. Eiffel, ortadaki bir sütunun taşıdığı demir iskeleti inşa etti. İskeletin üzerine, heykelin 2.4 mm kalınlığındaki tabakası yerleştirildi. İşe 1.2 metrelik bir model heykelle başlayan Bartholdi, bu devasa heykele varana dek, birbirinden büyük 3 heykel daha yaptı.

 

MONTICELLO (1770 ABD)

 

Virginia’da Charlottesville’in 5 km güneydoğusundadır.

 

Thomas Jefferson (1743 -1826) ABD'nin  üçüncü başkanı ve Amerika'nın Özgürlük Demeci'nin ana figürüdür. Jefferson'ın, hayattayken başarılı bir avukat olarak tanınan babası, ona ona miras olarak büyük bir arsa bırakmıştı. Jefferson, müzik, bitkiler ve deney yapmaktan hoşlanıyordu. Filozof, ilahiyatçı ve amatör bir mucit olarak nam salmıştı. Ana vatanı Virginia, Monticello'daki evi, çok yönlü kişiliğini temsil eder. Evi ile bahçesini kendisi tasarladığı gibi, yine kendisi dekore etmiştir. Bir tepenin üzerinde yer alan Monticello, Jefferson'un Shadwell'de doğduğu yere ve kendisinin kurup tasarımına yardım ettiği Virginia Üniversitesi'ne bakıyor. Jefferson'ın evi, Palladian mimari tarzını yansıtıyor: sütunlu giriş, 21 oda ve alçak kubbe -Bu tarzın Amerikan evlerinde rastlanan ilk örneği. 1796 -1808'den kalma villa, arsada önceden var olan bir evin yenilenmiş hali. Diğer evi de Jefferson tasarlamıştı. Fransız sarayında 5 yıl diplomat olarak görev yapaktan sonra Jefferson, kafasında bir sürü yeni fikirle geri dönmüştü. En sevdiği işlerin "inşa edip yıkmak" olduğunu söylerdi.

Monticello, 1923'te evi koruma amacıyla kurulanThomas Jefferson Memorial Vakfi'na aittir.

Belirgin karakteri ve atmosferiyle dikkat çeker. Buradaki sorumlu kişilerin devamlı "Jefferson"dan bahsediyor olması, evin sahibinin bizi odalardan birinde bekliyor olduğu izlenimi vermektedir. Evin iç dekorasyonunun, Jefferson'ın zamanındaki haline benzemesi için her şey yapıldı. Evde bulunan mobilya ve objelerin çoğu aileye aitti. Eski hali neredeyse tamamen muhafaza edilmiş olan Jefferson'ın çalışma odasında, dönen bir sandalye, dönen bir masa üstü, teleskop ve odanın girişinde 2 döner dünya vardır. Kütüphane, 7 bin kitabı alacak büyüklükte tasarlanmıştı. Burada Jefferson'ın 1815'te federe hükümete sattığı ve Kongre Kütüphanesi koleksiyonunun çekirdeği niteliğindeki geniş bir koleksiyon bulunmaktaydı.

Jefferson, Monticello bahçelerindeki bitkilerin büyümesi ve gelişmesi için araştırmalar yapmıştır. Hayatının bu yönü Bahçe Kitabı adlı eserinde detaylı olarak anlatılmaktadır. 1939’da bahçeler restore edilirken Virginia'nın Bahçe kulübü, kitaptan iyi bir şekilde yararlanmıştır. Çok sayıda ağaç, loş koru, 250'den fazla çeşit sebze ile baharatın yetiştiği sebze ve çiçek bahçeleri, Monticello'nun bugünkü görkemini pekiştiriyor. Yeni kurulan Thomas Jefferson Tarihi Bitkiler Merkezi, "Hiçbir şey dünya kültürü kadar ilgimi çekemez ve hiçbir kültür bahçe kültürüyle kıyaslanamaz" sözlerine imza atan bir adam için uygun bir anıttır.

 

MORMON TAPINAĞI (1853 – 1893 ABD)

 

Salt Lake City yakınlarındadır.

 

1853'te temelleri atıldıktan sonra, Church of Jesus Christ of Latter Day Saints Tapınağı'nı inşa etmek tam 40 yıl sürmüştür -Yapının İncil’le ilgili bir yanı da var. Birkaç süs ve 6 yüksek kulesiyle dizginlenmiş gotik tarzı yansıtan yapı, 32 km uzaklıktan katırlar üzerinde getirilen granitlerle yapılmıştır. Mimar Truman O. Angell, Mormon lideri Brigham Young'ın dünürüydü. Yerde 4.9 metre kalınlığında duvarlarıyla Tapınak, 57 metre uzunluğunda ve 36 metre genişliğindedir. En yüksek 2 kulesi de 64 metre yüksekliğindedir. Birinde, Mormon'ların kurucusu Joseph Smith'e Mormon Kitabı'nda sözü geçen altın levhaları getiren Angel Moroni'nin heykeli yer alırken, 3.8 metre yüksekliğindeki altın kaplı bakır melek, İsa'nın yeniden gelişinin sinyalini vermek için altın trompetini çalmaktadır.

Tapınağa sadece Mormonlar girebilse de, Tapınak Meydanı'nda görülecek çok şey vardır. Bunların en önemlisi, kaplumbağa şeklindeki çatısıyla dikkat çeken Tabernacle'dır. 76 metre uzunluğunda ve 46 metre genişliğindeki bu 7 bin kişilik oditoryum, Brigham Young tarafından yapılmıştır. Keresteden yapılmış kubbe şeklindeki kafes, salonun çatısını oluşturmakta. Bu keresteden kubbeyi, yanlarda birbirine tahta kazıklarla ve ham deriyle bağlı ahşap sütunlar taşımakta. Borular metal, balkon kısmı mermer, banklar ise meşe gibi malzemelerden yapıldığı havasını verse de, aslında hepsi boyanmış çamdır. Tabernacle'daki akustik, hayranlık uyandırır (yere iğne düştüğünde bile duymak mümkündür). 12 bin borusu ve 6 klavyesi olan org, dünya üzerindeki benzerlerinin en iyi örneklerindendir. Salon, her gün org resitalleriyle, Pazar sabahlarıysa ünlü Mormon Tabernacle Korosu'nun şarkılarıyla yankılanıyor.

Meydanda ayrıca, dini törenlerin yapıldığı daha küçük, granit bir bina, binanın önünde de, burayı eski Mormon göçmenlerinin ekinlerini yiyen cırcırböceği sürülerinden koruyan kuşlar anısına yapılan Martı Anıtı bulunmaktadır. Göçmenler bu olayda Tanrı'nın parmağı olduğunu düşünürdü. Hikaye, binanın alt kısmındaki bronz rölyeflerde anlatılırken, 2 zarif martı da binanın tepesinde ışıl ışıl parlamakta. 1913'ten kalma anıtın mimarı, Brigham Young'ın torunu Mahonri Young'dır. Yakındaki Kilise Tarihi ve Sanatı Müzesi, 1984'te açıldı. Burada Mormon hayatı ve tarihiyle ilgili, içinde Mormon sanatçılarının da çalışmalarının yer aldığı 60 bin eser bulunmakta. Dünyada, türünün en büyük örneği olan ve Mormonlarla Mormon gibilerine açık Aile Tarihi Kütüphanesi'nde, Mormon Kilisesi'ne ait, bu soyu anlatan engin bir koleksiyon bulunmaktadır. Brigham Young Anıtı, Cyrus Dallin'in büyük lideri tasvir ettiği 7.6 metrelik bronz heykeldir.

 

CLIFF PALACE (1073 Sonrası ABD)

 

Colarado’nun güneybatı ucuna yakın Mesa Verde Ulusal Parkındadır.

 

1888'de bir gün, Richard Wetherill ve Charles Mason adlı Colaradolu kovboylar, bir vadinin kenarına gelmiş ve devasa bir uçurumdaki taş kalenin ve kulenin yıkıntılarına bakakalmışlar. Kuzey Amerika'nın ortasına bir şehir kurup sonradan burayı terk edenler, bir haçlı ordusu ya da Faslı kumandan olabilir.

Bölgedeki bu ve bunun gibi keşifler, önceden ya şehirler ve kaleler inşa edip dünya üzerinden yok olan gizemli insanlarla ilgili spekülasyonlar yarattı. En sonunda, ortadan kaybolanların gizemli bir ırk olmadığı, ABD'nin güneybatısındaki Pueblo yerlilerinin öncesi ataları olduğu ortaya çıktı. Bu Amerikan yerlilerine Pueblo (köy) adını veren, 16. yüzyılda Meksika'yı kuzeye doğru keşfeden İspanyollardı.

Tarih öncesi yerlilerinin, kendilerini nasıl adlandırdığını kimse bilmiyor. Alfabeleri ya da yazılı kayıtları yoktu. Takdire değer binalarını, metal aletler ya da modern makineler olmaksızın yaptılar. Bugün, modern Navajo'ların dediği gibi Anasazi, "eskiler" diye adlandırıyorlar. Binaları, Amerika'daki ilk gökdelenler olarak nitelendiriliyor. Wetherill ve Mason'un, 1888'de o gün gördüğü Cliff , Palace en büyükleri olduğu gibi, Başkan Theodore Roosevelt'in girişimiyle 1906'da kurulan Mesa Verde Ulusal Parkı'ndaki en bilinen  bina.

Cliff Palace, 1073 - 1273 yılları arasında yapılmıştı. Zirvede yamaç boyunca uzanan köyde 400 kişi yaşıyordu. İnsanların kaldığı 200 oda dışında depolar ve kiva'lar (törenlere ayrılan odalar) vardı. Odalarda, geometrik desen ağırlıklı duvar resimleri yer alıyordu.

Binanın ön tarafında, çanak çömlek yapımı ve mısır öğütmek gibi, halkın günlük işlerini yaptığı bir teras vardı.

Cliff Palace yakınında, Chapin Mesa boyunca bu komplekslerden iki tane daha bulunuyor: Kayalığın altında saklanıp kalmış Spruce Ağaç evi ile  Balkon Ev. 3 katlı Spruce Ağaç Evi 66 metre uzunluğunda ve 27 metre genişliğinde. Dikdörtgen, yuvarlak ve üçgen 100'den fazla odası var.

Köylülerin, girişi mümkün olmayan bu kaleyi savunma amaçlı inşa ettiği sanılıyor. Burada, mısırları, kabakları ve fasulyeleriyle çiftçiler yaşıyordu. Sepet ve çanak çömlek yapıp, kumaş dokurdular. Vahşi hindileri, tüyleri ve eti için evcilleştirmeyi başardılar. Tarlalarında kullanmak için küçük barajlar yapıp yağmur suyunu biriktirdiler. Önceleri, toprağın altına yaptıkları çukur evlerde yaşarlardı. Apartmanlarını yaptıktan sonra eski evlerini dini törenlerde kullanmaya başladılar. 1300 yılı civarında, belki de bir kuraklık döneminde burayı terk ettiler. Parktaki bir müzede, Anasazi hayatı, Pasifik kıyılarından getirilen deniz kabukları ve deniz kabuklarıyla süslü kolyeler ve bileziklerle anlatılmaktadır.

 

ARJANTİN

 

Yüzölçümü : 2.776.889 km²

 

Nüfus : 32.291.000

 

Başkent : Buenos Aires

 

Önemli Şehirler : Buenos Aires, Cordoba, Rosanio.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Uruguay, Paraguay, Şili, Bolivya, Brezilya ile komşudur.

 

Din : Katolik.

 

Dil : İspanyolca

 

Para birimi : Pezo

 

Önemli coğrafi yerler : And dağları, Acongacua dağı, Pampa ovası, Patagonya yaylası.

 

 

TEATRO COLON (1908 Arjantin)

 

Buenos Aires’tedir.

 

Neredeyse efsanevi mükemmellikteki akustiğiyle dünyanın en önemli opera binalarının en önemlisi olan Teatro Colon, ihtişamlı klasik Rönesans cüssesiyle, Buenos Aires'teki Avenida Nueves de Julio'da yükselir. Şehirde neredeyse tam bir bloku kaplayan binanın yapımı 1890'da başlamış ama 18 yıl boyunca tamamlanamamış. Politik değişimler ve bürokratik engeller, süreci baltalamış. Opera binası Buenos Aires'in 19'uncu yüzyıldaki hızlı kalkınışının bir parçası. 1800 yılında 40 bin olan nüfus, İtalya ve İspanya'dan gelen göçlerle 1910 yılında 1 milyon 300 bin'e çıkmış. 1825'te, Rossini'nin 'Barber of Seville' operasının ilk sahneye koyuluşundan sonra şehirde uzun ve değerli bir opera tarihi başlamış. 19'uncu yüzyılda iyice kalkınan şehirde ardı ardına tiyatrolar yapılmış. Bütün opera binalarını neredeyse gölgede bırakacak bir binanın fikir babası mühendis Francisco Tamburini, inşaat başladıktan kısa bir süre sonra, 1892'de ölmüş. Onu, Victor Meano ve Julio Dormal adında iki başarılı mimar izlemiş ve Teatro Colon kapılarını resmen 25 Mayıs 1908'de, Verdi'nin Aida'sıyla açmış. Meano tamamlanmış binanın zarafet ve çeşitlilik dolu stilinin İtalyan Rönesans’ı olduğunu, mimaride Fransız mimarisinin bazı özelliklerinin kullanıldığını ve detaylarda Alman sağlamlığına başvurulduğunu söylemiştir. Dış cephe ne kadar etkileyici biçimde cömertse, binanın içi de mermer koridorları, klasik kolonları, heykelleri ve metrelerce altın kaplamalarıyla bir o kadar nefes kesicidir. Büyük salonların en büyüğü, parlayan yaldızları ve sıra sıra kristal avizeleriyle Salon Dorado ya da Altın Oda'dır. Altın ve kırmızı kadifeler içinde göz kamaştıran dev oditoryum, 2500 koltuk ve 1000 ayakta izleyici kapasitesine sahiptir. Sadece orkestra üyeleri için ayrılan bölümdeki koltuklar bile öyle rahat bir şekilde 632 kişiyi alır ki, kabarık gece elbiselerini giymiş bayanların aralardan geçmesi için oturanların kalkmasına gerek kalmaz. Kat ve kat yükselerek balkonlar ve localar, El Paradiso yani "Cennet" adı verilen yedinci kata kadar yükselir. 600 ampullü büyük bir avizenin sarktığı kubbe, Arjantinli sanatçı Raul Soldi'nin resimleriyle bezelidir. Çok büyük bir sahnesi olan ve yakın bir tarihte yenilenen dev oditoryum, bir senfoni orkestrasıyla bir bale topluluğunun aynı anda prova yapabileceği kadar geniştir ve ikisinin birbirini duymasını engelleyen ses geçirmez metal bir paravanla ayrılmıştır. Operanın yanı sıra tiyatroda konserler ve bale gösterileri düzenlenir. Aynı zamanda Buenos Aires Filarmoni Orkestrası'yla, Colon Balesi'nin merkezidir. Tiyatro, kendi dekor, kostüm ve desteklerini kendisi üretir. Sahnenin altında üç katta prova odaları, marangoz, terzi ve diğer çalışanlar için çalışma odaları ve 16 bin kostüm ile 30 bin çiftten fazla ayakkabının saklandığı depolar bulunur.

Burada sahne almış büyük orkestra şeflerinin listesi, Toscanini'den Richard Strauss'a, Beecham'dan Klemperer, Karajan ve Bernstein'a kadar uzar. Opera sanatçılarının listesi ise büyük isimlerle doludur: Lily Pons, Chaliapin, Gigli, Lotte Lehman, Lauritz Melchior, Maria Callas, Joan Sutherland, Elizabeth Schwartzkopf, Eva Marton... Ve gösteriler de bir hayli pahalıdır.

 

ANTİGUA VE BARBUDA

 

Yüzölçümü : 522 km²

 

Nüfus : 86.000

 

Başkent : St. John's

 

Önemli Şehirler : St. John's

 

Yeri :  Güney Amerika'nın kuzeyinde Dominik Cumhuriyeti yakınlarında ada devlettir.

 

BAHAMALAR

 

Yüzölçümü : 13.935 km²

 

Nüfus : 251.000

 

Başkent : Nascau

 

Önemli Şehirler : Nascau, New Providence, Freeport.

 

Yeri : Kuzey Amerika' da, Küba yakınlarında, Florida'nın güneydoğusundaki takımadalar üzerindedir.

 

BARBADOS

 

Yüzölçümü : 431 km²

 

Nüfus : 260.000

 

Başkent : Bridgetown

 

Önemli Şehirler : Bridgetown

 

Yeri : Güney Amerika'nın kuzeyinde Venezuela yakınlarında ada devlettir.

 

BELİZE

 

Yüzölçümü : 22.963 km²

 

Nüfus : 179.400

 

Başkent : Belmopan

 

Önemli Şehirler : Belmopan, Belize City

 

Yeri : Kuzey Amerika'dadır. Meksika ve Guatemala ile komşudur.

 

BOLİVYA

 

Yüzölçümü : 1.098.581 km²

 

Nüfus : 6.876.000

 

Başkent : La Paz

 

Önemli Şehirler : La Paz, Santa Cruz, Cochabamba

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Peru, Brezilya, Paraguay, Arjantin, Şili ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Peso

 

Önemli coğrafi yerler : And dağları, Titicaca gölü (dünyanın en yüksek gölü). 

 

İNKA PATİKALARI (15. Yüzyıl Bolivya)

 

İnkalar da Romalılar gibi yol yapımcısıydılar. Yine Romalılar gibi en dolambaçsız yolları tercih ederlerdi ancak onlardan farklı olarak And Dağları'nın karşılarına çıkardığı engellerle mücadele etmek zorundaydılar. Bu yüzden İnka mühendisleri, eğimin dik olduğu genellikle sarp dağ koşullarıyla baş edebilecek mükemmel tekniğe sahipti. Basamaklar yapar, kısa yolları taşlar kapadığında tüneller kazarlardı. Boğazların üzerine asma köprüler yapıyorlardı. Yukarı bölgelerde kar yağışına karşı taştan duvarlar örülüyordu. Çölde ise kayan kumlardan yolları kerpiç duvarlar koruyordu. Aslında taş döşenmiş patikaların her kilometresini İnkaların yaptığını söylemek doğru olmaz. İnkalar yollarını daha önce burada yaşamış medeniyetlerden miras aldılar. İlk yolları kim açmış olursa olsun, bugün birçoğu hala kullanılır durumda ve kendine has özellikleriyle hayranlık uyandırıyor. Bugüne dek en iyi korunmuş İnka patikası Bolivya'da, Takesi ya da İnka Patikası üzerinde yer alıyor. Yolun ortalama yarısını oluşturan 40 km'lik kısmı, bugün banliyölerdeki bahçelerde görebileceğiniz cinsten rasgele parçaların birbirine eklenmesiyle oluşturulmuş, iklim pek ılıman değil ve yürüyüşü tamamlamak için gereken iki gün boyunca manzara, yolun başlangıcındaki granit, siyah dağlardan, sonundaki nemli Yunga Vadisi'nin yeşilliklerine kadar keskin değişiklikler gösteriyor.

Vantilla'dan sonra patika, geçide kadar 4650 metreye yükseliyor. Dağ eteklerindeki kolay, düz yola karşılık, burası zorlu ve soğuk bir yol. Ödülü ise karlı tepelerin ve aşağıda uzanan Yungas Vadisi'nin muhteşem manzarası. Ardından patika Takesi köyüne doğru uzanıyor ve bundan sonra bitki örtüsü, taşlardaki yosun dokusuyla beraber tekrar ortaya çıkmaya başlıyor. Patika, Rio Takesi'yi takip ederek Palli Palli tepesinden Kakapi'ye doğru kıvrılıyor ve Rio Quimasa Chata'ya iniyor. Yol, 2100 metre ile en alçak nokta olan Takesi'yi tekrar geçtikten sonra Chojilla'da son buluyor. 4725 metredeki La Cumbre'den (zirve) Coroico'ya uzanan daha uzun ama daha az zorlayan yürüyüş yolu, dört gün boyunca benzer şekilde değişen manzaralar görme imkanı tanıyor. Bu yolun başlangıç kısımlarındaki patika da son derece iyi korunmuş. Yolun başında bir İsa heykeli en yüksek nokta olan ve taş yığınıyla işaretlenmiş 4850 metreye giden patikayı işaret ediyor. Buradan itibaren aşağıdaki Achura köyüne kadar temiz bir patika var. Achura ve Choro arasındaki patika, kıvrımlı yerlerde genellikle yelpaze şeklinde düzenlenmiş alçak basamaklarıyla oldukça düzgün. Patika ağaçlı bir yol geçildikten ve bitki örtüsü tropikleşip gitgide büyüdükten sonra daralıyor. Choro'daki asma köprüden sonra patika Rio Huaranilla'dan Chairo'ya uzanarak, Coroico'da limon ve muz ağaçları arasında sona eriyor.

 

TIAHUANACO (MS. 3. Yüzyıl Sonrası Bolivya)

 

Titicaca Gölü yakınındadır.

 

Tiahuanaco'nun renkli yorumları arasında, buranın Cennet Bahçesi'nin bulunduğu yer ve 12 bin yıl önce yaşayan eski astronotların üssü olduğu iddiaları yer alır. Etkinliklerin geleneksel uyarlaması, tezat olarak, burayı etki alanı Güney ve Orta Amerika ve Paskalya Adası'na kadar uzanan güçlü ve dindar bir uygarlığın merkezi gibi görür. Bu topluluğun ortaya çıkağı tarih kesin olarak bilinmiyor. Tahmin edilen tarih 7. yüzyıl ile 11. yüzyıl arasındaki bir dönem olsa da, burada daha önce yerleşik toplulukların olduğuna dair yeterli kanıt vardır. Tiahuanaco kültürünün en azından M.S. 2. yüzyılda oluştuğu anlaşılıyor. Bu bölge, sonraki kuşakların elinde köreldi.

İspanyollar burayı putperestlerin türbesi olarak kabul ediyor, dolayısıyla kötü muamele edecekleri bir yer gibi görüyorlardı. Çok değil 30-40 yıl önce, karakteristik tek taştan yapılmış heykeller, demiryolu yatağının yapımı sırasında taş gereksinimini karşılamada kullanıldı. Yine de, o dönemin insanlarının hünerini gözler önüne seren Tiahuanaco'nun eski taşlarının bir bölümü günümüze kaldı. Tiahuanaco, çok nüfuslu bir yerleşime imkan vermeyen 3.962 metre yüksekteki bir bölgede kurulmuştur. Bunun yanında, binaların yerleşim yerinden çok tören amaçlı yapılmış oluşu, Tiahuanaco'nun bir şehirden çok, türbe ya da hacıların merkezi olduğu gerçeğini güçlendiriyor.

Eski Güney ve Orta Amerika bölgelerinde olduğu gibi, buradaki farklı binaların yapımındaki titizlik, burada güneşe tapıldığının sinyallerini veriyor. En etkileyici anıtlardan biri, tek bir kaya parçasından oyulan Güneş Kapısı. İki sütun arasındaki eşiğin üzerine oyulmuş tanrı figürü ya da yaratıcı Viracocha, tanrıya koşan ufak figürlerin yer aldığı rölyeflerle çevrili. Güney Amerika'da sık rastlanan bu geçit tarzının burada ortaya çıktığı sanılıyor. Kalasasaya Platformu, batık bir avludan girilen yüksek ve geniş bir alan. Burada birkaç geniş caddenin kesiştiği sanılıyor. Bu platformun duvarlarını büyük taş bloklar karşılıyor. Bazılarının Meksika'daki Teotihuacan işçilerine esin kaynağı olduğu sanılıyor. Kalasasaya Platformu'nda büyük gözlü tek parça taş heykeller bulunuyor. Meksika Tula'daki taş savaşçılar ve bunlar arasındaki benzerlik dikkat çekiyor.

Teotihuacan'da en azından 2 tane basamaklı piramit, yarısı yerin altında olan bir tapınak ve çok sayıda kazılmamış yapı yer alıyor. Belirgin bir seramik tarzı ve kumaş süslemesinin burada ortaya çıktığı sanılıyor. Soyut tasarımın yanında, hayvan tasvirleri de oldukça popülerdi.

 

BREZİLYA

 

Yüzölçümü : 8.241.180 km²

 

Nüfus : 153.771.000

 

Başkent : Brasilia

 

Önemli Şehirler : Brasilia, Sao Paulo, Rio de Janeiro, Belo Horizonte, Fortaleza, Salvador, Porto Alegre.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Uruguay, Arjantin, Paraguay, Bolivya, Peru, Kolombiya, Venezuela, Guyana, Surinam, Fransız Guyanası ile komşudur.

 

Dil : Portekizce

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Cruzeiro

 

Önemli coğrafi yerler : Amazon ovası, Amazon (Rio-Mar) ırmağı (dünyanın en büyük ırmağı), Parana ırmağı, Sao Francisco ırmağı, Paulo Alfonso çağlayanları.

 

Yüzölçümü bakımından dünyanın beşinci büyük ülkesidir.

 

 

ITAIPU BARAJI (1982 Brezilya)

 

Foz do İguaçu Rio'dan 1500, Sao Paulo'dan 1050 km uzaklıkta.

 

13 Ekim 1982'de tarihte bu büyüklükte bir nehir üzerinde yapılan ve benzeri olmayan bir operasyonla, hidrolik enerjiyle çalışan 12 dev kanal kapağı, Parana Nehri'nin yönü değiştirilmiş yatağına oturana kadar alçaldı. Operasyon sadece sekiz dakika sürdü. 14 günde nehrin hapsedilen suları dev beton barajın arkasında birikerek, normal seviyesinin 100 metre üzerine çıktı. Bu noktada özel olarak yapılmış 390 metre genişliğinde bir kanala, saatte 2.1 milyon küp metre su dökülmeye başladı.

İsmi 'Denizin Anası' anlamına gelen Parana Nehri, Brezilya'da başlar ve uzunluğu 4830 km'dir. Güneybatıdaki Guaka'ya uzanır ve 190 km boyunca etkileyici İguaçu Şelaleleri'ni ve Brezilya, Paraguay ve Arjantin'in birleştiği noktayı geçerek, Brezilya ve Paraguay arasında sınır oluşturur. Parana, Arjantin ve Paraguay arasındaki sınırın da bir bölümünü oluşturur ve [güneyde Arjantin'den geçerek Buenos Aries ve Plate Nehri'ne akar. Brezilya'da Parana ve kollarının sahip olduğu güç potansiyelinden yararlanmak için hazırlanan büyük mühendislik projeleri hayata geçirilmek üzeredir. Tamamlandığında, 30'dan fazla hidroelektrik güç santrali toplam 25 milyon kilovat enerji üretecek. Bu rakam, 12.6 milyon kilovatla, dünyada tek bir santral için en yüksek oranda enerji üreten İtaipu santralını içermiyor. İtaipu projesi 1973'te petrol fiyatlarında görülen ani artıştan önce yapılmış olsa da, bu artış Brezilya hükümetinin petrol tüketimini azaltma ve ülkenin bereketli su kaynaklarından yararlanarak elektrik üretimi sağlama kararı almasına neden oldu. Santral 1973 yılında kurulan ve üretilen enerjiyi paylaşan Brezilya ve Paraguay ortaklığındaki İtaipu Binacional adlı şirket tarafından işletiliyor. İtaipu'nun şiirsel ismi, "kayalar üzerine dökülen nehrin şarkısı" anlamına geliyor. Aswan High Barajı'nın beş katı büyüklüğündeki dev beton baraj, Foz do İguaçu'nun 20 km kuzeyinde konumlanmış. Uzunluğu ortalama 8 km olan baraj, 225 metre yüksekliğe yani 75 katlı bir binanın yüksekliğine sahip. Bu noktada nehir ise 400 metre genişliğinde ve 60 metre derinlikte. Barajın yapımı sırasında nehri bölmek için kayalar patlatılıp kazılarak, 2 km uzunlukta ve 150 metre genişliğinde bir kanal açıldı. Kanal 1978 yılında bitirildi. Nehir yatağı kurutuldu ve barajın inşaatına 1979'un ocak ayında başlandı. Santralın jeneratörleri her biri 700 bin kilovat olan kapasiteleriyle dünyanın en büyükleri. Baraj, 1350 kilometrekarelik bir göl meydana getirmiş. Suların bırakılmasından önce yaklaşık 300 bölgeden bazıları 8000 yıl öncesine dayanan arkeolojik kalıntılar kurtarıldı. Binlerce hayvan yakalanarak nehrin çevresindeki 20 milyon ağacın dikildiği doğal parklara bırakıldı. Baraj ve göl şimdiden yılda 700 bin ziyaretçi topluyor.

 

KURTARICI ISA HEYKELİ (1931 Brezilya)

 

Governador Adası'nda, şehre 16 km uzaklıktadır.

 

Tanrı yeryüzünü altı günde yarattı; yedinci günü Rio'ya adadı." Brezilyalılar, 1960'ta Brasilia'nın kuruluşuna kadar başkentleri olan şehrin, neredeyse mucizevi güzelliğini böyle açıklar. Tropikal mavi bir denizden yükselen dağlarla çevrili, sıra sıra palmiyelerin uzandığı beyaz kumsallarıyla Rio, cennet imgesinin tüm özelliklerini taşır. Ancak şehrin kimliğini en iyi insan elinden çıkmış bir yapı, İsa heykeli belirler. Yedi metrelik bir kaidede yükselen 30 metre yüksekliğindeki heykel, şeklinden dolayı 'Kambur' da denilen 740 metre yüksekliğindeki granit dağ Corcovado'nun tepesinden şehre bakar.

Bir heykel yapılması fikri ilk olarak Brezilya'nın bağımsızlığını elde etmesinin 100'üncü yıldönümünde, 1921 yılında ortaya atıldı. Popüler bir dergi, ulusal bir anıt yarışması yapılmasını önermişti. Hector de Silva Costa, hem tanrısal sevgiyi hem de başarıyı temsil edecek, şehri kucaklamak için kollarını açmış dev bir İsa heykeli fikriyle yarışmayı kazandı. Daha önce ortaya attığı Sugar Loaf Dağı'na bir Kristof Kolomb anıtı dikme fikrinin aksine, Da Silva Costa'nın bu fikri coşkuyla karşılandı ve Brezilya'nın dört bir yanındaki kiliselerde kişisel girişimlerle proje için para toplanmaya başladı. 10 yıl içinde dev yapı yerine yerleştirilmişti. İlk önce tasarımcılar, mühendisler ve heykeltıraşlar, denizden 732 metre yüksekte granit bir zirveye bir heykel dikmenin olası zorluklarını tartışmak için Paris'te bir araya geldi. Fransız heykeltıraş Paul Landowski heykelin baş ve elleri üzerinde çalışmaya başlarken, vücut ve kollarıyla mühendisler ve mimarlar ilgilendi. İşin büyüklüğü, heykelin boyutlarına yansır: Baş 35.6 ton ağırlığında ve 3.7 metre yüksekliğinde. Her bir el 9.1 ton ağırlığında ve bir elin parmak ucundan diğerine olan mesafe 23 metredir. Heykel Paris'ten getirilerek, Corcovado'ya vinçle çıkarılmadan önce sabun taşıyla kaplandı.

Açılışı ise, heykelin aydınlatmasını tasarlayan Guglielme Marconi tarafından 12 Ekim 1931’de  yılında yapıldı. Tören 1965 yılında yeni bir projeksiyon takıldığı zaman Papa VI. Paul tarafından ve heykelin 50'inci yılında, 12 Ekim 1981'de Papa II. John Paul Papa II. John Paul tarafından tekrarlandı.

1885 yılında Francisco Passos ve Teixeira Soares tarafından yapılan demiryolu, Corcovado'nun zirvesinin 40 metre altında biter. İstasyondan sonra 220 basamak, heykelin tabanına ve şehre bakan balkonuna ulaşır. Manzara sağda Copacabana ve İpanema plajlarını, solda dünyanın en büyük stadyumu Maracana Stadyumu ve uluslararası havaalanını ve ortada Sugar Loaf Dağı'nın belirgin siluetini kapsar.

 

BRASILIA (1960 Brezilya)

 

Brezilya'da yeni bir başkent fikri ilk kez 19'uncu yüzyılda ortaya atıldı ve ülke 1898'de cumhuriyet rejimine geçince anayasasında yer aldı. Nüfusun ve zenginliğin büyük kısmının Rio de Janeiro çevresinde dar bir sahil bölgesinde yoğunlaştığı bu geniş ülkenin iç kesimlerinde bir başkent olması, bu bölgenin de açılması anlamına geliyordu. Ancak bu konuda, 1956 yılında, başbakanlık seçimi kampanyasında yeni bir başkent konusunu öncelikli hedefi olarak gösteren Juscelino Kubitschek seçilene kadar bir şey yapılamadı.

Kubitschek zaman kaybetmedi. Brezilya'nın beş yıl içinde 50 yıllık ilerleme sağlayacağını söyledi ve Brasilia sadece üç yıl içinde, medeniyetten uzak bir bölgede yoktan var edildi. Şehir resmen 21 Nisan 1960'ta açılışını yaptı. Bugün bazıları muhteşem açık alanları, bahçeleri ve büyük binaların çarpıcı sanat eserleri gibi yükseldiği ana caddeleriyle bu şehrin dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğunu söyler. Bazıları ise insan sıcaklığını barındırmayan bu yerin yaşanacak ve çalışılacak en son yerlerden biri olduğunu düşünür. Büyük olasılıkla bir yargıya varmak için vakit erken. 30 yıllık planlanmış bir şehrin, yüzyılların gelişimi ve farklı dönemlerin mimarisiyle şekillenmiş eski metropollerle yarışması zordur. Ama cazip doğasıyla daha az stresli bir yaşam tarzı sunabilir.

Bir uçak ya da ok ve yaya benzetilen şekliyle planın tamamı Lucio Costa'nın eseridir ve uluslararası bir yarışmayla seçilmiştir. Şehirde iki ana cadde bulunur: Ticaret ve yerleşim merkezlerinden geçen kıvrımlı Anayol Ekseni ve bu yolu kesen, üzerinde Oscar Niemeyer tarafından tasarlanmış önemli kamu binalarının bulunduğu Anıtlar Ekseni. Bölgeye giden yollar ve civarda inşaat malzemesi sağlanacak bir yer olmadığı için Bresilia'nın oluşturulması zorlayıcı bir işti. Ülkenin dört bir yanından gelen işçilerin 24 saat boyunca çalıştıkları yeni bölgeye her şey uçaklarla taşındı. Bu işçiler aynı zamanda Freetown olarak bilinen bir gecekondu şehri de yaptılar. Burada nüfus kısa zamanda 100 bine çıktı. Çalışmalar, 80 km uzunluğunda ve 5 km genişliğindeki büyük Paranoa Gölü'nün kazı çalışmalarıyla başladı. Burası daha sonra şehre ulaşımı kolay ve popüler bir dinlenme ve su sporları merkezi haline geldi. Hükümet ve kamu binalarına özel önem gösterildi. Üç Güç Plazası, Başbakanlık Sarayı, Ulusal Kongre ve Federal Yüksek Mahkeme'nin geniş bir meydanın çevresinde yer aldığı bir yönetim merkezi olarak tasarlandı. Kongre binasının 28'er katlı iki kulesi ve bunların altında daha alçak olan Senato bölümü ve Vekiller Evi bulunuyor. Mahkeme binasının dışında modern bir Adalet heykeli ve Plaza'nın ortasında Brezilyalı heykeltıraş Bruno Giorgi'nin eseri olan ve şehrin yapımında çalışmış kadın ve erkeklere ithaf edilen The Two Candangos heykeli yer alıyor.

Hükümetin Brasilia'ya taşınmaları için çalışan nüfusa yüklü miktarda para vermesi gerekti ama 600 bin kişi için planlanmış olan şehirde bugün 1.5 milyon kişi yaşıyor. Brasilia'nın varlığının, ülkenin orta kesiminin gelişmesinde büyük payı oldu. Brasilia gelecek seneler için çok şey vaat eden bir şehir.

 

DOMİNİK CUMHURİYETİ

 

Yüzölçümü : 48.700 km²

 

Nüfus : 7.307.000

 

Başkent : Santo Domingo

 

Önemli Şehirler : Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros, San Cristobal.

 

Yeri : Güney Amerika'nın kuzeyindedir. Haiti ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Dominik pesosu

 

Önemli coğrafi yerler : Bahoruco sıradağları, Enriquillo gölü, Azuay vadisi.

 

DOMİNİKA

 

Yüzölçümü : 725 km²

 

Nüfus : 85.000

 

Başkent : Roseau

 

Önemli Şehirler : Roseau

 

Yeri : Güney Amerika'nın kuzeyindedir. Venezuela yakınlarında ada devlettir.

 

EKVATOR

 

Yüzölçümü : 283.561 km²

 

Nüfus : 10.506.000

 

Başkent : Quito

 

Önemli Şehirler : Quito, Guayaquil, Cuenca, Ambato.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Peru ve Kolombiya ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Sucre

 

LA COMPANIA KİLİSESİ (1605 Ekvador Cumhuriyeti)

 

Quito kentinin eski merkezindeki 'Plaza Independencia'ya yakınlarındadır.

 

İnka imparatorluğunun askeri istilasını, dini bir istila takip etti. Yerli halkın inanç sistemi yerle bir oldu ve kitleler halinde Hıristiyanlığa geçtiler. Kızılderili misyonları Fransiskan, Dominikan, Agustinyan ve Cizvit rahipler tarafından yürütülüyordu. Yaptıkları ilk kiliseler basit yapılardı ve cemaat toplantıları ve kutsama ayinleri açık havada yapılıyordu. 1550'lerde rahiplerin emriyle Kızılderililere daha büyük binalar yaptırıldı.

Mimaride İspanyol tarzını benimseyen, burç gibi duvarları olan bu inanç kaleleri sanki içindeki kutsal sırlan dışarıdaki yerli Kızılderililerin saldırılarından ve istismarından koruyordu. Diğer taraftan bölgenin altın ve gümüş zenginliği sömürüldükçe, -1545'te Bolivya'nın Potosi bölgesinde bir dağ gümüş bulunmuştu -kiliseler Tanrı'nın görkemi adına donatılıp süsleniyordu.

Quito'daki barok La Compania Kilisesi, tüm Güney Amerika'daki en muazzam ve zengin kiliselerden biri olarak bilinir. 1605 yılında başlayan inşaat, 18'inci yüzyılın ikinci yarısına kadar bitirilememişti. Yeşil ve altın rengi kubbeler altındaki dış cephesi, burgu kolonlar ve duvarlarda oyuklara yerleştirilmiş heykellerle süslüdür. İç cephe kırmızı ve altın renklerde gösterişli bir biçimde süslenmiştir ve sunaklar, duvarlar ve balkonlar için 6.4 ton katı altın kullanıldığı söylenir. Küçük kubbesinin altında ana sunak ve kenarlardaki 10 sunak, kalın altın tabakasıyla kaplıdır. Ahşap minber ve günah çıkartma odaları ayrıntılı oymalarla süslüdür. İç kısmın her santimetresi parlak renklerle boyanıp süslenmiştir ve bazı girintili çıkıntılı işlemeler batılı bir görüntü verir. Kilise bugün büyük hayranlık toplayan Quito sanat okulunun galerisi gibidir. Fransiskanlar 1535'te şehirde bir sanat okulu kurdular. Kızılderili ve melez ustalar burada Avrupa stilinde dini resimler ve heykeller yapmayı öğrendi ancak yerel stilin çarpıcı etkisi de kaybolmadı. La Compania Kilisesi'nin tavan resimleri, Quito'nun Sistine Şapeli'ne cevap olarak tanımlanır.

Altın ve zümrüt işli çerçevesiyle önemli bir hazine olan 'OurLady of Sorrows' tablosu, normalde bir kasada saklansa da özel günler için çıkarılıp sergilenir. Kilise ayrıca 1645 yılında ölen Quito'nun azizesi Mariana Paredes Flores'in hatırasını yaşatır. İspanyol bir aileden gelen azize, fakir Kızılderililerin yardımına koşmuş ve bunun karşılığında acımasız cezalara maruz kalmıştır. Şehirde bir salgın baş gösterdiğinde diğerlerinin günahlarına karşılık Tanrı'ya kendi hayatını sunmuş ve bundan kısa bir süre sonra ölmüştür. 1950 yılında azize ilan edilmiştir.

Quito'da Katolik manastırlarına da sık rastlanır. La Compania yakınlarında, yine sanat okulu öğrencilerinin eserlerini sergilediği, barok tarzında sarayı andıran San Francisco Kilisesi bulunur. San Domingo Kilisesi de ana sunağındaki Merhamet Bakiresi figürüyle ünlüdür. San Agustin'in eski rahibe manastın bugün bir müzedir. Quito'nun eski merkezi, Hıristiyanlığın Güney Amerika'daki yerini gösterircesine çanları her saat başında birbiriyle yarışan kilise ve manastırlarla doludur.

 

EL SALVADOR

 

Yüzölçümü : 21.393 km²

 

Nüfus : 5.548.000

 

Başkent : San Salvador

 

Önemli Şehirler : San Salvador, Santa Ana, San Miquel.

 

Yeri : Kuzey Amerika'dadır. Honduras ve Guatemala ile komşudur.

 

Para birimi : Kolon

 

Önemli coğrafi yerler : Sierra Madre del Sur sıradağları, Metapan yanardağı.

 

GRENADA

 

Yüzölçümü : 344 km²

 

Nüfus : 100.000

 

Başkent : Saint Georges

 

Önemli Şehirler : Saint Georges

 

Yeri : Güney Amerika'da Venezuela yakınlarında ada devlettir.

 

GUATEMALA

 

Yüzölçümü : 108.889 km²

 

Nüfus : 9.412.000

 

Başkent : Guatemala

 

Önemli Şehirler : Guatemala

 

Yeri : Kuzey Amerika'dadır. Meksika, Belize, Honduras, El Salvador ile komşudur.

 

Din : Katolik

 

Dil : İspanyolca

 

Para birimi : Quetzal

 

Önemli coğrafi yerler : Usumacinta ırmağı, Motagua ırmağı, Chamelecon ırmağı.

 

TIKAL (MS 4. Yüzyıl GUATEMALA)

 

Bölge Flores'ten karayoluyla 1 saat uzaklıktadır.

 

Günümüz Maya yerlilerinin ataları olan Maya halkı, dağlık geniş bir alanda ve Orta Amerika topraklarında yaşayan uygarlığın bir parçasıydı. Dini törenlerle bezeli kültürleri, rahipler tarafından yönetiliyordu. Ayrıntılı Maya takvimleri Long Count, 52 yılı kapsıyordu ve bunu Avrupa sistemiyle bağdaştırmak çelişkili sonuçlara neden oldu. Bulgular, Klasik Maya döneminde, uygarlığın doruk noktasının MS 4. ve 10. yüzyıllarda olduğu ihtimalini destekliyor. Maya bölgesinin kuzeydeki ovasında yer alan Tikal, Klasik Maya uygarlığının belki de en büyük merkeziydi. Tikal'in kalbinde, bantıa ve doğuda piramit tapınaklarla, kuzeyde bir iç kaleyle çevrili geniş bir meydan vardı. Bu kompleksin yanında, 10 bin - 45 bin arası nüfuslu 16 kilometrekareyi kaplayan 3 bin binalık bir alan bulunuyordu. İç kalede 11 yüzyıl boyunca yaşandığı sanılıyor. Buradaki 16 tapınak, aralarında boyalı mezarların da bulunduğu sayısız eski binanın kalıntıları arasında duruyor.

 

GUYANA

 

Yüzölçümü : 207.500 km²

 

Nüfus : 779.000

 

Başkent : Georgetown

 

Önemli Şehirler : Georgetown

 

Yeri : Güney Amerika'nın Atlantik Okyanusu kıyısında yer alır. Venezuela, Brezilya ve Surinam'la komşudur.

 

Dil : İngilizce

 

Din : Çeşitli yerel dinler

 

Para birimi : Dolar

 

Önemli coğrafi bölgeler :  Demerara ırmağı, Essequibo ırmağı, Berbice ırmağı, Kanuku dağları, Uacari ve Acarai sıradağları, Roraima dağları.

 

HAİTİ

 

Yüzölçümü : 26.785 km²

 

Nüfus : 6.409.000

 

Başkent : Port-au-Prince

 

Önemli Şehirler : Port-au-Prince

 

Yeri : Güney Amerika'nın kuzeyindedir. Dominik Cumhuriyeti ile komşudur.

 

Dil : Fransızca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Gurd

 

Önemli coğrafi yerler : Antibonite vadisi, Tiburon yarımadası, Culde Sac ovası, Saumatre gölü.

 

HONDURAS

 

Yüzölçümü : 112.088 km²

 

Nüfus : 5.261.000

 

Başkent : Tequcigolpa

 

Önemli Şehirler : Tequcigolpa, San Pedro Sula.

 

Yeri : Kuzey Amerika'nın güneyindedir. El Salvador, Guatemala ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Lempira

 

Önemli coğrafi yerler : Ulua ırmağı, Chamelecon ırmağı.

 

JAMAİKA

 

Yüzölçümü : 12.200 km²

 

Nüfus : 2.513.000

 

Başkent : Kingston

 

Önemli Şehirler : Kingston, St. Andrews.

 

Yeri : Kuzey Amerika'dadır. Küba yakınlarında ada devlettir.

 

Dil : İngilizce

 

Din : Hıristiyanlık

 

Para birimi : Jamaika doları

 

KANADA

 

Yüzölçümü : 9.976.139 km²

 

Nüfus : 26.527.000

 

Başkent : Ottawa

 

Önemli Şehirler : Ottawa, Montreal, Toronto, Calgary, Vancouver, Vinnipeg, Edmonton, Quebec, Halifax.

 

Yeri : Kuzey Amerika'dadır. Amerika Birleşik Devletler ve Alaska ile komşudur.

 

Dil : İngilizce, Fransızca

 

Para birimi : Kanada doları

 

Önemli coğrafi yerler : Nelson, Saskatchewan Mackenzie  ırmakları, Büyük Ayı gölü, Büyük Esir gölü, Manitoba gölü, Winnipeg gölü, Saint-Laurent ovaları, Sutton dağları, Niagara çağlayanları, Erie, Ontario gölleri.

 

C.N. TOWER (1975 Kanada)

 

Toronto’dadır.

 

Dünyanın en yüksek yapısı olan Canadian National Tower, (Kanada Ulusal Kulesi), 553.3 metre yüksekliğinde. Yapımı 40 ay sürdü. Toronto'nun gökdelenlerinin çok daha üstünde bir noktadan sinyal yollayıp bir iletişim merkezi görevi gördüğü gibi, aynı zamanda da, dünyaca ünlü bir eğlence merkezi ve turistlerin uğrak yeridir.

1973 Şubat'ında kule çalışmaları başlamadan önce, planlama komitesi üyeleri, dünyadaki diğer kuleleri inceledi. Onlarınki var olan kulelerin en büyüğü olacak, ve ziyaretlere büyük kolaylıklar sağlanacaktı. Çok sayıda ziyaretçi alabiliyor (Yılda ortalama 1.7 milyon). Manzarası da sadece Toronto'yla sınırlı değil, 100 mil'e kadar görülebiliyor. Mimarlar, diğer yerlerde gördüklerinden yola çıkarak, tepesinde "Gök zarı" diye adlandırılan bir bölmesi olan iğne şeklindeki yapıyı tasarladı. "Gök zarı", iç ve dış taraflarında gözlem alanları, bir gece kulübü ve 351 metre yükseklikte dönen bir restoran bulunan kapsül şeklinde bir yapı. Eğer bu da yetmezse, Space Deck (Uzay Güvertesi) adı verilen dünyanın en yüksek gözlem odasından, 447 metre yükseklikte daha etkileyici manzaralara şahit olabilirsiniz. Bu yükseklikte kimi zaman bina sallanır, ancak ziyaretçiler bunun normal bir durum olduğu konusunda ikna edilir. Yüksek yapıların hepsi, yüksekte türbülansla başa çıkacak şekilde tasarlanır. Sallanma payı olmazsa tehlikeli olabilirler. C.N. Tower'da büyük güvenlik önlemleri alınmıştır. Tasarımcıların, mühendislerin ve işçilerin karşılaştığı sorunların çoğu diğer gökdelenlerde de görülse de, bu proje keşfedilmemiş bir yere adım atmak anlamına geliyordu. Projede görev alan herkesin uzmanlığına güvenmek gerekiyordu. Tasarım tek bir mimar ya da mühendise ait değildi. C.N. Tower, birkaç yıllık bir ekip çalışmasının sonucu olsa da (köprülerle birbirine bağlanan 3 kulenin yapısı çok farklı olsa da, bu pek de kullanışlı değildi).

Kulenin inşasının hikayesi, Gök Zarı'ndaki fotoğraf sergisiyle gözler önüne seriliyor. 40.522 metreküp beton, 129 km uzunluğunda çelik ve 5.080 takviye çelikten yapılmıştır. Yapımında 1.537 kişinin görev aldığı binanın toplam ağırlığı 132.080 tondur. Sadece temeli için bile, 63 bin ton ağırlığında toprak ve killi taş çıkarıldı. Toprak 15 metre kazıldı.

Muhteşem ve zarif bir yapı olan C.N. Tower, hünerli ve titiz bir çalışma sonucunda ortaya çekici binalar çıktığını kanıtlıyor.

 

KANADA PASİFİK DEMİRYOLU (1885 KANADA)

 

Montreal ile Vancouver arasındaki 4.696 km uzunluğundaki tek yol, mühendislik tarihinin en büyük kahramanlıklarından olduğu gibi (zamanında "delice bir hareket" olarak tanımlanmıştı) modern Kanada'nın gelişiminde önemli bir faktördü. Hikaye, 1867'de, ülkenin doğu eyaletleri Kanada Konfederasyonu'nu kurduğunda başlamıştır. Batıda, engin düzlükler ve dağlar yer alıyordu. Ötede, Pasifik kıyılarında, ABD ile birleşme konusunda kaygıları olan Britanya Columbia'sı bulunuyordu. 1871'de Britanya Columbia'sı, kıtalar arası demiryolunun 10 yıl içinde yapılması şartıyla Konfederasyon'a katılmıştı.

1881'de çalışmalara başlandı. Müthiş Hollanda Amerikalısı William Van Horne, işin başına getirildi. Kariyerine Illinois Central Demiryolu'nda naçiz bir telgraf operatörü olarak başlayan Horne, haklı bir şekilde kariyer basamaklarını tırmandı. Düzlükleri kesen bu hat, 15 ayda inşa edilmiştir. Winnipeg'deki tedarik üssünden kalkan yapı trenleri, saat mekanizması düzeninde, batıya doğru hareket etti. Her biri, 1.6 km uzunluğunda bir demiryolu için gereken malzemeleri taşıyordu: ray ve kiriş, telgraf direkleri, gereken yerde köprü yapım malzemesi. Yerliler inşaatı seyretmeye gelirdi. Çömelerek, "ateş vagonları " nı ve onların yaşam tarzının sonunu müjdeleyen makineleri hayranlıkla izlediler.

Yolu, kayalık dağların arasından geçirmek ayrı bir sorundu. Demiryolu, Calgary'deki küçük yerleşim yerinin yanında, Bow Nehri boyunca uzandı. 183 metre uzunluğundaki ray, 4 dakika gibi rekor bir sürede döşenmiştir. Ancak sonradan, yüksek tepeler içinde, 1.628 metre yükseklikten, kavisli Kicking Horse Nehri'nin üzerinden geçip baş döndürücü bir şekilde aşağıya inen Kicking Horse Pass'i inşa etmek için 12 bin kişilik bir orduya ihtiyaç olmuştu. Orijinal plan, Columbia Nehri'ni takip etmek olsa da, A.B. Rogers adlı bir araştırmacı, Selkirk Dağları arasında 241 km kazandıran kestirme bir geçit (bugün onun adını taşıyor) buldu. Demiryolu, heyelanlar nedeniyle, kilometrelerce uzunlukta kar barakalarıyla korunmaktaydı. Daha sonradan en kötü kısmının üzerine bir tünel yapıldı. Kuzey Amerika'daki en yüksek köprü, 61 metre yükseldiğinde ahşap kulelerin taşıdığı Stoney Creek üzerine inşa edildi. Shuswap Gölü'nün yanında, raylar vahşi Coast Dağları'nın ve Van Horne'un "dünyadaki en feci yerlerden biri" diye tanımladığı geçilmesi mümkün olmayan Fraser Canyon'un içinde ilerledi. Burrard Körfezi'ndeki Moody Limanı'nda son bulması planlansa da, Van Horne yolu, bugün Vancouver'in bulunduğu körfeze kadar ilerletti. Bu isim Van Horne'un tercihiydi. Varlığını demiryoluna borçlu olan şehir, Kuzey Amerika'nın batı kıyısındaki en önemli liman haline geldi.

Demiryolu, orta ve batı Kanada'yı yerleşime açtı. Binlerce kişi buraya akın etti. Winnipeg'in demiryolları ve düzlüklerine akın eden göçmenler arttı. Regine, demiryolu sayesinde yaratıldı ve 1882'de buraya ilk tren vardığında Kraliçe Victoria onuruna adlandırıldı. İlk kayalık dağ turist beldesi Banff a ismi, Banffshireli bir İskoç olan C.P.R.'ın başkanı tarafından verildi. 100 yıldan uzun bir süre sonra, büyük bir kahramanlıkla başlayan kıtalararası sefer 1990'da durduruldu.

 

KOLOMBİYA

 

Yüzölçümü : 1.138.914 km²

 

Nüfus : 32.598.000

 

Başkent : Bogota

 

Önemli Şehirler : Bogota, Medellin, Cali, Barranquilla.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Ekvator, Peru, Brezilya, Venezuela, Panama ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Pezo

 

Önemli coğrafi yerler : And dağları, Antioquia yaylası, Rio Magdalena ırmağı.

 

HEYKELLER VADİSİ (MÖ 6. Yüzyıl Kolombiya)

 

Ant Dağları'nın kuzeyinde, 1.800 metre yükseklikte, Güney Amerika kıtasının en önemli arkeolojik bulgularından olan Heykeller Vadisi yer alıyor. Magdalena Nehri'nin oluşturduğu vadinin ormanlık yamacındaki 20 bölgeye dağılmış 500 anıtsal taş insan, hayvan ve tanrı heykeli bulunmuştur. Koyu yeşil bitki örtüsünün ortasındaki şelaleler, orkideler, haşin ifadeli sessiz heykeller yer alıyor. Bunlar, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız kayıp bir kültürün gizemli kalıntıları. 18. yüzyılın ortalarında bir İspanyol keşişi Fray Juan de Santa Gertrudis tarafından keşfedildiğinden beri, arkeologlar bile heykellerin ne zaman yapıldığına dair ortak bir karara varamadı. Bazıları M.Ö. 6. yüzyıl derken, diğerleri taşların daha sonraki yıllarda, İspanyol fethinden önce İnkaların bastırdığı uygarlıklardan biri tarafından yapıldığını öne sürer.

Pasifik'teki Paskalya Adası'nın heykellerinin benzerleri yapılmış olsa da, çoğu uzman, kültürü Kolombiya-öncesi Orta Amerika ve And uygarlıklarıyla bağdaştırır.

Heykellerin çoğunun yeraltı mezarlarının yanına yerleştirildiği göz önünde bulundurulursa, vadinin ölülerin ayinler eşliğinde burada yakıldığı düşünülebilir. Bazı heykeller, jaguar, kurbağa ve kartal gibi kutsal hayvanlarla özdeşleştirilmiştir. Diğerleriyse gerçekçi ya da stilize insan biçiminde figürlerdir. En büyüğü 7 metre olmak üzere, boyları değişir. En kolay San Agustin'den girilen bölgeler, şehrin 2.5 km uzaklığındaki Parque Arqueologjco'da bulunuyor. Parktaki 130 heykel, orijinal yerlerinde dursa da, bazıları

uçlara yerleştirilip parmaklıklarla çevrelenmiştir. Bosque de las Estatuas"taki "Heykel Ormanı" diğer 35 tanesi, yeniden yerleştirilip, çakıllı patika yollarla birbirine bağlanmıştır. Belki de en önemli törensel yer olan Fuente de Lavapatas'da parkta yer alıyor. Bu derede, büyük olasılıkla yıkanma ayinleri yapılıyor ve su tanrılarına tapılıyordu. Derenin kayalık yatağında kanalların oluşturduğu labirentler, havuzlar ve yılan, timsah ve insan heykelleri bulunuyor. Parkta ayrıca çanak çömlek ve sanat eserlerinin sergilendiği bir müze bulunuyor. Daha ileride, Magdalena Nehri'nin kuzeyinde, San Agustin'den yürüyerek 10 km uzaklıkta, şehre tepeden bakan bölgeye Alto de los Idolos adı verilmiştir. Buradaki heykeller mezarları koruyor. Birkaçı, bulgu elde etme amacıyla kazınmış ve mezarın sahibinin yaptırdığı levhalar bulunmuştur. Civardaki Alto de las Piedras'ta mezarlar kırmızı, siyah ve kırmızı levhalarla donatılmıştır. Bu bölgede bulunan en ünlü heykellerden Doble Yo, üzerine dört ayrı figür oyulmuş bir kaya parçasıdır. Tek hayatta kalan boyalı heykel, La Pelota. La Chaquira'daki bölge, dağın yüzüne oyulan tanrı heykelleriyle tanınır

 

KOSTARİKA

 

Yüzölçümü : 50.700 km²

 

Nüfus : 3.032.000

 

Başkent : San Jose

 

Önemli Şehirler : San Jose, Limon.

 

Yeri : Kuzey ve Güney Amerika'yı birbirine bağlayan dar kara şeridi üzerindedir. Panama ve Nikaragua ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Kolon

 

Önemli coğrafi yerler : Panama kanalı, Nikaragua gölü, San Juan ırmağı, Talamanca sıradağları, Nicoya ve Osa yarımadaları.

 

KÜBA

 

Yüzölçümü : 14.524 km²

 

Nüfus : 1.580.000

 

Başkent : Havana

 

Önemli Şehirler : Havana, Santiago de Cuba, Camaguey.

 

Yeri : Kuzey Amerika'nın güneyinde ada devlettir.

 

Dil : İspanyolca

 

Para birimi : Pesa

 

Önemli coğrafi yerler : Maisi burnu, San Antonio burnu, Turquino dağı, Guacanayabo körfezi, Canto ırmağı.

 

MEKSİKA

 

Yüzölçümü : 19.958.128 km²

 

Nüfus : 88.335.000

 

Başkent : Mexico City

 

Önemli Şehirler : Mexico City, Guadalajara, Monterrey, Leon.

 

Yeri : Kuzey Amerika'nın Güney ucundadır. Guatemala, Belize ve Amerika Birleşik Devletleri ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Meksika pesosu

 

Önemli coğrafi yerler : Morelos, Aguascalientes, Jalisco, Guanajuato, Toluca, Puebla, Mexico kapalı havzaları, Sierra Madre dağları, İxtaccihuatl, Popocatepetl, Citlaltepetl, Orizaba yanardağları.

 

ULUSAL ANTROPOLOJİ MÜZESİ (1964 Meksika)

 

Chapultepec Parkı'nda imparator Maximilian için yapılan müzeye, Paseo de la Reforma'dan gidiliyor.

 

Latin Amerika ülkeleri içinde, modern mimari tarzların en belirgin olduğu yerler Meksika ve Brezilya. Özellikle Meksika mimarisi oldukça cesurdur. 1930'larda, Meksikalı genç mimarlar, Le Corbusier'e esin kaynağı oldu ve 1939'da Meksika'ya yerleşen İspanyol faşizminden kaçan mühendis ve mimar Felix Candela, oldukça maceraperest beton binalar tasarladı. II. Dünya Savaşı'ndan beri, Meksika'nın baş mimarlarından Pedro Ramirez Vasquez, Ulusal Antropoloji Müzesi'ni tasarladı (Yakın zamanda tamamlanan Our Lady of Guadalupe Kilisesi'ni de o yaptı). Chapultepec Parkı'ndaki müze, 1964'te açıldı. Pürüzlü granitten iki katlı modern binanın uzun, dikdörtgen iç avlusunu müze galerileri çevreliyor. Buranın bir bölümü, güneş ve kötü hava koşullarından, tek bir beton sütun üzerinde yükselen bir tip tenteyle korunuyor. Şekli bir mantarı andırıyor. Dünyada, tek bir sütunun taşıdığı en geniş alan olduğu söylenir. 9 bin 300 metrekarelik mekan, İspanyolların gelişinden önceki döneme ait objelerin sergilendiği, Meksika'nın en iyi müzesi olarak nitelendirilir -aslında, dünya üzerindekilerin en iyilerinden biri. Sergi alanı mükemmel bir şekilde düzenlenmiştir. İngilizce açıklamalar olmasa da, 2 saatlik farklı dil seçeneklerinin olduğu turlar vardır. Bölgenin en etkileyici noktası, Aztek papazlarının tanrıları memnun etmek adına insanları kurban ettiği dehşet verici taştır. 5 papaz, sırtüstü taşa yatırılan kurbanın başından, kollarından ve bacaklarını tutardı. Kan bir cüppe giyen 6. papaz, keskin bir bıçakla kurbanın göğsünü keser, kalbini kavrar ve güneşe tutardı. Binlerce kişi, bu taş üzerinde ölümle tanıştı.

Diğer etkileyici objeler arasında, Aztek uygarlığının sembolü haline gelen "takvim taşı" bulunuyor. Bu, bölge dışındaki bir taş ocağından Aztek başkenti Tenochtitlan'a getirilen' büyük bir dikkatle oyulan 24.4 ton ağırlığında bir bazalt kaya parçası. Merkezdeki güneş tanrısı Tonatiuth'un başı, ayın günlerini ve pusulanın kardinal noktalarını temsil eden ortak merkezli dairelerle çevrili. Müzede ayrıca, eski Meksika'nın aralarında Tüylü Yılan'ın (Quetzalcoatl) da bulunduğu, Meksika'nın diğer tanrılarının heykelleri, Teotihuacan ve Chichen Itza'daki kutsal kuyudan çıkarılan (sayısız obje, taştan devasa Olmec başları, tüylü saç modelleri ve çanak çömlek, silah ve mücevherlerle dolu Bonampak'ın boyalı tapınaklarının kopyaları yer alıyor. Bunlara ilave olarak, müzede günümüz yerli Meksika halkını anlatan sergiler vardır.

1970'lerde yapılan bir anket, müzeyi umulandan daha az sayıda Meksika işçi sınıfı ailelerinin ziyaret ettiğini ortaya koydu. Tacabuya'daki bir kenar mahalleye, bir çeşit "müze-misyoneri" yapılmıştı. Müzeden buraya getirilen ve canlı, resmi olmayan bir atmosferde sergilenen objeler burada, yerel halkın ilgisini çekmeyi başardı.

 

OUR LADY OF GUADALUPE KİLİSESİ (1531 Meksika)

 

Kilise Mexico City'nin kuzeydoğu banliyölerinde, La Villa  de Guadalupe bölgesinde, şehir merkezinden 4 km uzaklıktadır.

 

Her yıl 11 ve 12 Aralık'ta gece ve gündüz, Guadalupe Bakiresi festivali, Meksika'nın dört bir yanında tören ve folk danslarıyla kutlanıyor. Heyecan özellikle, Mexico City'nin banliyölerindeki kilisede yoğun bir şekilde yaşanıyor. Binlerce hacı, Bakire'ye hürmetlerini sunmak için buraya geliyor ve ziyaretlerini dizlerinin üzerinde noktalıyorlar. Kilise, 1531'de Bakire'nin Juan Diego adlı bir köylüye göründüğü noktada yer alıyor. Buradaki ilk kilise, hacılar için bir mıknatıs görevi gören mütevazı bir kerpiç bina. Yüzyıllar içinde, ilki 1895'te olmak üzere, defalarca yeniden yapılıp genişletilen kilisenin 4 kulesi ve  40 metre yüksekliğinde bir kubbesi var. Çerideki Corinthian sütunlar çatıyı taşıyor. Mihraptaki parmaklıklar, şamdanlar, vazolar ve diğer eşyalar için kullanılan gümüşün ağırlığının 62 tonu bulduğu söyleniyor. 1970'lere dek, mermer ve bronzdan mihrapta, kutsal emanetlerin saklandığı altın bir sandık vardı. İçinde Juan Diego'nun üzerinde Bakire'nin görüntüsü olan mantosu; arkasında ise Juan Diego'nun çömelmiş bir heykeli bulunuyordu. Festival boyunca, Bakire'nin görüntüsünün üzerine, mücevherlerle bezeli bir taç konuyordu.

Yıllar içinde silinmeyen Guadalupe'ye olan bağlılık,  Bakire Meksika ulusallığıyla özdeşleştirildiği için giderek arttı. Burayı ziyaret eden hacıların sayısı öylesine arttı ki, 1976'da buraya yeni ve daha büyük bir kilise yapılmasına karar verildi. (Mimar Pedro Ramirez Vasquez, Mexico City'deki tartışmalı Antropoloji Kilisesi'ni de tasarlamıştı.) Çelik, tahta ve plastikten yapılan yeni kilise, gelenekselleri memnun etmedi. Mucizevi manto, yeni kilisedeki mihraba taşındı. Eski kilise, 1988'in Aralık ayında kapandı. Bugün burada dini resimler ile heykeller, hacıların ve şifa dileyenlerin türbeye getirdiği hediyelerin sergilendiği bir müze görevi görüyor. Civarda, Bakire'nin göründüğü kuyunun yakınında, küçük bir şapel yer alıyor. Basamaklar, Bakire'nin emri üzerine Juan Diego'nun çiçeklerle donattığı tepenin üzerindeki şapele uzanıyor. Bakire'nin, İspanyolların Meksika'yı fethetmesinden 10 yıl sonra göründüğü söylenir. Juan Diego, din değiştirmiş bir Aztek köylüsüydü. Orijinal adı "konuşan kartal" anlamına geliyordu. Tepenin üzerinde Bakire'yi gördüğünde, Bakire ondan piskoposla konuşup kendisi için o noktaya bir kilise yaptırmasını istedi. Juan Diego, kibarca onun yerine bir İspanyol'u göndermesini teklif etti. Karşılığında Bakire, istila edilen Juan ve onun insanlarına sevgi ve merhametle yaklaştığını söyledi. Piskopos ilk başta itiraz edip bir işaret istedi. Bunun üzerine Bakire, tepeyi çiçeklerle donattı. Juan Diego da bunları mantosunun içinde taşıyarak piskoposa götürdü. Mantosunu açtığında, üzerinde Bakire'nin ünlü resmi basılıydı. Piskopos ikna oldu ve kilise yapıldı.

 

TEOTIHUACAN (5. Yüzyıl Meksika)

 

Teotihuacan, "tanrıların yeri" anlamına gelen bir Aztek ismi olsa da burası çok daha eski uygarlıklara ev sahipliği yapmış. MÖ 1. yüzyılda burada yerleşik bk toplum vardı. M.S. 500'de burası Orta Amerika'nın en büyük şehri haline geldi. 21 kilometrekareyi kaplayan, nüfusu 50 bin-100 bin arasında değişen şehir, imparatorluk Roma'sından büyük, gelişen bir toplumdu.

Burası, geniş caddeleri, anıtsal dini yapılan, esnaf odaları ve özel evleriyle hoş bir şehirdi. Buna karşın, arkeolojik araştırmalar sonucunda buradaki insanların günlük yaşamlarına ve geleneklerine dair çok az bilgi edinildi. Büyük bir imparatorluğa hükmeden ve komşuları Maya halkına esin kaynağı olan belirgin bir şehir yarattılar. Şehir ızgara şebeke sistemi halinde tasarlanmış. Bu sayede nehir birbirine paralel caddelerle çakışmadan, bir kanaldan akıyordu. Şehrin kuzeyden güneye uzanan ana ekseni, 40 metre genişliğinde, 2.3 km uzunluğunda, Ölüler Sokağı (diğer bir Aztek ismi) adlı bir cadde. İki yanında tapınak ve türbelerin uzandığı caddede dikkat çeken iki piramit var: Kuzey uçta 46 metre yüksekliğinde birbirine bağlı piramitlerden oluşan Ay Piramidi ile daha güneydeki Güneş Piramidi. (Efsaneye göre, güneş ve ay Teotihuacan'da doğmuştu.)

Şehrin kalbinde, Citadel ve Great Compound adında halka açık 2 toplantı alanı var. Citadel, merdivenlerle çıkılan 365 metre yükseldiğinde bir platform üzerinde yer alıyor. Bu platformda, Quetzakoatl (Ana tanrılardan biri olan Tüylü Yılan) Tapınağı adında, ilk başta 21 metre yüksekliğinde, her katı heykellerle süslü diğer bir piramit yer alıyor. Etrafa tehditkâr bakışlar atan taş yılanlar, bugün bile insanı huzursuz ediyor. Piramit boya ve alçıyla kaplı, yılanların gözleri de yerindeyken, görüntü daha korkutucuydu kuşkusuz. Dini sebeplerden çok, idari işlere hizmet ettiği sanılan Great Compound'da zamanında üzerinde binalar olan iki büyük platform var. Teotihuacan kalıntılarının büyük kısmı bulundu. Bir bölümü, eski arkeologlar yüzünden zarar gördü. Özellikle Güneş Piramidi, 20. yüzyılın başında kötü bir kazı çalışmasına maruz kaldı ve hatalı bir şekilde yeniden inşa edildi. Piramidin, 73 metre yüksekliğinde olduğu sanılan tepesine çıkan 248 basamağın 764.560 metreküp malzeme (taş ve moloz çekirdeğin üzerinde taş) olduğu düşünülüyor. Bir tapınağın olduğu yapının üst kısmı düzlüktü.

Bu gelişmiş uygarlık, bir yağmur tanrısına taptıkları gibi, jaguara da saygı duyuyordu. Yerel obsidian stokları, tarımsal ekonominin önemli bir unsuruydu. "İnce portakal" diye bilinen çanak çömlekler ihraç ediliyordu. Kaliteli duvar resimleri, bu insanların yeteneklerine, kuvvetten düştükleri yıllarda insan kurban etmenin yaygın olduğuna işaret ediyor. Teotihuacan'ın sonunun nasıl geldiğini kimse bilmese de, sonun vahşetine ve 8. yüzyılın şehrin batışına şahit olduğuna dair şüphe yok.

 

TULA (10. Yüzyıl Meksika)

 

Tula, Mexico City'den 80 km uzaklıktadır.

 

Toltekler, MS 8. yüzyılda Teotihuacan uygarlığının yıkımına sebep olduğu sanılan göçebe bir halk. Başkentleri Tula olsa da, burası düşmanları tarafından yerle bir edilmişti ve uzun süre boyunca konumu bilinmiyordu. Toltekler Meksika'ya 200 yıl hükmetse de -MS 10. yüzyılın ortalarından 12. yüzyılın ortalarına kadar- efsanevi hüner ve başarıları onları ayakta tuttu ve gerçekle efsaneyi birbirinden ayırt etmek zorlaştı.

Tanrı Quetzalcoatl’a (Tüylü yılan) Tula’da çok önem verildiği sanılıyor.  Toltek hükümdarları kimi zaman kendilerini onunla özdeşleştirdi. Bu Toltek başkentindeki sanat ve mimaride bu figür, sütunlar ve piramit duvarlarında tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. 40 metre yüksekliğindeki Yılan Duvarı'nda iskeletleri yutan yılanlar göze çarpıyor. Bölgenin merkezinde (birçok bina restore edildi ve kazı çalışmaları yapıldı), Quetzalcoatl'ın bir tapınağını ayakta tutan bir piramit bulunuyor. Bu piramidin, sabah yıldızıyla özdeşleştirilen bir tanrı olduğuna inanılıyordu.

Piramidin tepesinde, tapınağa giderken, Atlantes diye bilinen iki sütun var. (İsim, klasik sanattan alınmış ve genelde bir insan figürünü anlatmada kullanılır.) Tula'daki Atlantes, Quetzalcoatl'ı sabah yıldızı olarak resmeder. 4.6 metre yüksekliğinde, tüylü saç modeli olan ve mızrak taşıyan Atlantes, orijinalinde tapınağın çatısının bir bölümünü ayakta tutmaya yardımcı oluyordu, ancak bugüne kadar muhafaza edilemedi. Tapınaktaki heykellerin de çoğu yok oldu. Ancak jaguar gibi bazı favori motifler hâlâ görülebilir. Tapınağın önünde, bir zamanlar kapalı toplantı alanı vardı ve buradaki sütunlardan çoğu duruyor. Sütunlardan bazıları, Toltek mimarisi örneği ve Toltek damgaları, Meksika eyaleti Yucatan'daki Chichen Itza bölgesinde tekrar karşımıza çıkıyor.

Top alanları, Toltek tasarımının diğer bir unsuru. Diğer Orta Amerika halkları gibi Toltekler de, dikdörtgen, yüksek duvarlı bir alanda plastik topla bir oyun oynuyorlardı. Bu oyunun dini bir önemi de vardı. İki top alanının kalıntıları Tula'da görülebilir. Bir tanesi Chichen Itza'daki top alanına çok benzemektedir. Toltek sanatından elde edilen tüm bilgiler, Tolteklerin, tanrıları memnun etmek adına insan kurban eden savaşçı bir toplum olduğu fikrini destekliyor. Topiltzin Quetzalcoatl diye bir hükümdarın Toltekleri ıslah etmeye çalıştığı ve insan kurban etme aktivitelerini durdurduğu söyleniyor.

Quetzalcoatl aynı zamanda, Tula'yı Nonoalca adlı yeni bir ırkla da tanıştırdı. Şehrin iç savaş mı, yoksa dış güçlerin saldırısı sonucunda mı yıkıldığı bilinmiyor. Sonuçta Tula, bir saldırıya uğradı ve Yılan Duvarı ile meydandaki büyük bina yakıldı.

Bu topluma ait şehir, yani insanları ve kaderleri ile ilgili gerçekleri ortaya çıkaracak kalıntıların büyük bölümü, hâlâ gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor.

 

CHICHEN ITZA (10. Yüzyıl Meksika)

 

Bölge, Merida'nın 121 km doğusundadır.

 

MS 10. yüzyıla kadar Chichen Itza önemli bir Maya bölgesiydi. Daha sonraki bir dönemde Maya Uygarlığı düşüşe geçtiğinde, Toltek savaşçıları kontrolü ele alıp Chichen Itza'yı kendi başkentleri Tula'dan daha iyi bir yer haline getirdi. Chichen Itza'daki kalıntılar ne tamamen Mayalara, ne de Tolteklere ait; her iki kültürün fikir ve motiflerinin bir sentezidir. Burasının hükümdar-tanrı Topiltzin Quetzalcoatl'ın (Maya dilinde adı Kukulcan) yeni başkenti olduğu sanılıyor. Mekanın en dikkat çeken binası ona adanan piramit tapınak El Castillo (Kale). 9 katlı ve dört tarafından 91 basamak yükselen piramit, daha eski bir piramidin üzerine inşa edilmişti. El Castillo'nun boyutları ve tasarımı muhteşem. Yılın günleri ve ayları basamakların ve terasların sayısıyla temsil ediliyor. 52 heykelli levha, 52 yıllık Maya zamanını anlatıyor. Merdivenleri kuzeye, güneye, doğuya ve batıya dönük binanın özenli düzenlenişi, ilkbahar ve sonbahar gündönümlerinde etkileyici bir portre çiziyor: Güneşin açısıyla oluşan gölgeler, merdivenin alt ve üst kısımlarında başı ve kuyruğu olan yılan kralın yeniden canlanışını ve tapınağın üstüne doğru tırmanışını anlatıyor. Chichen Itza'da, belki de Orta Amerika'nın en iyi top sahası yer alıyor. 83 metre uzunluğunda, 8.2 metre yüksekliğinde ve birbirinden 27 metre uzaklıkta paralel iki duvarı var. Tapınaklar, sahanın iki ucunda yer alıyor. Oyunun dini anlamı bilinmiyor. Başı kesilmiş oyuncuları resmeden duvarlardaki rölyefler, oyunların ölümüne oynandığına işaret ediyor. Aztek zamanlarından kalma bir bulguya göre, topu duvarlardaki taş halkalardan geçiren oyunu kazanıyordu. Ödülü ise, izleyicilerin giysileriydi.

Chichen Itza'daki Savaşçılar Tapınağı'na, bir kemeraltından geçerek geliniyordu. Toltek savaşçı figürleriyle işli sütunlar, zamanında bir çatıyı taşıyordu. Bu tarz sütunlara Tula'da da rastlanıyor (avluları oluşturan ve iç mekanı bölümlere ayıran sütunların Tolteklere ait bir fikir olduğu sanılıyor). Tapınak, oymalar ve frekslerle süslü olduğu gibi, Toltek sanatının bilindik jaguar ve kartal motifleri göze çarpıyor. Chichen Itza'daki Jaguar Tapınağı'nda, girişte nöbet tutan taştan hayvan heykelleri bulunuyor.

Eski Chichen diye bilinen bölge, her nasılsa çok büyüyüp ihmal edilse de, burada Toltek etkisinin görüldüğü ilginç binalar var. Bölgede, bir gözlemevi ve birkaç mezarın bulunduğu bir piramit yer alıyor. İçinde heykeller olan Rahibe Manastırı adlı bina, çok odalı büyük bir yapı. Hıristiyanlıkla ilgisi olmayan Kilise'nin cephesi, Maya maskeleri ve diğer mitolojik yaratıklarla kaplı.

Chichen Itza'nın yüceliği uzun ömürlü olmamış. Bölgenin, 1224 civarında, Yucatan Peninsula'nın diğer bir güçlü şehri olan Mayanpan hükümdarlarının saldırısından sonra gözden düştüğü sanılıyor.

 

NİKARAGUA

 

Yüzölçümü : 130.000 km²

 

Nüfus : 3.692.000

 

Başkent : Managua

 

Önemli Şehirler : Managua, Puerto Cabezas, Leon, Granada, Esteli, Matagalpa.

 

Yeri : Honduras, ve Kostarika  ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Cordoba

 

Önemli coğrafi yerler : Nikaragua gölü, Managua gölü, San Juan, Rio Grande, Rio Coco ırmakları.

 

PANAMA

 

Yüzölçümü : 75.650 km²

 

Nüfus : 2.423.000

 

Başkent : Panama City

 

Önemli Şehirler : Panama City, Colon, Mulatupo, Aguadulce.

 

Yeri : Kolombiya ve Kostarika ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Balboa

 

Önemli coğrafi yerler : Panama kanalı, Panama ve Darien körfezleri.

 

PANAMA KANALI (1914 Panama)

 

Panama Kanalı'ndan ilk buharlı gemi 3 Ağustos 1914'te geçti. Bu sayede, Isthmus of Panama'yı geçerek Atlantik'i Pasifik'e bağlama yolunda yıllar süren çalışmanın tatmini yaşandı. Kanalın bir kıyıdan diğerine uzunluğu 64.8 km. Bir okyanusun dibinden diğerine olan mesafe ise, 81.7 km.

Görünenin aksine, kanal doğudan batıya uzanmıyor. Isthmus of Panama'nın coğrafi yapısından dolayı, Atlantik'ten Pasifik'e suyu yolu, güneydoğu yönünde ilerlemektedir. Pasifik ucundaki Panama City, Atlantik ucunda, Colon'un güneydoğusunda yer alır. (Panama'daki bazı yerlerden, güneşin Pasifik üzerinden yükselişi görülebilir.) Kanalın inşası sadece su yoluyla sınırlı değildi; aynı zamanda limanlar, bunların tesisleri, dalgakıranlar, setler, havuzlar ve yapay göller de yapılması gerekti. Colon ile Panama City arasında büyük bir demiryolu yapılmalıydı. Atlantik tarafında, Limon Körfezi'ndeki dalgakıran 3.5 km uzunluğunda, üstten de 4.6 metre genişliğindedir. Gemiler buradan güneye, 3 Gatun Havuzu'na, oradan da 26 metre yükseklikteki yapay Gatun Gölü'ne yol alır. 152 metre genişliğindeki yarıktan, deniz seviyesinin 9.5 ve 16.5 metre altındaki başka havuzlardan geçip tekrar deniz seviyesine yükselerek Panama Körfezi'nde, 5.2 km uzunluğundaki dalgakıranın koruduğu Pasifik istasyonuna ulaşır.

305 metre uzunluğunda, 34 metre genişliğindeki havuzlar çift yapılmıştır. Böylece, gemiler yan yana geçip farklı yönlere gidebilmekte. Havuzların devasa çelik kapıları, 2.1 metre kalınlığında, 25 metre yüksekliğinde ve 396 - 732 ton ağırlığındadır. Havuzlarda gemileri, havuzun duvarlarında ilerleyen lokomotifler çeker. Genelde 1 gemiye 6 lokomotif düşer. Kanalın ilk yapım girişimi başarısız olmuştu. Süveyş Kanalı'nın yaratıcısı Ferdinand de Lessps, 1880'de, iki okyanus arasında yol boyunca deniz  seviyesinde giden 9.1 metre derinliğinde ve 22 metre genişliğinde bir su kanalı açmak için çalışmalara başlayan bir şirket kurdu. Zorlukları aşmak mümkün olmadı ve de Lesseps'in işçileri sarılığa ve sıtmaya yakalandı. Projenin kötü şöhreti yüzünden, işçilerin bir kısmı Fransa'dan beraberlerinde tabutunu getirdi. 1889'da şirket ettiğinde bu proje uğruna hayatını kaybedenlerin sayısının 20 bini bulduğu söyleniyor. 1903'te Fransa ile ABD hükümeti, kanalın haklarını Amerikalılara teslim eden bir anlaşma imzaladı. İlk hastalık tehdidiyle başa çıkılmıştı. Bir Amerikan ordu cerrahı William Crawford Gorgas, bölgeye gitti ve 2 yıl içinde sarılık ile sıtmayı temizledi. 1907'de ABD ordusundan baş mühendis G.W. Goethal önderliğinde kanalda çalışmalara başlandı. Kanal sadece ticareti değil, uluslar arasındaki iletişimi de teşvik amacıyla yapıldı. İşin ironik yanı, kanalın dünya gemilerine açılması, dünya tarihinin en yıkıcı savaşlarından birinin patladığı döneme rastladı.

 

PARAGUAY

 

Yüzölçümü : 406.752 km²

 

Nüfus : 660.000

 

Başkent : Asuncion

 

Önemli Şehirler : Asuncion, Concepcion, Puerto Casado, Paraguari.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Arjantin, Bolivya, Brezilya ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca ve Guarani

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Guarani

 

Önemli coğrafi yerler : And sıradağları, Santa Catarina ve Parana dağları, Paraguay ırmağı.

 

PERU

 

Yüzölçümü : 1.285.216 km²

 

Nüfus : 21.904.000

 

Başkent : Lima

 

Önemli Şehirler : Lima, Arequipa, Callao.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Ekvator, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Şili ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Sol

 

Önemli coğrafi bölgeler : And dağları, Amazon ovası, Javary, Putumaya, Huallega, Ucayali ırmakları, Misti yanardağı, Titica gölü.

 

MACHU PICCHU (15. Yüzyıl Peru)

 

Cuzco kentine 97 km uzaklıktadır.

 

Peru Andları'ndaki Urubamba Nehri'nden 457 metre yukarıda, iki dağın arasında terk edilmiş bir tören alanı uzanır. Bu yere Machu Picchu, yani 'Eski Zirve' denir ancak bu isim yakınlardaki bir dağdan ödünç alınmıştır ve bu önemli yerleşime verilmesinin sebebi orijinal isminin bilinmemesidir. Yale Üniversitesi arkeologlarından Hiram Bingham 1911 yılında bu uzak, iki hektarlık yerleşimi keşfettiğinde, imparatoru başkent Cuzco'dan kaçıran İspanyol istilasından sonra son İnkalıların 36 yıl boyunca yaşadığı meşhur Vilcabamba'yı bulduğunu düşünür. Bingham, gördüğü manzara karşısında etkilenerek ilk izlenimlerini şöyle aktarır: "Fark ediyorum ki eklemlenen yan daireleriyle bu duvar, dünyadaki en ustaca taş işçiliği kadar ustaca yapılmış. Nefesimin kesildiğini söylemeliyim." Görüntünün muhteşemliği su götürmez bir gerçekti ancak yerleşimin Vilcabamba olup olmadığı kesin değildi. Machu Picchu'nun gerçek ismi ve bu yer hakkında daha birçok şey kesinliğe kavuşmuş değil. Machu Picchu bir şehirden çok, önemli bir tören alanı ve dini yerleşim yerine benzer. Yapıldığı tarih tam olarak bilinmese de, İnka İmparatorluğu'nun 15'inci yüzyıl sonlarına denk gelen genişleme döneminde yapıldığı düşünülüyor. Burada bir tahmine göre en az 1500 kişi yaşamıştı. Bölgede bulunan iskeletlere bakıldığında 1 erkeğe karşılık 10 kadının bulunduğu söylenebilir. Bu oran Machu Picchu'nun güneşe tapma merkezi olduğu ve Güneşin Bakireleri olarak bilinen kadınların mabedi olduğu teorisini doğruluyor. Machu Picchu'da güneşin önemine dair bir diğer kanıt da, 'İntihuatanha' denilen Güneş Sunağı'nın varlığıdır. Bu tuhaf şekilli taş yapı, karmaşık bir astronomi cihazına benzer. Buna benzer bir başka yapı bulunamamıştır ama İntihuatanha'nın gündönümleri gibi özel tarihleri saymakta kullanıldığı düşünülmektedir.

İsminin ise kış gündönümü sırasında güneşin düştüğü noktadaki bir törene gönderme yaptığı sanılıyor. Güneş Kulesi adı verilen at nalı şeklinde yapılmış ve kış gündönümünde güneş ışınlarını yakalayacak şekilde yerleştirilmiş bir penceresi bulunan bir yapıda ve ayrıca Üç Pencere Tapınağı adı verilen ve bu üç pencerenin dikdörtgen şeklinde dik bir taşla planlanmış bir şekilde sıralandığı yapıda Güneş gözlemleri yapıldığı tahmin ediliyor. Burada yaz ve kış gün dönümlerinde İnti Raymi adı verilen bir İnka Güneş Festivali yapıldığı biliniyor.

Machu Picchu, bahçelerin, balkonların, büyük tören yapılarının ve sarayların bulunduğu bir yerdi. Su kemerlerinin, çeşmelerin, banyoların varlığına ve mısır, patates gibi sebzelerin yetiştirildiğine dair kanıtlar var. Farklı katlar ve teraslı bahçeler yüzlerce basamakla birbirine bağlanmıştır. İspanyol istilasından sonra bir sır olarak kalan yerleşim yeri, bilinmeyen sebeplerle terkedilmiş. İnkalar arasında bir iç savaş olduğu ya da tapınağının bozulduğu, ortaya atılan teoriler arasındadır.

 

CHAN CHAN (12. Yüzyıl Peru)

 

Trujillo yakınlarındadır.

 

Peru'nun dar kıyı bölgesinde, doğal bir taş rezervi olmayan Ant Dağları'yla Pasifik Okyanusu arasında, en çok kullanılan yapı malzemesi, güneşte kurutulmuş çamurdan yapılan kerpiç kiremitler. Bu malzemeden yapılmış devasa, eski şehir, bir zamanlar zengin, kalabalık ve güçlü Chimu imparatorluğunun başkenti olan Chan Chan'da görülebilir.

Chimu'nun kıyıda 966 km uzanan bölgeyi, 16 kilometrekarelik bir alan üzerine kurulu Chan Chan'dan yönettiği sanılıyor. Bu insanların 12. yüzyılda, güçlü Tiahuanaco uygarlığı düşüşe geçtiğinde parlak dönemini yaşadığına inanılıyor. Başarılı mühendis ve metal işçisiydiler. (Chan Chan su kaynakları olmadan var olamazdı). Temel inşaat malzemeleri (çok çeşidi şekillerde kerpiç kiremitler) yeterince mütevazı olsa da, Chan Chan'daki daha önemli binaların bir zamanlar altın levhalarla kaplandığına dair kanıtlar bulunuyor. Çamur sıvalara kazınan mozaik tasarım ve dekoratif desen örnekleri hala görülebilir. Ancak Chan Chan'daki (bitkilerin altından olduğu bahçelerden bahsedilir) değerli eşyalar çok uzun yıllar önce kayboldu. Chan Chan'ın kuruluşunda, denizden gelip burada bir şehir inşa eden ve sonra tekrar batıya giden Naymlap adlı bir adamdan söz edilir. Şehir ayrıca, güneşi ve ayı yaratan bir ejderhayla özdeşleştirilir. Efsaneler ve mitler, gerçeğe dair çok şey anlatmaz. Chimu'da sosyal organizasyonun çok gelişmiş olduğu söylenir. Chan Chan'daki farklı bölgelerin dikdörtgen planı, mantık ve düzene işaret eder. Farklı binaların düzenlenişine sembolik bir anlam yüklenmiş olabilir. Chan Chan'ın kalbinde, bugüne kadar ayakta kalmış meclis binasının bulunduğu tapınak - kale Tschudi yer alıyor. Burada, dikdörtgen avluyu çevreleyen duvar kenarına 24 sandalye yapılmıştır. Burasının bir tartışma salonu olduğu düşünülüyor. Akustik efektleri, odanın farklı yerlerinde oturanların, bağırmadan anlaşmasına imkân sağlıyor (bu durum bugün bile geçerli). Meclis salonu, bir duvarın çevrelediği birkaç binadan oluşuyor. Barakalar, bir su tankı, yerleşim yerleri ve dini törenler için kullanılan platformlar görülebilir.

Tschudi kalesi, Chan Chan'daki 10 ayrı kompleksten biri. Bazılarının duvarı 9.1 metre yüksekliğinde. Huaca Esmeralda (Elmas Tapınağı) ile Huaca Arco iris (Gökkuşağı Tapınağı), diğer etkileyici tapınaklardan sadece 2 tanesi. 1923'te bulunan ve 2 yıl sonra sağanak yağışlardan dolayı ciddi şekilde hasar gören piramit şeklindeki Elmas Tapınağı, 2 tapınak platformuna sahip olmasının yanında, deniz ve balık çizimleriyle süslü rölyeflerle kaplı. Gökkuşağı Tapınağı (Ejderha ve yılan benzeri yaratıklarla özdeşleştirilen bina adlarından sadece biri), yüksek duvarlarla çevrili ve farklı yaratıkların tasvirleriyle süslü .

 

NAZCA ÇİZGİLERİ ( MS. 1. Yüzyıl PERU)

 

Lima'nın güneyinde, 450 km uzaklıktadır.

 

Nazca Vadisi'ndeki Pampa Ingenio çöl tabanına çizilmiş Nazca Çizgileri, geometrik şekiller, düz çizgiler ve kuş ile hayvan figürlerinden oluşuyor. Yerde, çölün koyu kızıl tabanında zikzaklar çizen sarı patikaları andırıyorlar. Havadan bakıldığında, iki boyutlu bir hayvanat bahçesi göze çarpıyor: bir örümcek, örneğin 50 metre uzunluğunda; devasa bir akbabanın kanat genişliği 120 metre; bir timsah 180 metre; bir maymun ise 110 metre uzunluğundadır.

İnsanı şaşkınlığa uğratan bu çizimler, 500 kilometrekarelik bir çöl alanı üzerinde uzanıyor. Yüzeydeki taşlar kaldırılıp alttaki sarıya benzer beyaz zemin ortaya çıkarılmış. Nazca Çizgileri'nin hangi amaca hizmet ettiği hala bilinmese de, 1926'da "keşfedildiğinden" beri, teorilerin ardı arkası kesilmedi. Çizgileri ilk bulan Alfred Kroeber ve Mejia Xesspe, bunların sulama kanalı olduğunu sanmışa. Ancak Xesspe sonradan, çizgileri İnkalann kutsal yollarına (ceques) benzediği görüşünü savunmuştu. "Işın merkezleri"ni (çizgilerin birleştiği noktalar) işaret eden taş höyüklerin de törensel bir amacı olduğu sanılıyor. 1941'de burayı ziyaret eden Paul Kosok, yaz gündönümünden sonra güneşin çizgilerden birinin arkasından batışını gözlemledi ve bunları "dünyadaki en büyük astronomi kitabı" diye nitelendirdi. Bu, Alman akademisyen Maria Reiche'nin 30 yıl boyunca üzerinde durduğu bir teori. Düz çizgilerin ve spirallerin yıldızların hareketini, hayvan figürlerinin ise takımyıldızlarını temsil ettiğini savundu. Astronomi çalışmaları tabii ki tarımda kendini gösterdi. Yıldızların hareketiyle su kaynakları arasındaki ilişki bu bölgede dikkat çekiyordu. Teorilerin en bilinenine, Erich von Daniken'in Tanrıların Arabaları adlı kitabında rastlanıyor. Kitapta, çizgilerin uzaylıların limanı olduğu belirtiliyor. Diğer bir teori ise, eski Nazcalıların sıcak hava balonlarına bindiğidir. Çizgilerin en iyi tepeden görüldüğü gerçeği de bu teoriyi destekliyor. Figürlerin üzerindeki lekelerin, balonların ısısından kaynaklandığı sanılıyor. Georg A. Von Breunig tarafından ortaya atılan diğer bir teori, çizgilerin koşu yarışlarının yapıldığı yollar olduğu. Belki de arkeolog Josue Lancho'nun ileri sürdüğü gibi, bunlar sadece, yer altı kemerleri gibi önemli bölgelere giden yolları işaret eden haritalar. Çizgilerin hangi tarihte yapıldığı, daha az tartışmalı bir konu.  Ancak yine de arkeologların hemfikir olduğu M.S 1. yüzyıl, bir zamanlar ortaya atılandan çok daha erken bir tarih. Su götürmez tek gerçek, çizgilerin hem bunlarla profesyonel olarak ilgilenenleri, hem de turistleri büyülüyor olması. Çizgileri muhafaza etmek için, bugün ziyaretçilerin üzerinde yürümesine izin verilmiyor. Uçuş korkusu olanlar, Nazca'nın 12 mil kuzeyindeki gözlem kulesinden figürlerin 3 tanesini görebilir. Yerden bakıldığında, işaretlerin boyutu ve çizimlerin çeşitliliği anlaşılmıyor.

 

SANTA LUCİA

 

Yüzölçümü : 595 km²

 

Nüfus : 153.000

 

Başkent : Castries

 

Önemli Şehirler : Castries

 

Yeri : Venezuela yakınlarında ada devlettir.

 

ST. CHRISTOPHER VE NEVIS

 

Yüzölçümü : 252 km²

 

Nüfus : 40.000

 

Başkent : Basseterre

 

Önemli Şehirler : Basseterre

 

Yeri : Venezuela yakınlarında ada devlettir.

 

ST. VINCENT VE GRENADINLER

 

Yüzölçümü : 375  km²

 

Nüfus : 112.000

 

Başkent : Kingstown

 

Önemli Şehirler : Kingstown

 

Yeri : Venezuela yakınlarında ada devlettir.

 

SURİNAM

 

Yüzölçümü : 163.265 km²

 

Nüfus : 408.000

 

Başkent : Paramaribo

 

Önemli Şehirler : Paramaribo, Juliana Top.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Guyana ve Fransız Guyanası ile komşudur.

 

Din : Hindu dini, Hıristiyanlık, İslam

 

Dil : Hollandaca, yerel diller

 

Para birimi : Surinam florini

 

Önemli coğrafi yerler : Corantijn ve Maroni ırmakları, Wilhelmina dağı.

 

ŞİLİ

 

Yüzölçümü : 756.626 km²

 

Nüfus : 13.000.000

 

Başkent : Santiago

 

Önemli Şehirler : Santiago, Arica Iquique, Antofagasta, Valparaiso, Conception, Rancagua, Temuco, Valdivia, Osorno, Puerto Montt, Punta Arenas.

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Arjantin, Bolivya ve Peru ile komşudur.

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Şili pezosu

 

Önemli coğrafi yerler : Atacama çölü, Tocorpuri, Llullaillaco dağları, Bio-Bio ırmağı.

 

TRINIDAD VE TOBAGO

 

Yüzölçümü : 4.950 km²

 

Nüfus : 1.270.000

 

Başkent : Port-of-Spain

 

Önemli Şehirler : Port-of-Spain, San Fernando.

 

Yeri : Venezuela yakınlarında ada devlettir.

 

URUGUAY

 

Yüzölçümü : 177.508 km²

 

Nüfus : 3.002.000

 

Başkent : Montevideo

 

Önemli Şehirler : Montevideo

 

Yeri : Güney Amerika'dadır. Arjantin ve Brezilya ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Uruguay pesosu

 

Önemli coğrafi yerler : Rio Negro ve Uruguay ırmakları.

 

VENEZUELA

 

Yüzölçümü : 912.050 km²

 

Nüfus : 19.753.000

 

Başkent : Caracas

 

Önemli Şehirler : Caracas, Maracabio, Barquisimeto, Valencia, Maracay.

 

Yeri : Güney Amerika'nın kuzeyindedir. Guyana ve Kolombiya ile komşudur.

 

Dil : İspanyolca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Bolivar

 

Önemli coğrafi yerler : Perija dağları, Maracaibo gölü, Orinoco ırmağı, Llanos ovası.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bizi Tercih Ettiğiniz İçin Teşekkürler...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=