WebdeHouse
   
  TURKİYE'DE EGİTİMİN DOĞRU ADRESİ
  avrupa ülkeleri ve özellikleri
 

AVRUPA

 

ALMANYA

 

Yüzölçümü : 344.360 km²

 

Nüfusu : 76.898.000

 

Başkent : Bonn

 

Önemli Şehirler : Bonn, Berlin, Köln, Hamburg, Münih, Essen, Franfurt, Dorthmund, Düsseldorf, Stuttgart, Leipzig, Dresden, Magdeburg, Rostoek, Erfurt, Brandenburg, Bremen, Hannover, Nürnberg.

 

Yeri  : Hollanda, Belçika, Fransa, İsviçre, Avusturya, Danimarka ile komşudur.

 

Dil : Almanca

 

Din : Protestan, Katolik

 

Para birimi : Alman Markı, Avro

 

Önemli coğrafi yerler : Neisse ırmağı, order ırmağı, Erzgebirge dağları, Elbe ırmağı, Ren ırmağı, Mosel ırmağı.

 

NEUSCHWANSTEIN KALESİ (1869-1886 Almanya)

 

Neuschvvanstein ve Hohenschwangau kaleleri, Füssen kasabası ve Avusturya sınırı yakınındaki Bavyera Alpleri'ndedir.

 

Neuschwanstein, bir fantezinin gerçeğe dönüşmüş hali -küçük kule ve balkonların olduğu, Bavyera Alplerindeki ağaçların üzerinden yükselen bir peri masalı kalesi. Engin ve dayanıklı kalenin yapımı 17 yıl sürdü. Bavyeralı Kral II. Ludwig'in romantik Alman efsanesini canlandırdığı inanılmaz bir sahne tasarımı (Münihli öncü manzara ressamı Christian Jank'ın eseri). Ludwig, Hohenschwangau'da babası II. Maximilian tarafından restore edilen, duvarları Lohengrin efsanesini konu alan tablolarla süslü bir ortaçağ kalesinde büyümüştü. Alman mitolojisine kendini kaptıran kral, kendini Swan şövalyesi Lohengrin ile özdeşleştirmişe benziyor. 1861'de izlediği Wagner'in Lohengrin operası onu büyüledi ve üç yıl sonra 18 yaşında tahta oturduğunda ilk yaptıklarından biri, Wagner'i emirle seyircinin huzuruna davet edildi. İdaresindeki onca para ve bir kralın sahip olabileceği güçle, Wagner'in patronu oldu, borçlarını ödedi ve bestecinin yanıp tutuştuğu bir salon ve festivali ona bağışlayacağına söz verdi. Wagner sahnede Alman efsanesini canlandırır, iyi ve kötünün mücadelesini seyirci önünde sergilerdi. Bu arada Ludwig, eski Alman şövalyelerine değer harika bir kale yaptırıyordu. 19. yüzyılın sonunda bu tarz bir şeye ilgi pek yoktu. Ludwig'e Deli Kral deniyor ve gerçekle pek bir bağı olmadığına inanılıyordu. Giyinip kuşanma merakı ve tuhaf yaşam tarzına rağmen, (bütün gün uyumak ve yemek masasında XIV. Louis'nin hayaletini ağırlamak) Bismarck gençliğinde onu açık fikirli olmasından dolayı takdir etmişti -yine de hayatının sonlarına doğru deliliğinden şüphe edilmiyordu. Kralın yatağını yapmak için 15 adamın 4.5 yıl boyunca çalıştığı söylenir. Kalenin içinde, şarkıdan da içine alan, Fas-gotik-barok tarzlarının bir karışımı göze çarpıyor: Bizans zarafetiyle döşenmiş bir taht salonu ve Wagner gösterilerinin yapıldığı, görkemli bir şekilde aydınlatılan devasa Singers' Hall. Ludwing’in ortaçağ  zevki, onu modern teknolojiden yararlanmasına engel olmadı. Kalede gelişmiş ısıtma sistemi (sıcak hava sirkülasyonu) vardı; mutfakta sıcak ve soğuk su akıyordu.

Peri masalı sarayına rağmen, kral mutlu bir yaşam sürmedi. 1886'da buraya taşındıktan üç ay sonra, yöneticilik yetisi olmadığı ilan edildi. Bundan hemen sonra tahttan çekildi.

 

ANDORA

 

Yüzölçümü : 485 km²

 

Nüfus : 58.600

 

Başkent : Andorra-la-Vieille

 

Önemli Şehirleri :  Andorra-la-Vieille, Les Escaldes, San Julian de Loria.

 

Yeri  : İspanya-Fransa sınırında, Pireneler üzerinde yer alır.

 

Andora adı Arapça’dan gelir ve “ağaçlar ülkesi” demektir. Ama günümüzde ağaç kalmamıştır.

 

ARNAVUTLUK

 

Yüzölçümü : 28.748 km²

 

Nüfus : 3.201.000

 

Başkent : Tiran

 

Önemli Şehirler : Tiran, İşkodra, Diraç, Elbasan, Görünce, Avlonya.

 

Yeri : Balkan yarımadasının kuzeybatısında, Adriyatik Denizi kıyısındadır.

 

Din : İslam, Ortodoks, Katolik.

 

Dil : Arnavutça

 

Para birimi : Lek

 

AVUSTURYA

 

Yüzölçümü : 83.855 km²

 

Nüfus : 7.57 milyon

 

Başkent : Viyana

 

Önemli Şehirler : Viyana, Salzburg, Innsburck, Linz, Graz, St. Polten, Leoben, Klagenfurt, Villach, Dornbirn, Steyr, Wiener Neustadt

 

Yeri : Güney Avrupa'da yer alan Avusturya, Doğu Alpler'in ve Tuna Ovası'nın bir bölümünü kaplamaktadır.

 

Dil : Almanca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Avusturya Şilingi

 

Önemli coğrafi yerler : Alp dağları.

 

HOFBURG SARAYI (1535 Avusturya)

 

Hofburg, Viyana’nın eski bölgesini çevreleyen hoş bulvar Ringstrasse’ın doğusundadır.

Bir saraydan çok, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar farklı dönemlerin mimari özelliklerini taşıyan binalar topluluğu olarak nitelendirilebilecek Hofburg, Habsburg hanedanının, Kutsal Roma İmparatorlarının ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yöneticilerinin Viyana'daki eviydi. Kompleksin, sayısız avlu ve binayla dolu karmaşık yapısı, Habsburglar’ın yıkılmakta olan imparatorluğunu çağrıştırsa da, burada, Beethoven'in piyanosundan Meksikalı Moctezuma'ın tacına kadar çok sayıda değerli eşya bulunur. Hofburg'un bazı bölümleri devlet dairesi olarak kullanılırken, diğer bölümleri Habsburgla’ın kuşaklar boyunca biriktirdiği koleksiyonların sergilendiği müzelere dönüştürülmüştür. Sarayın, en eski bölümü Schvveizerhof (burayı garnizon olarak kullanan İsviçreli muhafızın adını almıştır), 1533'te I. Ferdinand kaleyi evi olarak kullanmaya başladığında, devamlı bir kraliyet mekanı haline gelmiştir. Kabul salonu ve 80 yıl tahtta kaldıktan sonra 1916'da ölen İmparator Franz Josef in sade odası gibi kraliyet dairelerinde, burayı ısıtmaya yarayan devasa ocaklara rastlanıyor. Burada bir de imparatorun karısı olan şımarık ve etkileyici İmparatoriçe Elizab'eth'in formunu koruduğu jimnastik salonu yer alıyor. Pazar günleri, dünyaca ünlü Viyana Çocuk Korosu şarkı söylüyor. Kraliyet hazinesi, aralarında 10. yüzyıldan kaldığı sanılan mücevherlerle bezeli taç da olmak üzere, çok sayıda değerli objeye ev sahipliği yapıyor. Burada, harika Order of t Golden Fleece'e ait cübbeler ve dini elbiseler mücevherler Burgundy Düklerinden kalan kutsal emanetlerin saklandığı sandıklardan oluşan türlü teçhizat bulunuyor. Hıristiyan aleminin önemli bir yadigarı olan Holy Lance de burada görülebilir.

Habsburglar yüzyıllar içinde saraylarını genişletti. I. Ferdinand, saraya sonradan ahıra dönüştürülen şık bir Rönesans kanadı ekledi Bir bölümü bugün galeri olarak hizmet veriyor.

 

İmparatoriçe Elizabeth'in yaşadığı Amelienburg’un yapımına 1575'te başlandı. Bugün Avusturya başkanı 17. yüzyıl kanadında yaşıyor.

1720’lerde inşa edilen kütüphanede 70 bin cilt kitap bulunuyor. Zarif sütunlu girişi ve kubbesindeki trompe l'oeil fresklerle burası "bir kitap katedrali” diye nitelendirilir. Din bilimi ve hukuk kitapları mavi, bilim kitapları sarı ve diğerleri kırmızı ciltlidir. Beyaz Lipazzaner atlarının gösteriş yaptığı, sütunları ve avizeleriyle ünlü İspanyol Binicilik Okulu'nun yapımı 1735’de tamamlandı.

 

BELÇİKA

 

Yüzölçümü : 11.779 km²

 

Nüfus : 9.897.000

 

Başkent : Brüksel

 

Önemli Şehirler : Brüksel, Liege, Bruges, Mons, Antwerp, Gent, Hasselt, Namur, Arlon, Oostende

 

Yeri : Kuzeyinde Kuzey Denizi ve Hollanda ile kuşatılan ülke, Federal Almanya, Lüksemburg ve Fransa ile çevrilmiştir.

 

Para birimi : Belçika frankı

 

Dil : Flamanca, Fransızca, Wallon lehçesi

 

Önemli coğrafi yerler : Flaman ovası, Brabant yaylası, Wallon yaylaları, Maas ırmağı, Escaut ırmağı.

 

GRAND PLACE (1402 Belçika)

 

Belçika’nın başkenti Brüksel’dedir.

Bir dönem Brüksel'de yaşayan 19. yüzyıl Fransız yazan Victor Hugo, Grand Place'in dünyanın en güzel meydanı olduğunu söylemiş ve birçokları da ona katılmıştı. Flaman gotik tarzdaki ihtişamlı belediye binası, özenle inşa edilmiş kraliyet sarayı ve şehrin zengin tüccar takımının altın bezeli yüksek evleri ile göz alıyor. Sütunları, süslü damları, heykelleri, büstleri, ganimetleri, tarabzanlan ve madalyonları bir opera sahnesini andırıyor. Meydanda her gün bir çiçek, Pazar sabahları ise kuş pazarı kuruluyor. Eski zamanlarda meydanda Burgonya asaletini gözler önüne seren mızrak dövüşleri yapılıyordu. Meydan önceden, Serme Nehri kenarındaki bataklık köyü olan eski yerleşim bölgesinde pazar yeriydi.

Meydanın neredeyse bir yanını boydan boya kaplayan belediye binası Hotel de Ville'in yapımına 1402'de başlandı, önemli kısmı 1480'de tamamlandı. Burgonya Dükü'nün mimarı Jan van Ruysbroek tarafindan tasarlanan 91 metrelik kule, 1450'lerden kalma. Tepesinde, şeytanı çiğnerken aynı zamanda pervane görevi gören St. Michael'in bakır heykeli yer alıyor. Binanın ön yüzünde, 19. yüzyıldaki orijinallerinin yerine konan 100'den fazla heykel var. İçerideki odalar, tablolarla ve Brüksel'e has duvar halılarıyla süslü. İç avludaki iki çeşme, Belçika'nın belli başlı nehirleri Scheldt ile Meuse'u temsil ediyor.

Karşı taraftaki Maison du Roi, adına rağmen hiçbir zaman bir kraliyet evi olmadı. Daha çok, sömürge ülkelerin İspanyol yöneticilerinin atadığı valiler tararından kullanıldı. 1873 ve 1895'te, 16. yüzyılın süslü tarzıyla yeniden yapılan bina, bugün şehrin tarihini anlatan bir müze. Burada, yüzyıllar boyunca şehrin maskotu Mannaken Pis'e hediye edilen 300'ün üzerinde kostüm sergileniyor. Buradaki evler, Brüksel'in tüccar prensleri tarafından iş toplantılarında ve eğlence amaçlı kullanılıyordu. Orijinalinde ahşaptan yapılmıştı ancak 1695'te, Fransızlar şehri 36 saat boyunca bombaladığında meydan büyük hasar görmüştü. 16 kilise ve binlerce ev yıkılmıştı. Şehrin tüccar takımı, evleri bu kez en abartılı ve şaşalı barok tarzında yeniden yaptırmak için su gibi para akıtmıştı. Evlerin üzerinde isteğe göre isimleri işlenmişti. Le Renard (Tilki), 7 Numara'da, kapı girişinin üzerinde altın bir tilki yer alıyor. Victor Hugo, 26 Numaralı Le Pigeon'da (Kuğu) oturdu. Okçu loncasına ait olan ve kapısında Romulus ile Remus'u emziren bir kurt kabartması olan 10 Numara'nın, L'Arbre d'Or (Altın Ağaç) üzerinde yiğit bir binici heykeli yer alıyor. Damda, Brüksel'in yeniden doğuşunu simgeleyen altından dev bir anka kuşu var.

 

BULGARİSTAN           

 

Yüzölçümü : 42.823 km²

 

Nüfus : 8.978.000

 

Başkent : Sofya

 

Önemli Şehirler : Sofya, Varna, Filibe, Rusçuk, Razgrad, Şumnu, Plevne, Vidin, Vraca, Yeni Zağra, İslimye, Burgaz

 

Yeri : Kuzeyinde Romanya, batısında Yugoslavya, doğusunda Karadeniz, güneyinde ise Yunanistan ve Türkiye vardır.

 

Dil : Bulgarca

 

Din : Ortodoksluk.

 

Para birimi : Leva

 

Önemli coğrafi yerler : Meriç ovası, Sredna Gora (dağı), Sarnena Gora (dağı), Tuna nehri, Meriç ırmağı.

 

ÇEKOSLAVAKYA

 

Yüzölçümü :  127.877 km²

 

Nüfus : 15.695.000

 

Başkent : Prag

 

Önemli Şehirler : Prag, Bratislava, Brno, Ostrava, Usti, Trutnov, Cheb, Pardubice, Prerov, Pizen, Pisek, Budelfovice, Presov, Kosice

 

Yeri : Polonya, Almanya, Macaristan, Avusturya ile sınırları olan bir ülkedir.

 

Dil : Çekçe, Slovakça

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Koruna (Çekoslovakya kuronu)

 

GOLDEN LANE (16. YÜZYILIN SONLARI ÇEK CUMHURİYETİ)

 

Prag’daki Hradcany Kalesi’nin duvarları ile Yaşlı Castellan’ın Kulübesi arasındadır.

 

Golden Lane önceden Simyacıların Sokağı diye bilinirdi. Hradcany Kalesi'nin duvarlarına yaslanan Arnavut kaldırımlı  bu dar sokakta bulunan küçük evler, buranın Grimm Kardeşler’in elinden çıktığı izlenimini veriyor. Pastel renkli evlerin ufacık kapı ve pencereleri, alçak tavanları ve gereğinden fazla bacası var. Bu sokak bugün turist akınına uğruyor ve küçük evlerin çoğu mağazaya dönüştürülmüş durumda 1590’larda, genelde Prag'da yaşayan Habsburg imparatoru II. Rudolph'un zamanında, bu evlerde kalenin korumaları  yaşardı. Daha sonra burası kuyumculuk merkezi haline geldi ve imparatorun simyacılarını, ocaklarda altın ve yaşam iksiri yapmaları için, buraya yerleştirdiği efsanesi yayıldı. II. Rudolph'un simya tutkusu, hikayenin gerçek olma ihtimalini güçlendirdi. Sokağın bir ucunda Daliborka adlı bir kule bulunuyor. 1496'da bir hapishane olarak inşa edilen kule söylentiye göre ismini, toprak sahiplerine karşı gelip köylülerle taraf olma hatasını yapan ilk mahkum Kozojedy'li Dalibor'dan aldı. Dalibor, zincire vurulu olduğu halde kendi kendine keman çalmayı öğrendi. Öyle güzel çalıyordu ki, insanlar kulenin dibine toplanıp onu dinlerdi. Sonunda yararsız bir bekleyiş gerçekleşti: Dalibor ve kemanı susturulmuştu. 19. yüzyıl Çek bestekarı Bedrich Smetana, Dalibor operasını bu hikayeden uyarladı.

 

Kale'nin ve daha birçok tehlikeli romanın yazarı Franz Kafka, 1916 Kasım'ından 1917'nin Mart ayına kadar Golden Lane'de yaşadı. En sevdiği kız kardeşi Ottla, ona 22 Numara'yı kiraladı. Kafka, içlerinde 1919'da basılan Ein Landarzt'ın da bulunduğu çok sayıda hikayesini burada yazdı. Geceleri, kalenin etrafındaki sokaklarda yürümekten hoşlanan yazar, nasılsa burada çok mutluydu.

 

Prag, dünyanın en büyüleyici şehirlerinden biri. Vltava Nehri'nin batısında yükselen zeminde, uzun süre Bohemia (bugünkü Çek Cumhuriyeti) yöneticilerinin yaşadığı, sonradan ülke başkanının evi olan Hradcany kale-sarayı bulunuyor.

 

9. yüzyılda ahşaptan yapılan kale, 12. yüzyılda taştan inşa edildi. Prag, 1355'te Roma İmparatoru olan Bohemia Kralı IV. Charles zamanında Kutsal Roma İmparatorluğu'nun başkenti olduğunda, yeni baştan yapıldı. Bati yakadaki Yeni Saray İmparatoriçe Maria Theresa için tekrar yapılana dek, 18. yüzyıla kadar defalarca yeniden inşa edildi. Vladislav Hail ve Versailles-tarzı Aynalar Odası, Eski Saray'da dikkat çeken odalar arasında. IV. Charles zamanında yapılan ve 1877-1929 yılları arasında geliştirilen St. Vıtus Katedrali'nin kuleleri, bütün bir yapıya ağırlığını koyuyor. Ünlü St. Wenceslas Kilisesi, içi tablolar ve değerli taşlarla dolu. Ana çan kulesiyle katedral, Prag'ın en büyük ve en önemli kilisesi. Çek kralları ve imparatorlarıyla onların yakınlarının yakıldığı yer. IV. Charles, I. Ferdinand ve II. Maximilian bunlar arasında. II. Rudolph'un kalay tabutu da burada.

 

DANİMARKA

 

Yüzölçümü : 43.076 km²

 

Nüfus : 5.000.134.000

 

Başkent : Kopenhag

 

Önemli Şehirler : Kopenhag, Alborg, Viborg, Arhus, Heming, Horsens, Esbjlery, Odense, Thisted.

 

Yeri : Avrupa'nın kuzeyinde, Baltık denizi ile Kuzey denizi arasında yer almaktadır.

 

Para birimi : Danimarka kuronu

 

Önemli coğrafi yerler : Fionia, Sjaelland, Lolland, Falster, Bornholm adaları.

 

FİNLANDİYA

 

Yüzölçümü : 337.000 km²

 

Nüfus : 4.900.000

 

Başkent : Helsinki

 

Önemli Şehirler : Helsinki, Oulu, Kuopio, Vaasa, Jaensuu, Jyvaskla, Tampere, Lappenranta, Pori, Lahti, Vantaa, Turku, Espoo, Kotka.

 

Yeri : Kuzey Avrupa’dadır. Güneybatısında Botni körfezi, kuzeybatısında İsveç, kuzeyinde Norveç ve güneyinde Fin Körfezi'yle sınırlıdır.

 

Dil : Fince, İsveççe

 

Din : Hıristiyanlık

 

Para birimi : Markka

 

FRANSA

 

Yüzölçümü :  544.000 km²

 

Nüfus : 56.184.000

 

Başkent : Paris

 

Önemli Şehirler : Paris, Marsilya, Lyon, Toulouse, Nice, Nantes, Strasbourg, Bordeaux

 

Yeri : Avrupa'nın batısındadır.

 

Dil : Fransızca

 

Din : Katolik

 

Para birimi : Frank

 

Önemli coğrafi yerler : Sen ırmağı, Akitanya havzası, Cevennes dağı, Montagne Noire dağı, Ardennes dağı,  Vosges dağı. Moures dağı, Esterel dağı. Pireneler ve Alp dağları.

 

1789 – 1799 yıllarını kapsayan Fransız Devrimi Dünya tarihi açısından önem taşır.

 

POMPIDOU KÜLTÜR MERKEZİ (1977 Fransa)

 

Seinne Nehri'nin sağ yakasında, Paris'teki Beaubourg bölgesindeki Rue du Renard'da yer alıyor.

 

Galeriler, müzeler, kütüphaneler, konser salonları. Ancak sağlam klasik binalarda bulunan bu tip yerler uzun süre boyunca ilham perilerinin kutsal tapınakları sayıldı. 1970'lerde Paris'te, sanata dair inanışları bir kenara iten, mimaride bir dönüm noktası sayılan çok amaçlı bir kültür merkezi yapıldı. Centre National d'Art de Culture Georges Pompidou, unutulması kolay bir bina değil. Dış cephesinde aşağı- dan yukarıya renkli devasa boruların uzandığı, ön tarafta boruların arasından bir asansörün süzüldüğü bina bir fabrika ya da petrol rafinerisine benzetilmiştir. Ancak bu görüntü, put kıran olma isteğinden kaynaklanmıyor. Modern teknolojide değişim yolu açılınca mimarlar, ısıtma ve su borularını, elektrik kablolarını ve havalandırma sisteminin duvarlar ardına saklama gereği duymadı. Bu şekilde bunların bakım ve onarımı da kolay olacaktı.

Bazıları bu yaklaşımı çirkin diye nitelendirdi. Diğerleri ise, iç mekana normalde olmayan bir esneklik kazandırdığı için bu tarz mimariyi çok cesur ve dahiyane bir fikir olarak değerlendirdi. Kütüphane, modern sanat müzesi, endüstriyel tasarım alanı ve müzikal araştırma kurumu olarak hizmet edecek bir bina tasarım yarışması duyurulduğunda, 49 ülkeden 681 mimarın projesi teslim edilmişti. Jüri üyelerine göre, tüm bu özellikleri en iyi şekilde bir araya getiren projenin sahibi mimarlar, Renzo Piano ve Richard Rogers idi.

Paris’in Beaubourg bölgesindeki Pompidou Kültür ve Sanat Merkezi'ne genelde sadece Beaubourg deniyor. 1930'larda temizlenen bölge 1971'de kazanan projenin yapı çalışmaları başlayana dek sahipsiz kaldı. Bugün burası sadece içerisinde olup bitenle değil, önündeki meydanda gösteri yapan hokkabazlar, akrobatlar, ateş yutanlarla da dikkat çekiyor. Böyle bir alan yaratma fikri yine bu iki mimara aitti. Teslim edilen projelerin arasında sadece onlarınkinde, arazinin yarısı Paris'in göbeğinde bir açık alan yaratmaya ayrılmıştı.

Paris'e ihtiyaç duyulan bir referans kütüphanesi ve sergi salonu kazandıran komplekste ayrıca bir sinema ve konser salonu, çocuk alanı, bar ve restoranlar yer alıyor. 1977'de ilk açıldığında, günde 45 bin ziyaretçinin akınına uğruyordu. Çok geçmeden Eyfel Kulesi'nden daha popüler bir yer haline geldi. Her ne kadar mimarların tam olarak istediği gibi yapılmamış olsa da (Para ve zaman sıkıntısı yüzünden, hareket eden zeminler gibi, bazı idealist planlar gerçekleştirilemedi), taklidi birçok binaya esin kaynağı oldu. 1977'de, Architectural Review onu "Batı toplumundaki teknolojik coşkunun en üstün olduğu an" diye nitelendirildi. Bugün bu coşku pek kalmamışa benziyor.

 

EYFEL KULESİ (1889 Fransa)

 

Seinne Nehri üzerindeki Eyfel Kulesi, Pont d'lena'da Trocadero Sarayı'nın karşısında.

 

Yeni yapım teknikleri gelişip değişimin önü açılınca, farklı yerlerden farklı kişiler, 305 yüksekliğinde bir bina yapma konusunda azmetti. Kimisi denedi ve başarısız oldu. Birçokları bunu baştan 'absürd' olarak nitelendirdi. Ancak Fransa'da, mühendis Gustave Eiffel bunu başaracağına inandı. Eiffel ile şirketi, 1884'ün sonunda 300 metrelik kulenin planlarını hazırladı. Bu daha çok Eiffel’in araştırma şefi Maurice Koechlin'in çalışmasının bir ürünüydü. 1886'da, endüstriyel gelişmelerin sergileneceği 1889'daki Paris Exposition'u (Uluslararası Sergi) dahilindeki yarışmanın duyurusu yapıldı. Organizasyon komitesi, katılımcıların 305 metrelik bina projeleriyle gelmelerini istediğini dile getirdi. Yarışmanın kuralları, Eyfel Kulesi düşünülerek yazılmışa benziyor. Yüzü aşkın proje verilse de, dünyanın en yüksek binasını yapacak kişi Eiffel oldu - 2 yılı biraz geçen bir süre içinde-   Eyfel Kulesi, 1.6 hektarlık kare şeklinde bir taban üzerinde yükseliyor. Tüm yapının ağırlığı 10.668 tonu buluyor ve binada 2 çivi kullanıldığı söyleniyor.

18 bini aşkın parça kullanıldı ve çoğu ince teknik çizimleri yapılarak önceden hazırlandı. Dünyanın en yüksek binasını 250 işçi, insanı şaşkınlığa uğratan bir hızla inşa etti. Önceden çok sayıda demiryolu köprüsü yapan Eiffel, teknik anlamda en zorlayıcı sorunları çözmesiyle tanınırdı. Eiffel kulenin yapım hızını, her şeyi önceden en kesin biçimde planlama yetisine borçlu. Kuleyi ayakta tutan 16 iskelenin (her ayağa dört tane) içinde, ilk kat yapıldığında hizada durması için hidrolik ayaklar vardı. Sadece çok küçük oynamalar yapıldı ve bu olmadan binayı tamamlamak hiçbir zaman mümkün olmazdı.

Daha sonra bir restorana ev sahipliği yapan kat, 1889 Sergisi sırasında bir yemek yeme mekanı halini aldı. Le Figaro gazetesi 116 metredeki ikinci kattaydı.

26 ayda yapılan bina, 1929'da New York'taki Chrysler Binası yapılana dek, dünyanın en yüksek binası olma özelliğini korudu. Sergi süresince, birinci, ikinci ve üçüncü katlara asansörle çıkan, iki milyon ziyaretçisi oldu. En tepeye kadar, 1.671 basamaklı bir merdiven de çıkıyor. 1964'te tarihi anıt ilan edilen ve ardı sıra gelen kuşakları büyüleyen Eyfel Kulesi her yıl üç milyon ziyaretçinin akınına uğruyor.

 

SACRE-COEUR (1874-1919 Fransa)

 

Sacre-Coeur, Paris'in birçok yerinden görülüyor. Clichy ile Rochechouart bulvarlarının kuzeyinde yer alıyor.

 

SACRE-COEUR (Kutsal Kalp'in Kilisesi) Paris'in kuzeyindeki Montmarte'ın tepesinde ya da Butte'de yükseliyor. Perigueux'un güneybatısındaki St. Front Katedrali'nden esinlenerek yapılmış.

Beş kubbesiyle Venedik'teki San Marco kilisesini andıran St. Front, 12. yüzyılda yapılan olağandışı Bizans-tarzında bir kiliseydi. 19. yüzyılda St. Front restore edildi ve restorasyondan sorumlu mimarlardan Paul Abadie, 1874'te Sacre-Coeur'ü yaparken St. Front'dan esinlendi. Kimileri Abadie'yi, St. Front'u mahvettiğini, buna karşın Sacre-Coeur'de çok daha zarif bir yapı inşa ettiğini savunup eleştirir. Proje devletten de destek aldı ve Fransa'nın 1870-71'de Fransa-Prusya Savaşı'ndaki yenilgisi sonrasında geri kazandığı özgüvenin sembolüydü. Paris başpiskoposunun öldürüldüğü, Paris Komünü diye bilinen savaş sonrası yükselişin temelleri Montmartre'da atıldı. Bu yüzden kilisenin inşası bu hareketin bastırılışına da işaret eder. Kilise, Katolik Roma hiyerarşisinin onayıyla, ulusal pişmanlığın bir sembolü olarak yapıldı.

Yeni kilisenin, ona tipik beyaz parlaklığını veren taşları güney Paris'teki Chateau-Landın'dan geldi. İlk başlarda inşaat yavaş ilerliyordu. Temeller atılırken, sıvaların yapmak için kullanılan alçı taşlarının yapıldığı, civardaki taş ocakları kullanıldı. Bina, 1891'de ibadete açılsa da yapımı 1919'a kadar sürdü. Avrupalıdan çok oryantal bir hava veren büyük kubbe, yaklaşık 79 metre yüksekliğinde Ziyaretçiler kubbenin tepesinden ziyaretçiler engin Paris manzarasına ve kilisenin içine bakabilir. Kubbeden 30 metre yüksekteki çan kulesi, 3 metre yüksekliğinde ve 19.3 ton ağırlığında olan dünyanın en büyük çanlarından birine ev sahipliği yapıyor. Savoy ilinin 1895’te hediye ettiği çan Savoyarde diye de bilinir. Kilisenin içinde birçok mozaik çalışma yer alsa da, orijinal vitray cam, İkinci Dünya Savaşı’nda yok oldu. Mozaikler, Kutsal Kalp'e olan bağlılık temasını işliyor. Yüksek merdivenlerle çıkılan ön cephe, İsa ile Samaryalı kadın ve Simon’un evindeki Meryem heykellerini sergileyecek şekilde tasarlanmıştı. Ziyarete açık olan, kilisenin  altındaki yeraltı türbesinde dini sanat eserleri sergileniyor.

Merdivenlerin bittiği yerde, kilisenin dışındaki terasın manzarası harika.

Buradan aşağıya inildiğinde Butte'nin dar geliniyor. Montmarte'ın ortaçağ manastırının dışında geriye kalan sadece St. Pierre kilisesi. 19. yüzyılda restore edilen kilisenin romantik bir bahçesi var. Place du Tertre, şirin 18. yüzyıl evleriyle, Montmartre'ın "köy meydanı". Rue de Cortot'daki Montmartre Müzesi'nde, sanatçıları, müzisyenleri, yazarları, kafeleri ve gece kulüpleriyle bölgenin Bohem yaşamına dair anılan sergileyen resimler, fotoğraflar ve hatıraların bulunduğu bir dükkan var. Ancak, Sacre-Coeur Montmartre'ın baş tacı olmaya devam ediyor.

 

VERSAILLES (1661 Sonrası Fransa)

 

Kral XIII. Louis, av etkinliklerinin üssü olacak mütevazı bir şato yapmak için, Paris'ten 24 km’den az bir uzaklıkta olan Versailles'in bulunduğu alanı seçmişti. Oğlu XIV. Louis de avcılığa meraklıydı ancak bu arsa için daha başka planları vardı. Varolan diğer saraylar (Louvre ve Tuileries de buna dahil) ona yetmediği için, 1660'da Versailles'i büyük bir kraliyet sarayına dönüştürmeye karar verdi. Her şey, tüm saray ahalisinin ağırlanabileceği tarzda, çok görkemli olacaktı. 1661'de sarayın yapımına başlandı ve iki yıl içinde, Güneş Kralı diye tanınan XIV. Louis, hazineden gelen tüm tepkilere karşın buraya inanılmaz miktarda para harcadı. Onlarca yıl sürecek yapım için binlerce işçi çalışacak ve harcamalar giderek artacaktı.  Versailles üzerinde 30 yıl çalışan mimar Louis Le Vau'nun yerine Andre Le Notre geçti. Peyzajdan sorumlu Andre Le Notre’nin tasarladığı bahçeler şatoyu geri planda bırakınca saray çok daha ihtişamlı bir yer halini aldı.

Sayısız çeşmenin, heykelin ve mağaranın bulunduğu Versailles bahçeleri, Güneş Kralı'nın saltanatının ilk yıllarında Paris asaletinin görülebileceği bir merkezdi. 1664,1668 ve 1674’te Moliere ve Racine'nin oyunlarını, Lully’nin operalarının  sergilendiği bir mekana dönüştü. Bu gelenek XIV. Louis'yi takip eden hükümdarlar, özellikle de Marie Antoinette tarafından sürdürüldü. Marie Antoinette, buraya bir tiyatro yaptırdı. Çobanlar ve alt sınıftan insanlarla dolu küçük bir köy yarattı, arkadaşlarıyla köylü rolleri canlandırdı. 101 hektarlık bir alanı kaplayan Versailles bahçelerinde sayısız gezi alanı ve kendi "Küçük Venedik" iyle bir "Grand Canal" yer alıyor. Sarayın boyutları da olağanüstü: ortasındaki Aynalar Odası'nın (72 metre uzunluğunda, 10.6 metre genişliğinde ve 12.8 metre yüksekliğinde bir galeri) yer aldığı bina cephesi 640 metre. Bahçeye bakan ve karşı duvarda ayna seklinde yansımaları olan 17 pencere var. Charles Le Brun'un tabloları, XIV. Louis'nin 1661-1678 yılları arasındaki saltanatının tutanağı bir anlamda.

Sarayın krala sanatsal katkısı, XIV. Louis'nin yerleştirmeye çalıştığı kraliyet ruhunu pekiştiriyordu. 1682'de Versailles devamlı evi halini aldı ve tüm kraliyet ailesi buraya yerleşti. Karmaşık ritüeller geliştirildi. Kralın suyuna gidenler ilerleyebildiği için bundan medet umanlar Versailles'e gelip imparatorun ağzına bakıyordu.

XIV. Louis, 1715'te öldü. XV. Louis, opera binası ve Petit Trianon sarayı da içinde olmak üzere, inşaatın devamında mimar Gabriel’i görevlendirdi. XVI. Louis zamanında iyi bir kütüphane yapıldı; Marie Antoinette ise Petit Trianon'un idaresini eline aldı. Ancak gerçek hayat, bu tiyatro sahnesini yıkmak üzereydi. 1789 Ekim'inde Fransız Devrimi Versailles'e ulaştı ve saray ele geçirildi.

 

CHARTRES KATEDRALİ (1260 FRANSA)

 

Eure-et-Loir'un başkenti Chartres, Paris'in 88 km güneybatısında.

 

Kilometrelerce uzanan düz araziye baskın çıkan Chartres Katedrali, gotik mimarinin ve eski Hıristiyan uygarlığının en büyük zaferlerinden. Kilise, Hıristiyanlıktan çok önce kutsanan bir alanda yükseliyor. Romalıların zamanında ve daha öncesinde burada putperest Keklerin önemli bir tapınağı bulunuyordu. Fransa'daki en büyük yeraltı türbesinin de burada olduğu sanılıyor. 18. yüzyılda katedralde tapılan, tahtadan bir İsa'ya hamile Meryem Ana figürü bulunuyordu. Bunun, putperest dönemlerden kaldığı söylenir. Keltlere ait bir ana tanrıça, sonradan Hıristiyanlaştırılmış olabilir. Figür, Fransız Devrimi sırasında yakıldı. MS 350'den itibaren buraya art arda kiliseler yapıldı. Hepsi yangında hasar gördü. 1194'te, yeraltı türbesinin batı yakası dışında tüm bina yandı. Bir kez daha küllerin arasından yükselen bu yüce kilise, 1260'da inşa edildi; bugün de gezilebiliyor.

Batı yakasında göze çarpan kulelerin her ikisinin yüksekliği de 91 metrenin üzerinde. Daha alçak olan 1130'larda, daha yüksek ve detaylı işlenen ise 1513'te yapılmış. Altta, binanın batı cephesinde üç büyük kapı ve 12. yüzyıl heykeltıraşlığının zenginliğini ortaya koyan Görkemli İsa yer alıyor. Bir pencere, 'Son Karar'ı betimliyor. Kuzey ve güney girişleri 13. yüzyıl heykelleriyle donanmış. Katedral baştan aşağıya, 10 binden fazla taş ve cam figüre ev sahipliği yapıyor. Kilise özellikle, yaklaşık 2.044 metrekare büyüklüğünde olan vitray camla ünlü -Güneş ışığı vurduğunda en güzel halini alan bir mavisi vardır. Kuzey ve batıda, devasa ilgi çekici pencereler vardır. Diğer bir hazine ise, Note Dame de la Belle Verriere (Güzel Camdan Hanımefendimiz) diye bilinen 12. yüzyıldan kalma pencere. Cam, kısa bir süre önce geçirdiği tuhaf "hastalık"tan dolayı tedavi edildi.

 

Kilisenin ortasındaki labirent, büyük olasılıkla pişman kimselerin dizlerinin üzerinde acı çekerek bir karara varmasını amaçlıyordu. İsa ile Meryem Ana'nın hayatından 40 ayrı kesit sunan büyük koro sahnesindeki oymalara 1514'te başlansa da yapımı ancak 200 yılda tamamlandı.

Hacılar, yüzyıllarca düzenli olarak Chartres'a geldi. Eski ahşap Meryem dışında Meryem Ana'nın annesi St. Anne'in kafasını ve Meryem'in İsa'yı doğururken giydiği sanılan kutsal bluzu da muhafaza etti.

 

PONT DU GARD (M.Ö. 19 FRANSA)

 

Nimes’in kuzeydoğusunda ve Provenca’da yer alan Remoulins’ten 2 km, Uzes’ten 16 km uzaklıkta. Gardon nehri üzerindedir.

 

Gordon Nehri'nden Güney Fransa'daki Nimes şehrine su taşımak amacıyla inşa edilmiştir. 49 metre yüksekliğinde ve 274 metre uzunluğundaki köprü, Nimes ile Uzes’teki su kaynağı arasında 48 km boyunca uzanan borular ve köprüler sisteminin bir parçasıydı. Köprü, süsten uzak, basit sorunlara belirgin cevaplar bulan fonksiyonel inşaat mühendisliği.

 

Bazı kayıtlar, Pont du Gard'in İmparator Augustus’'un dostu ve müttefiki Roma generali  Agrippa tarafından MÖ 19'da inşa edildiğini ortaya koysa da, bunu kabul etmeyen arkeologlar, teknik açıdan böylesine gelişkin bir yapının daha sonraki bir döneme ait olduğunu savunuyor. Nimes, iyileştirici güçleri olduğuna inanılan yerel bir su tanrısının tapınağının etrafında kurulmuştu. Romalıların yönetimi altında 50 bin nüfuslu 202 hektarlık bir yerleşim yerine dönüştü ve adını tanrı Nemausus'tan aldı. Hesaplara göre su kemeri günde kişi başına 409 litre su temin edilmesini sağlıyordu.

 

Pont du Gard, 6'sı en altta, 11 tanesi ortada ve 35 tanesi en üstte su kanalının tam altında olan üç sıra kemerden oluşuyor. Taş bloklar harç kullanılmadan sıralanmıştı, yanlardan çıkan pürüzlü topuzlar da tahta iskeleti birbirine bağlıyordu. Yapı, kaba ve yarım kalmış gibi gözükse de, bu sayede bakımı daha kolay yapılıyordu -bölgedeki akıntı çok şiddetli olduğu için, zamanla büyük miktarda mineral tortuları su kanalında toplanabilirdi. Bugün, Pont du Gard'ın üzerinde yürürken, etrafındaki kimi taşların kaybolduğu su kanalını görebilirsiniz.

 

En alttaki 6 kemerden sadece birinin tamamen nehirle kesiştiğini ve farklı sıralardaki kemerlerin eşit olmadığını görmek insanı şaşırtıyor. Pont du Gard da nehri 90 derecelik bir açıyla kesmiyor -akıntıyla beraber biraz kıvrılıyor. Su kemerinin sonunda ne oldu? Nimes'da hala iyi korunmuş 6 metre genişliğinde bir silindir depo görmek mümkün. Su, kemerden depoya, beş ayrı borudan da beş farklı yöne akıyordu. Deponun alandaki üç delik, gerektiğinde temizlenebilen tortuları içinde biriktiriyordu.

 

GÜNEY KIBRIS RUM CUMHURİYETİ

 

Yüzölçümü :  5.750 km²

 

Nüfus : 520.000

 

Başkent : Lefkoşe

 

Önemli Şehirler : Lefkoşe, Baf, Larnaka, Limasol.

 

Yeri : Akdeniz’deki Kıbrıs adasının güneyindedir.

 

 

HOLLANDA

 

Yüzölçümü :  40.844 km²

 

Nüfus : 14.864.000

 

Başkent : Amsterdam

 

Önemli Şehirler : Amsterdam, Rotterdam, La Haye, Leeuwarden, Groningen, Den Helder, Alkmaarulder, Haarlem, Zee, Zwole, Utreht, Deventer, Arnhem, Nimwegen, Vissingen, Dodiecht, Breda, Tilburg.

 

Yeri : Doğusunda Almanya, batısında ve kuzeyinde Kuzey Denizi, güneyinde Belçika ile sınırlıdır.

 

Dil : Hollandaca

 

Din : Hıristiyanlık

 

Para birimi : Florin

 

Önemli coğrafi yerler : Dollart körfezi.

 

Shell ve Philips dünyaca ünlü şirketleridir.

 

İNGİLTERE

 

Yüzölçümü : 344.792 km²

 

Nüfus : 57.121.000

 

Başkent : Londra

 

Önemli Şehirler : Londra, Aberdeen, Dundee, Edinburg, Newcastle, Sunderland, Leeds, York, Hul, Manchester, Derby, Nottingham, Brmingham, İpswich, Oxford, Bristal,  Southampton, Portmouth, Plymouth, Bournemounth, Belfast

 

Yeri : Avrupa'nın kuzeybatı kıyısında yer alan coğrafi olarak Britanya Adaları diye anılan adalar topluluğudur.

 

Dil : İngilizce

 

Din : Anglikanlık

 

Para birimi : Sterlin

 

Önemli  coğrafi yerler : Dover boğazı, Thames ve Severn ırmakları.

 

WINDSOR KALESİ (1524-1525 İngiltere)

 

Windsor, Londra'nın 34 km batısındadır.

 

Windsor Kalesi, İngiltere hükümdarlarının yaklaşık 9 yüzyıl boyunca yaşadığı ana mekanlardan biri oldu. Kuleleri ve mazgallarıyla Thames Nehri üzerinde görkemli bir şekilde yükseliyor. Görünümünü, kaleyi 1820'lerde Kral IV. George için inşa eden mimar Sir Jeffrey Wyatville'e borçlu. Amaç, ortaçağ kraliyet görkemini yakalamaktı, bunu da başardılar. O zamandan beri kalede pek bir değişiklik yapılmadı.

IV. George'un diğer bir amacı, kendine bir mahremiyet alanı yaratmaktı. Babası III. George'un zamanında, insanlar genelde istedikleri gibi etrafta dolaşıyor, ağızları açık kraliyet ailesini izliyor, parkta uçurtma uçuruyordu.

 

Kalenin geçmişi 11. yüzyıla kadar gidiyor. Fatih William, batıdan Londra'ya gelen yolu kontrolü altında tutmak için Thames sırtlarındaki bu bölgeye ahşap bir kale yapmıştı. Bir sonraki yüzyılda, kale taştan tekrar yapıldı. 13. yüzyılda ve tekrar 14. yüzyılda burada doğan Kral III. Edward tarafından değiştirildi. 17. yüzyılda II. Charles burayı elden geçirdi. Kalenin basit planı hep aynı kaldı. Ortada, Wyatville'in yükselttiği Round Tower (Yuvarlak Kule) yer alıyor. İki yanında ise, duvarlarla çevrili bir avlu. Doğudaki avlunun adı Upper Ward, batıdakinin ise Lower Ward. Bugünkü hükümdar Kraliçe II. Elizabeth'in özel daireleri, Upper Ward'un doğu yakasında ve ziyarete açık değil.

 

Kuzey yakada, kraliçe yokken açık olan eyalet daireleri var. Konukların ağırlandığı bu odalar, ilgi çeken tablo, mobilya ve hazinelerle dolu. VIII. Henry'nin zırhı ve Nelson'un ölümüne neden olan kurşun da bunlar arasında. IV. George'un, Sir Francis Chantrey'nin elinden çıkma heykelinin yer aldığı etkileyici merdivenler, 1866'da Kraliçe Victoria için yapılmıştı. Odaların çoğu, Wyatville tarafından IV. George için tasarlanmış olsa da, II. Charles içir tasarlanan üç oda da bulunuyor. Eyalet dairelerinin girişi yakınında, Sir Edwin Lutyens'in 1923'te tasarlayıp Kraliçe Mary'e takdim ettiği bebek evi yer alıyor. 40 odalı evde işleyen asansörler, elektrikli lambalar var ve evdeki beş banyonun çeşmelerinden sıcak ve su akıyor. Evin mobilyaları zamanın öncü zanaatkarlarının elinden çıkma. Lower Ward’daki ana bina, Garter Şövalyeleri'nin sancaklarının  asılı olduğu St. George Kilisesi. VIII. Henry, I. Charles ve IV. George da aralarında olmak üzere çok sayıda kral burada yakıldı. V. George ile Kraliçe Mary'nin tabutunu Lutyens tasarladı.

The Albert Memorial Kilisesi, Kraliçe Victoria'nın isteğiyle 1861'de Windsor'da ölen kocası Prens Consort için bir anıta dönüştürüldü. Anıtın içinde, 1892'de ölen Clarence Dükü Sir Alfred Gilbert'ın mezarı bulunuyor. Kraliçe Victoria ve Prens Albert de bu topraklardaki Kraliyet Türbesi'nde yakıldı.

 

PONT CYSYLLTE SU KEMERİ (l805 Galler)

 

Su kemeri, Llangollen ile Chirk arasındaki yolun hemen kuzeyinde, Llangollen'ın 5.6 km doğusundaki

Froncysyllte'de bulunuyor. Yükseklik korkusu olmayanlar kemerin üzerinden yürüyebilir.

 

19 taş kemerden oluşan kemer 26 Kasım 1805'te törenle açıldı. Shrewsbury’deki Severn Nehri ile Dee’yi bağlayan Ellesmere Kanalı (Bugünkü adı Shropshire Union Kanalı) projesi 1790'larda ortaya atılmıştı. 1793'te, en güçlü demir ustası John Wilkinson’ın desteğiyle, 36 yaşındaki İskoçlu mühendis Thomas Telford projenin başına getirildi.

O zamana kadarki en önemli sorun, kanalı derin Dee vadisinden geçerek Llangollen'in dışına taşımaktı. Telford cesurca su yolunu alıp nehirden 38 metre yüksekte, 305 metre uzunluğunda, taş kemerlerin taşıdığı dökme demir köprü üzerinden geçirdi. Sir Walter Scott, su kemerini o güne dek gördüğü en iyi sanat eseri diye nitelendirdi. Bugüne dek burası nefes kesici manzaralardan  biri olma özelliğini koruduğu gibi , buradan tekneyle geçmek (yükseklik korkusu olanlara önerilmez) insanın tüylerini diken diken  eden bir deneyim. Bugün hala kullanılıyor.

Kanal yapım şirketi bu işe zekasıyla girdi.

Tekneleri sudan 36 metre yükseklikten geçirme ihtimaline inandı. Su kemerinin toplam uzunluğu 307 metre. Üzerinden tekneler geçen demirin eni 3.6 metre olsa da bu genişlik, tek bir yana yerleştirilen, sütunların taşıdığı yedek demirlerle 1.4 metreye iniyor. 21 metre yükseklikteki taş iskelelerin arası 16.2 metre. Kanalın güneyinden gelerek kemerle birleşen 30 metre eğimli ve Britanya'da bugüne kadar yapılan en büyük set, başlı başına bir mühendislik harikası. Dee kavşağına gelene dek kanal iki ayrı tünel ile Chirk'te Ceiriog Nehri üzerindeki başka bir kemerden daha geçiyor. 21 metre yüksekliğindeki Chirk su kemerinde her biri birbirinden 12 metre uzaklıkta olan 10 aralık var. Her iki kemerin de titizlikle yapılan demir işlerinden Telford'un yakın dostu Freemason sorumluydu. Yerel işlerine William Hazeldine bakıyordu.

Telford ününü Pont Cysyllte su kemerine borçlu. Sonradan daha büyük işlerde çalıştı -İskoçya'daki Caledonial Kanalı'nın yapımı ve Galler'deki Menai Strait üzerindeki dünyanın ilk asma köprüsü.

 

IRON BRIDGE (1779 İngiltere)

 

İngiltere, Coalbrookdale'de Severn Nehri üzerindeki Iron Bridge, türünün dünyadaki ilk örneği. 18. yüzyıla yaraşır klasik bir zarafetine sahip olsa da, başka bir şeylerin habercisiydi. Zamanının cesur projelerindendi ve yapan demir ustalarına olduğu kadar, cürete de bir övgü niteliğindeydi.

1773'te ilk fikri ortaya atan, projeyi civardaki ve Galler'deki demircilik çalışmalarının sahibi müşterisi John Wilkinson'a öneren, Shrewsburyli mimar ve köprü tasarımcısı Thomas Farnolls Pritchard idi. Çetin Wilkinson öyle bir demir tutkunuydu ki, takma adı "Demir - hastası" Wilkinson idi. Demir bir şapka takardı; ilk demir tekneleri o yaptı, demir bir tabutta gömüldü ve anısına demir bir dikilitaş yapıldı. İşlerin ilerlemesine yardımcı oldu ve en önemli Coalbrookdale demir patronu genç Abraharn Darby projeye dahil edildi. Diğer finansmanlar arasında Wilkinson'ın ortağı Edward Blakeway, Coalport porselen fabrikası kurucularından biri ve sonradan güney Galler Merthyr Tydfil'de ünlü Dowlais demirciliği kuran Guest hanedanından iki kişi yer aldı. Bazı hatalı başlangıçlardan sonra, 1777'de ızgaralar yapıldı. Ana ızgaraların her biri 5.1 ton ağırlığındaydı. Orijinal tasarım, o yılın sonunda ölen Pritchard'a aitti. Ancak köprü asıl Darby ve adamlarının hünerinin bir ürünüydü. Köprünün parçaları önceden hazırlanıp sonradan bir araya getirildi. 1779'da aylar sonra, nehir trafiğini engellemeden tamamlandı. Buraya çıkan yolun tamamlanmasıyla, 1781'de yılbaşı günü trafiğe açıldı. Köprü ayaklarındaki zarif kemerin kıvrımı 30.6 metre uzunluğunda ve 384 tonun biraz üzerinde. Bugün olduğu gibi zamanında da, çok ilgi çekip merak konusu oldu. insanlar onu görmeye geldi, sanatçılar tarafından boyandı ve köprü demir ustaları ile onların teknolojisinin iyi bir reklamı oldu. Onlar da şüphesiz bunu bekliyordu.

 

1795’teki selde civardaki tüm taş köprüler yıkılıp da bu köprü ayakta kalınca , Coalbrookdale, daha çok demir köprü siparişi almaya başladı. 1970’de restore edildi.

 

STONEHENGE (MÖ. 4.-2. Milenyum İNGİLTERE)

 

Stonehenge, Whitshire’da, Amesbury’nin 3 km batısındaki Salisbury Düzlüğün’de yer alır.

 

Stonehenge hâlâ açıklanamayan bir gizemdir. Yapılma amacına dair en makulünden en absürtüne çeşitli teori ve tartışmalar söz konusu. 17. yüzyıl İngiliz mimarlarından Indigo Jones, Stonehenge'in Roma mimarisini taklit etme amaçlı ilkel bir girişim olduğunu söylerken, diğerleri işte uzaylıların parmağı olduğu, burayı yeryüzü gezintileri için bir üs olarak kullandıklarına ikna olmuşlardır. Gerçeği bütünüyle öğrenmek pek mümkün olmasa da, bu anıt ile mekanın güzelliğinden ve atmosferinden etkilenenler için bunun pek bir önemi yok. Stonehenge'in görünümü zaman içinde farklılaştı. İlk olarak MÖ 3100'de iç kısmına küllerin konduğu deliklerle çevrili bir höyük, dışında da tek bir kayanın bulunduğu yuvarlak hendekten oluşuyordu. MS 2100'de bunlar yok oldu (Bu ilk safha buranın ilkel bir anıt sayılmasına yetti) ve Stonehenge, aşina olduğumuz görünümünü almaya başladı. Dev gri kumtaşından blok daireler yapıldı, taşlar eşiklerle birleştirildi. İki taşın yatay bir taşla bağlandığı yapılardan oluşan bu daire bir nal şekli oluşturuyordu. Mavi taşlara farklı kuşaklar tarafından yeni şekiller verilmiş olabilir. Bugün nal şeklindeki kum taşlarının içinde bağımsız nal şeklinde taşlar, kum taşı çemberinin içinde de mavi taştan daireler yer alıyor. Mavi taşlar başlı başına bir spekülasyon kaynağı olmuştur. Olağandışı görünümleri, Güney Galler'deki Prescelly Dağı'ndan buraya taşınmış oldukları düşüncesini güçlendirir. Durum böyle ise, taşlar büyük olasılıkla sallarla taşınarak buraya getirildi. Ancak yeni jeologlar, taşlar çok çeşitli olduğundan tek bir yerden gelme olasılığının olmadığını ve büyük olasılıkla Stonehenge civarına farklı noktalardan taşındığını söyleyerek bu teoriyi çürüttü. Stonehenge'deki yapılanma ne ilkeldi, ne de gelişigüzel. Taşların düzenlenişi kayda değer bir perspektif anlayışını gözler önüne seriyor. Burayı inşa edenlerin matematik hünerlerine dair ortaya atılan iddiaların yanında, yapı belki de ay tutulmasının zamanını saptama amaçlı astronomik bir gözlem ürünüdür. Yaz gündönümünde Stonehenge'in bir ibadet yerine dönüşmesi, mekanın mistik anlamını artırıyor.

Stonehenge, astronomi olaylarına ilgili olduğuna inanılan Druid'lerle de ilişkilendirilmiştir. Ancak bu teori, sırtını anıtın yapıldığı döneme yaslamaz -Druid'ler Kelt toplumundan gelir. Daha sonraki yıllarda Stonehenge ile bir   ilişkileri olmuş olsa bile, burası ilk inşa edildiğinde henüz ortada değillerdi.

Arkeolojinin daha ciddi bir bilime dönüşmesiyle, Druid teorisi zayıfladı. Şimdilik, Stonehenge ve hayali yankıları bir gizem olarak kalmaya devam ediyor.

 

HADRİAN DUVARI (MS 2. Yüzyıl İngiltere)

 

İngiltere'nin kuzeyinde Cumbria'dan Northumberland'a uzanan Hadrian Duvarı, bir değil, çok sayıda gezi alanından oluşuyor. Esas görülmesi gereken yer, Housesteads Fort ve Steel Rigg arasında kalan bölümü. Burada doğuyu batıya bağlayan yollar da bulunuyor.

 

Kuzey İngiltere'yi kıyı boyunca kat eden 120 km uzunluğunda, 4.5 metre yüksekliğinde ve 2.5-3 metre enindeki; 3/4 metreküp büyüklüğünde taşlarla örülü Hadrian Duvarı, Roma İmparatorluğunun bilinen yüksek standartlarına göre bile, şaşırtıcı derecede iddialı bir inşaat projesiydi. Hadrian'ın biyografi yazarına göre,  İmparator, Romalıları barbarlardan ayırmak için bu duvarı yaptı.

MS 43 yılında, Roma ordusu Britanya'yı istila etmişti. Kuzeye ilerleyen ordu MS 84'te İskoçya'nın kuzeydoğusundaki Mons Graupius savaşında en sonunda, sorun çıkaran yerli Kaledonya kabilelerini boyunduruğu altına aldı. Ancak Roma'nın zaferi kısa sürdü ve MS 122'de Hadrian gelince, güçler batıda Corbridge'den Carlisle'a uzanan 128 km  uzunluğundaki sınırı oluşturan Stanegate yolu ile birkaç kale inşa ettikleri Tyne Vadisi'ne çekildi.

Anlaşıldığı kadarıyla Hadrian, karamsar bir sonuçta karar kıldı: Kuzey Britanya'nın barbarları ehlileştirilemediği için, engin imparatorluğunun kuzeybatısında, aynı zamanda Romalıların gücünü simgeleyen kalıcı bir duvar, karmaşık bir askeri bölge inşa edecekti. Duvar, Stanegate ile Tyne Vadisi'nin birkaç mil kuzeyine yapıldı. Nehirlere köprüler yapılmak ve çorak, konuk sevmeyen arazi adam edilmeliydi. Proje için, yetenekli mühendisler, mesahacılar ve taş ustaları gerekiyordu. Roma ordusu sayesinde iş, 7 - 8 yılda tamamlandıysa da, bu süre içerisinde planda bazı değişiklikler oldu. Örneğin, duvarın eni bazı yerlerde farklı. Duvarın batıdaki bölümü ilk başta çimden yapılsa da sonradan taşa çevrildi. Duvar orijinalinde, kaleler 1.481 m. aralıklarla yerleştirilmişti ve küçük kuleler (iki kalenin arasında eşit mesafedeydi) ile arasında uzanıyordu. Kalelerde sadece birkaç kişi yaşarken, askerlerin çoğunun garnizonu duvarın güneyindeydi. Kısa bir süre sonra tüm bunlar değişti. Bugün hala görülebilen Housesteads, Chesters ve Birdoswald'daki kalelerde de içinde olmak üzere, duvara 14 yeni kale eklendi ve Hadrian sınırı 10 bin tabura ev sahipliği yaptı.

Duvarda, kaleler ve kuleler dışında, yollar ve malzeme üsleri yer alıyor. İki büyük tümsek arasındaki düz tabanlı hendek The Vallum, bugün hala güney kısımda duvara paralel uzanıyor. Vallum ile duvar arasındaki askeri yol boyunca yürümek de mümkün. Hadrian Duvan'nın güneyinde, Stanegate yolunda, iki ilginç bölge yer alıyor -Corbridge ve Vindolanda. Değerli eserlerin bulunduğu bu iki şehrin müzeleri de mükemmel. Kazılarda çıkarılanlar anlaşılması güç objeler olmakla beraber, yüzyıllar içindeki kullanım değişikliklerinin de ipuçlarını veriyor. 1964 yılında Corbridge'de bulunan tahta bir sandığın içinde, MS 2. yüzyıldan kalma bir Romalı zırhı yer alıyordu. Vindolanda'da, Stanegate yolu üzerindeki kalelerden biri hala orijinal haliyle duruyor. Buradaki modern yapıları gören ziyaretçiler, ilk inşa edildiğinde duvarın ne kadar ürkütücü ve etkili bir engel görevi gördüğünü daha iyi anlıyor. Bu bölgede yapılan en ünlü keşif, ordu malzemeleri ve kişisel işler için kullanılan ahşap yazı masaları. Yüzyıllar içinde, Hadrian Duvarı'nın taşları döküldü (Bölgedeki birçok bina bunu kanıtlıyor). 18. yüzyılda, duvarın bir bölümü yol açmak için yıkılmıştı. Tüm bunlara rağmen, Britanya'nın en dramatik manzarasının ortasındaki yalçın kayalıklarda yükselen bu devasa bariyer harika bir manzara sergiliyor.

 

İRLANDA

 

Yüzölçümü : 68.893 km²

 

Nüfus : 3.734.000

 

Başkent : Dublin

 

Önemli Şehirler : Dublin, Dundalk, Sligo, Ballina, Westport, lifden, Galway, Dun, Wicklow, Shannon, Limerick, Thurles, Waterford, Killarney, Cork, Bantry.

 

Yeri : Britanya adalarını oluşturan iki ana adanın daha küçük ve batıda olanıdır.

 

Dil : Gael dili, İngilizce

 

Din : Katoliklik, protestan

 

Önemli coğrafi yerler : Wicklow dağları, Cork ve Kerry dağları, Donegal dağları, Mayo dağları, Shannon ırmağı.

 

NEWGRANGE (MÖ. 4. Milenyum İRLANDA)

 

Newgrange, Meath Kasabası, İrlanda Cumhuriyeti, Boyne Nehri 'nin kuzey kıyısında, Drogheda'ya 16 km den az mesafede ve Dublin'in yaklaşık 48 km kuzeyindedir.

 

1699'da bina yapımında kullanmak için taş aranırken keşfedilen Newgrange, mağara diye nitelendirilmişti. O zamandan beri, Danimarkalılara atfedilmiş; Hıristiyan dönemin ilk yüzyıllarında yaşayan Tara krallarına türbe olarak hizmet etmiş, hatta Mycenae'deki arıkovanı mezarlarının bir uzantısı olarak görülmüştür. Aslında, Mycenae'den, hatta Stonehenge ya da Piramitlerden çok daha eskidir. İrlanda edebiyatında Boyne'un ikametgahı olarak nam salan Newgrange, MÖ 3200'lerde yapılan pasaj mezardır.

 

Burası, o dönemde Boyne Vadisi'nde teknik yeterliliğe sahip ve sofistike bir Neolitik toplumun gelişmeye başladığına dair kesin ipuçları veriyor. Boylu boyunca ve tavanında harika monolitlerin uzandığı 91 cm genişliğinde ve 16.7 metre uzunluğundaki bu pasaj, üç kollu bir odaya açılır. Pasajın ön tarafındaki 1.5 metrelik yükseklik, odanın girişinde iki katına çıkar. Hem oda hem de pasajın, 200 bin ton gevşek taştan oluşan bir taş yığını ile örtüldüğü saptanmıştır. Suya karşı dayanıklı yapının çevresi iri kayalarla çevrilidir. Newgrange'a dair hâlâ cevaplanmamış sorular var. Böylesine titizlikle inşa edilen bir mezarda neden sadece dört insan kalıntısı bulunmuştur? Bu devasa kayalar buraya nasıl taşınmıştır? (Kaldırılıp taşınmadığı, buraya sürüklendiği sanılıyor.) Yapımı ne kadar sürdü ve kaç kişi çalıştı? Bazı taşlar üzerinde belirgin geometrik desenlere rastlansa da, bu desenler neden bazı yerlerde saklanmaya çalışılmış?

 

Kimi açılardan baktığımızda ise şüpheye yer bırakacak hiçbir şey yok: Newgrange'ın araştırmacısı Profesör O'Kelly bize mezarın, doğan kış güneşinin pasajdan içeri süzülecek şekilde tasarlandığını gösterdi. Newgrange inşa edildiğinde de olan buydu, odanın ucundaki desenli taş, güneş ışınıyla aydınlanırdı.

O dönemde pasajın girişi bir kayayla kapatılmış olsa da, güneş ışını çatıda açılan ufak bir delikten içeri süzülürdü. Kış gündönümünün bir hafta öncesinden sonrasına kadar, bu durum gözlemlendi. Benzeri bir olaya, İskoçya'daki, MÖ 2700'lerde yapılan Orkney Adaları'nda bulunan Maes Howe türbesinde de rastlanır. Ancak burada, diğerinin aksine, mezarın içini doğan değil batan güneş aydınlatır. Newgrange'da güneşin önemi, İrlanda edebiyatında mezarın Dağda ya da "iyi tanrı" diye bilinen güneş tanrısı gibi doğaüstü varlıklarla ilişkilendirilme teorisini destekliyor.

 

İSPANYA

 

Yüzölçümü : 504.750 km²

 

Nüfus : 39.784.000

 

Başkent : Madrid

 

Önemli Şehirler : Madrid, Barcelona, La Corona, Oviedo, Sevilla, Valencia, Vizcaya, Saragoza, Malaga, Teledo, Bilbao, San Sebastian.

 

Yeri : Doğu ve güneydoğusunda Akdeniz, kuzey, kuzeybatı ve güneybatısını Atlas okyanusu çevreler. Kuzeydoğu sınırında Fransa ve Andorra Cumhuriyeti batı sınırında ise Portekiz vardır. Ayrıca Akdeniz'deki Balear, Atlas okyanusu'ndaki Kanarya Adaları da İspanya'nındır.

 

Din : Katolik

 

Dil : İspanyolca

 

Para birimi : Peseta

 

Önemli coğrafi yerler : Pirene sıradağları, Ebro deltası, Galta burnu.

 

LA SAGRADA FAMILIA (1884 İspanya)

 

Barselona'nın merkezinin kuzeyinde, Paseo del Emperador ile Calle de Mallorca'nın kesiştiği yerde.

 

Sagrada Familia'nın (Kutsal Ailenin Kilisesi) yapımına 1884'te başlandı ve bugüne dek devam etti. Yaşayan Roma Katolik inancının sembolü olması amaçlanan kilise, içinde okulların ve atölyelerin de yer aldığı bir merkez olacaktı. Tamamlanmamış bina tüm dünyada, mimar Antoni Gaudi'nin belli başlı eseri olarak biliniyor.

Bu, ziyaretçiyi şaşırtacağına kesin gözüyle bakılan bir yapı. Devasa ve bereketli, İsa'nın doğumunu anlatan cephesi, geleneksel ve tanıdık Hıristiyan sanatını ele alıp saygıdan kusur etmeden, tamamen özgün ve neredeyse sürreal bir ifadeyle ortaya koyuyor. Gaudi'nin çalışmalarında bariz bir Fas etkisi hissedilir. Ayrıca sanatçının Raphael öncesi akım ile John Ruskin ve William Morris'in yazılarına yakınlık duyduğu bilinir. Art Nouveau'ya eğilimi olsa da onunki hiç şüphesiz, mimariyi özgün bir ele alış biçimiydi. O binayı organik saydı -taş canlı bir form alıyor ve içinden bir çiçeğin filizlendiği gibi süsler çıkıp yayılıyor. Üzerinde çalıştığı projelerin ince çizimleri yerine karalamalar yaptığı gibi hep sahada olup binanın şekil almasını izlemeyi ve başkalarına bırakmaktansa istediğinde üzerinde değişiklikler yapmayı tercih etti. Bu çalışma metodu, Sagrada Familia'nın neden tamamlanamadığını açıklıyor. Gaudi, 1891’de daha ilk günlerinde projeyi aldı, 1914’ten sonra gelen diğer tüm teklifleri geri çevirerek ona inanılmaz bir enerji harcadı. 1926'da bir tramvayın altında kalıp öldüğünde, diğer başka birinin binayı tamamlamasına imkan yoktu. Gaudi'nin niyetinin kiliseye üç anıtsal cephe yapmak olduğu biliniyor. İsa'nın doğumu, Tutku ve İsa'nın dirilişi. 1950'lerde İsa’nın doğumu bölümünde yapıldığı gibi, her üç cephenin dört devasa kulesi olacaktı. Mimar bir mükemmeliyetçi idi. Örneğin Mısır'a Uçuş’u yaparken, heykeli için tam aradığı bitkin görünüme sahip bir eşeğin, sahibinden izin alarak, alçıdan kalıbını çıkardığı söylenir. Gaudi kiliseyi tamamlayacak kadar yaşasaydı, büyük olasılıkla binanın taşları, ilk baştaki renklerini muhafaza edemeyecekti. Doğal şeylerin formlarından olduğu kadar renklerinden de etkilenen Gaudi'nin çalışmalarının çoğu farklı ton, desen ve farklı tip yüzeylerin karışımı.

Mimar, başarılı bir sanatçı ve zanaatkardı. Mobilya ile, demir kapı ve parmaklıklar tasarladı. Tüm binaları arasından, Barselona'daki  Casa Batllo ve Casa Mila -ikisinde de özel daireler var- özellikle etkileyici olanlar. Gaudi'nin eserini tamamlama konusu çok tartışıldı -bazıları bunun Venus de Milo’ya kol takmak gibi bir şey olacağını, ya da bu kavramdan vazgeçilmesi gerektiğini, veya İsa'nın doğumu bölümünün kendi başına bir esere çevrilmesi gerektiğini söyler. Ancak bugün, Gaudi'nin orijinal tasarımının bir kısmını gizleyen, tamamen yeni bir Tutku cephesi inşa edildi. Diğer yandan, mimarın takdire değer vizyonu, sonradan onu tamamlama girişimlerinin yanında daha da etkileyici.

 

ESCORIAL SARAYI (1563-1584 İspanya)

 

Escorial Sarayı, Madrid'in 40 km kuzeybatısında, Sierra de Guadarrama'nın eteklerinde.

 

İspanya’da dünyanın sekizinci harikası diye bilinen Escorial Sarayı'nın kaleyi andıran bir yanı var. Çok geniş dikdörtgen yapısı, 207'ye 153 metre boyutlarında dış duvarlar ve cephelerin fazla düzenli görüntüsü bazılarına göre çok süssüz olabilir. Kapı ve pencereleri sayma girişimi  genelde sonuçsuz kalsa da, kapı sayısının 1.250, pencere sayısı ise 2.500 civarında.

 

Binanın yapımında iki mimar görev aldı. 1559'da binanın ilk planlarını çizen Toledolu Juan Bautista, Roma'da bulunan St. Peter'deki çalışmalarından etkilenmişe benziyor. Juan Bautista öldükten sonra binayı Juan de Herrera tamamladı.

Escorial Sarayı, 1563 ile 1584 yıllan arasında yapıldı. Kralın kendisi de projenin gelişimiyle yakından ilgilendi. Kraliyet daireleri öyle bir tasarlanmıştı ki, kral kendi odasından kiliseye girebiliyordu. Hasta ve yaşlı bir adam olarak da, yatağından yüksek minberi görebiliyordu. Philip'in, kilisenin doğu tarafına eklenen ve binanın çıkıntısı gibi duran sarayına St. Lawrence'ın ızgarasının kolu deniyordu. Philip'in, daha geniş ve zengin görünümlü dairelerde yaşamak isteyen ve minferi görmeye pek meraklı olmayan halefleri, kilisenin kuzeyine ek kraliyet daireleri yaptırdı. Kilisenin güneyinde, iki katlı bir manastır yer alıyor. Orta avlu, buradaki heykellerden dolayı Evanların Avlusu adını taşıyor.

Saray ve manastırın yanında, Escorial Sarayı aynı zamanda İspanya krallarının kabriydi. Bu "pantheon", kilisenin yüksek minberinin altında yer alıyor. II. Philip'in ölümünden çok sonraki zamanlara kadar yapımı tamamlanmamıştı. Her nasılsa Philip, Escorial Sarayı'nın batı girişinde bulunan uzun galerideki kütüphanenin tamamlanışına tanık oldu. Değerli bir kitap ve el yazması koleksiyonunun bulunduğu bir oda, felsefe, ilahiyat, müzik ve geometri gibi konulan işleyen tablolarla süslü.

 

ELHAMRA SARAYI (1238 – 1358 İSPANYA)

 

Güney İspanya’daki Granada şehrindedir. Madrid’ten 443 km, Malaga’dan 121 km uzaklıkta Endülüs diye de bilinen bölgede şehrin doğu yakasındadır.

 

Dıştan bakıldığında kaba bir kule ve çatılar topluluğu. İnce bir planı ya da mimarisinde bir zarafet yok. İçerideki güzelliğe dair bir ipucu vermiyor." Amerikalı yazar Washington Irving, 1829'da Elhamra Sarayı'nı böyle tanımlamıştı. Bugün bu tezatlık o günkü kadar geçerli. Burası dıştan bakıldığında 23 kuleli bir savunma kalesiydi. İspanya'daki İslam güçleri, yeniden dirilen Hıristiyan tehdidi altındayken Faslılar tarafından yapılmıştı. İçerisi ise, bir cennet yaratma niyetiyle tasarlanmıştı.

Elhamra Sarayı, Granada'daki Nasri hanedanına askeri üs, idari merkez ve kraliyet sarayı görevi görüyordu. 13. yüzyılda hanedanın kurucusu I. Muhammed el Galib tarafından inşasına başlansa da, kraliyet daireleri 14. yüzyılın ikinci yarısında I. Yusuf ile V. Muhammed'in hükümdarlığı sırasında yapıldı. Avlular, koridorlar ve su yolları, takdire değer bir manzaralar zinciri oluşturuyor. Seramik çiniler, fırın işleri, oyma yaprak desenleri ve incelikli hattatlık örnekleri gibi gösterişli süslemeler her yeri kaplıyor. Kimisi burayı İslam süsleme sanatının Batı'daki en iyi örneği olarak nitelendirir; zarif, ince ve teknik açıdan mükemmel. Diğerleriyse, çöküşün eşiğinde olan bir kültürün bütün bir mekanda hissedildiğini savunur.

Zengin görünümlü mugarnas kubbelerden garip bir güçsüzlük ve öteki dünyaya ait olma hissi yayıldığı kesin -ahşap çerçevelerden sarkan janjanlı petek şekilleri ince sütunlarla destekleniyor. Ayetler, İslam cennetindeki dört nehri tasvir ederken, yıldızlardan ve cennetlerden, kanallarda akan nehirlerden bahseder. Bu yapının mimarları da ana öğeler olarak suyu ve ışığı kullanmışlar.

Elhamra Sarayı'nın planı, dört girişli dairelerden oluşan bu bahçe ve avludan biri. Adları başlı başına bir şeyleri çağrıştırıyor: Mersin ağacı Avlusu (uzun bir havuzun etrafını sarıyor); Kız kardeşler Salonu (Yere monte edilmiş iki beyaz mermer taş) ile Aslanlar Avlusu (ortadaki 12 aslandan oluşan çeşmenin adını almıştır). Elçiler Salonu bürokratik işlerin yapılacağı bir yer olarak düşünülmüş -kraliyet huzuruna kabul ve mahkeme işleri- ancak yine de görüntü bir cenneti andırıyor. Odanın tavanı yerden 18.3 metre yükseklikte ve buradaki oymaların cenneti tasvir ettiği söyleniyor. Ancak 13. yüzyıl ortalarının Granada'sı, İspanya'daki son Fas krallığıydı. Nasri hanedanı, 250 yıl boyunca birbirinin yerine geçen 25 hükümdarla varlığını sürdürdü. Bunlar, sanat ve eğitimin kayda değer liderleri oldukları gibi, büyük Müslüman tarihçi İbni Haldun'u da medeni saraylarına çektiler. En sonunda Nasri’ler 1492'de Granada'yı terk etti. İmparator V. Charles 16. yüzyılda Elhamra'nın duvarları içinde kendi sarayını yaptırdı ancak sonradan binaların bakımı ihmal edildi ve Nasri kalesi Napolyon'un güçleri tarafından yağmalandı. 19. yüzyılda, Victor Hugo, Theophile Gautier ve 1829'da Tales of the Alhambra (Elhamra Masalları) adlı kitabı yayımlanan Washington Irving gibi ziyaretçiler mekanın büyüsüne kapıldı. Elhamra Sarayı'nın tahribatını önleme ve onu muhafaza etme çabaları biraz da bu yazarların çalışmalarının sonucuydu.

 

İSVEÇ

 

Yüzölçümü : 449.964 km²

 

Nüfus : 8.407.000

 

Başkent : Stockholm

 

Önemli Şehirler : Stockholm, Goteborg, Malmoe, Gavle, Halsingborg, Olanol, Kalmar. 

 

Yeri : Avrupa'nın kuzeyinde Norveç ile Finlandiya arasında yer alır.

 

Dil : İsveççe

 

Din : Protestanlık

 

Para birimi : İsveç kuronu

 

Önemli coğrafi yerler : Botten körfezi, Volga nehri.

 

İSVİÇRE

 

Yüzölçümü : 41.293 km²

 

Nüfus : 6.628.000

 

Başkent : Bern

 

Önemli Şehirler : Bern, Zurich, Basel, Cenevre, Neuchatel, Konstanz, St. Gallen, Luzerne, Lausanne, Montreux, Sion.

 

Yeri : Doğusunda Avusturya ile Linchestein, batısında Fransa, güneyinde İtalya ile kuzeyinde Almanya bulunur.

 

Dil : Almanca, Fransızca, İtalyanca, Romanş

 

Para birimi : İsviçre frankı

 

Önemli coğrafi yerler : Jura dağı,  Alp dağları,  Lugano gölü, Maggiore gölü, Saint-Bernard ve Sankt-Gothard geçitleri.

 

KAPELLBRÜCKE (1333 İsviçre)

 

İsviçre'nin merkezindeki Lucerne, N2 otobanı üzerinden Basel'in 98 km güneydoğusunda.

 

Lucerne kasabası, ya da yerel halkın diliyle Luzern, Lucerne Gölü'nün kuzeybatısındaki dağların eteğinde kurulmuş. Reuss Nehri'nin üzerindeki, üstü kapalı tahta köprü.

Kapellbrücke (Chapel Köprüsü), şehrin sembolü haline geldi. 1333'te yapılan Kapellbrücke, Avrapa'daki en eski tahta köprü.

198 metreyi biraz aşan bir uzunlukta ve nehre yatay uzanıyor.

Güney ucunda sekiz köşeli, kiremit çatılı Wasserturm (su kulesi) yer alıyor. Bu kule ve köprü, ortaçağ kasabasının savunmasının bir parçasıydı. Zamanında kule, maliye idaresi olmasının yanında, cezaevi ve işkence odası olarak da hizmet veriyordu. Köprünün çatı kirişlerinde 17. yüzyıldan kalma 112 üçgen tablo bulunuyor. 1900'lerde restore edilen tablolar, Lucerne’nin tarihini ve yöre halkının, İsviçre’nin bağımsızlığında büyük rol oynayan cesaretini anlatıyor. Bunun yanında Lucerne’nin iki azizi  St. Leger ile St. Maurice efsanelerini resmediyor. Tabloların her birinin Almanca açıklamaları bulunuyor. Reuss’ta biraz daha batıya gidildiğinde, diğer bir üzeri kapalı eski köprüye rastlanıyor.

1407’de yapılan Spreuerbrüeke (Değirmen Köprüsü) adlı bu köprü, 17. yüzyılın Dance of Death (Ölüm Dansı) tablolarında resmediliyor. Göl boyunca  uzanan parkları ile Lucerne, popüler bir turistik merkez. Reuss'un kuzeyindeki eski şehir, Ortaçağ'daki halini koruyor.

Gözc kulelerinin yer aldığı 14'üncü yüzyıla ait şehir duvarı, eski meydanı, halk evi Weinmarkt, ikiz kuleli St. Leger ve 1644'te kutsanan St.Maurice kiliseleri görmeye değer.

Ünlü Löwendenkmal (Aslan Anıtı), XVI. Louis ile ailesini 1792'de Paris'te Tuileries'i tehdit eden devrimci çeteden korumaya çalışırken hayatlarından olan kahraman İsviçre askerlerini anıyor.

Yarak aslan, bir tepedeki oyukta ölüyor. Danimarkalı heykeltıraş Bertel Thonvaldsen tarafindan tasarlanan anıt, 1821'de tamamlandı. Luceme, Avrupa'daki en büyük ulaşım müzesi, planetaryum, buzul bahçesi olan bir Buzul Çağı müzesi ile İsviçre halk kostümleri müzesine sahip olmakla da övünüyor.

Dağlarla ve ormanlarla çevrili romantik Lucerne Gölü'nde gezintiler de yapılıyor. Lucerne büyük olasılıkla bir balıkçı köyüydü. 13. yüzyılda kuzey İtalya ile Rhineland'i birbirine bağlayan St. Gotthard geçidinin yer aldığı Alphine yolunun açılmasıyla zenginleşti. Şehir büyüdü ve bu yol sayesinde ticaret merkezi oldu. 14. yüzyılda şehirden kovulana kadar, Avusturyalı Habsburg Hanedanı'nın mülküydü. Şehir her zaman İsviçre'de Katolikliğin güçlü bir şekilde tutunduğu bir yer oldu.

 

İTALYA

 

Yüzölçümü : 301.245 km²

 

Nüfus : 57.657.000

 

Başkent : Roma

 

Önemli Şehirler : Roma, Napoli, Cenova, Venedik, Milano, Torino, Verona, Montova, Trieste, Bologna, Parma, Bari, Pompei, Florensa, Polermo, Messina, Siracuza, Cagliari, Parova.

 

Yeri : Doğusunda Adriya, batısında Tiren denizi, güneyinde Akdeniz vardır. Kuzeyinde İsviçre ve Avusturya vardır.

 

Dil : İtalyanca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Liret

 

Önemli coğrafi yerler : Sicilya ve Sardinya adaları, Po ovası.

 

PİSA KULESİ (1173 İTALYA)

 

Floransa'nın 80 km batısında.

Pisa'nın ünlü eğik kulesi (Torre Pendente) aslında, muhteşem bir katedral, çan kulesi, vaftizhane ve mezarlık topluluğunun parçası olan şehir katedralinin çan kulesi. Düz duruyor olsaydı, büyük olasılıkla ünü ancak sanat tarihçileriyle sınırlı kalırdı. Yapısındaki hata nedeniyle, tüm dünya onu tanıyor. Kule, 55 metre yüksekliğinde. Kayıtlara göre, yapımına 1174'te başlandı ancak Pisa takvimi bir yıl önden gidiyordu ve gerçek yapım tarihi 1173. İlk mimarlar Bonnano Pisano ve Innsbrucklu William olsa da onlar binanın tamamlandığını göremedi -14. yüzyılın ikinci yansına kadar kulenin bir çan odası yoktu.   Kimisi, kulenin kasıtlı olarak eğik tasarlandığını ve bunun mimarların hünerini cesur bir şekilde ortaya koyduğunu savundu. Bu düşünce biraz inandırıcı olsa da, mimarlar çok sağlam bir zemin üzerinde çalışmalarını bildiği için eğime bir tolerans payı bırakmış ihtimalleri daha yüksek.

Bugün kuleye bakıp bu tuhaf deneyimi yaşarken, 294 basamağı çıkarken, bu binanın nasıl olup da ayakta durduğuna şaşırmaktan başka yapılacak bir şey yok. Her geçen yılla beraber, kulenin eğikliğine ve gelecekte ona ne olacağına dair endişeler artıyor. 20. yüzyılın başında, kulenin eğimi yerde 4.3 metre ölçülürken bugün bu rakam 4.6 metre -çok geç olmadan buna bir çözüm bulmak için büyük miktarda bir ödenek ayrıldı. Eğik kule, dairesel ve çan odasını da içeren altı katlı bir yapı olarak tasarlanmıştı. Her katın merkezi, Bizans ya da İslam mimarisinden esinlendiği düşünülen zarif pasajlarla çevrili. İslam etkisi olduğuna dair iddia ilginç olmakla beraber, Hıristiyan kiliselerindeki bağımsız çan kulelerinin Müslüman dünyasının minareleri ya da imamın ezan okuduğu minarelerin üst bölümlerinden esinlendiği düşüncesi kesinlik kazanmış değil. İnşasına 100 yıl önce başlanan Pisa katedralinin kulesi gibi, eğik kulenin yapımına da, 1063'te Palermo'da Pisa’’lıların Saracenleri yendikleri deniz savaşının ardından başlandı. Bu tarz mimari Pisa romaneski diye adlandırılıyor ve binanın dış yüzeyindeki kırmızı beyaz mermer şeritlerde yine İslam etkisi hissediliyor. Giriş katı boyunca pasajlar uzanıyor; öndeki zarif girişte ise, üst üste yerleştirilmiş açık pasajlar çatıya kadar yükseliyor.

1564'te, bilim adamı Galileo, Pisa'da dünyaya geldi. Rivayete göre, eğik kuleyi deneylerinden birinde kullandı. Kulenin tepesinden aşağıya, farklı ağırlıkta objeler atarak düşme hızlarının aynı olacağını hesaplamaya çalıştı. Galileo'nun bunu ispatladığı kuşku götürmez ancak bu deneyi Pisa Kulesi'nde yapıp yapmadığı şüpheli. Öte yandan, burası yerçekimine meydan okuduğu halde, yerçekimi deneyleri yapmak için ideal bir ortam.

 

ST. PETER KİLİSESİ (1506 İtalya)

 

Tiber Nehri'nin sağ yakasında, Roma merkezinin batısında. Kilise, Roma'da değil, ayrı bir eyalet olan Vatikan'da yer alıyor.

St. Peter Kilisesi'nin kapladığı alan, 22,300 metrekare. Afrika'da daha büyük bir katedralin yapıldığı 1990 yılına kadar, dünyadaki en büyük Hıristiyan kilisesi unvanını elinde tutuyordu. Boyutları insanı şaşkınlığa uğratsa da, esas şaşırtıcı olan tamamlanmış olması.

Bugün gördüğümüz devasa kilisenin yerinde önceden, 1. yüzyılda inancı uğruna şehit düşmüş bir adamın mezarı bulunuyordu -Nero tarafından kutsanan ve MS 64'te bir halk mezarlığında yakılan havari Peter- Peter'in mezarı hacıların uğrak yeri haline geldi; Hıristiyan imparator Konstantin, mezarın çevresine bin yıl ayakta kalan bir kilise inşa etti Bina harap olmaya başlayınca Papa V. Nicholas, buraya görkemli bir bina inşa etme hazırlıklarına girişti ancak işe başlayamadan 1455'te öldü. Sonraki 170 yıl süresince, ya papanın ya da mimarın ölümü nedeniyle çalışmalar yarım kaldı. 1506'da Bramante, iri kubbeli bir kilise yapmaya girişti. 1514'te öldüğünde, yerine Raphael geçti.

Onun da 1520'de ölmesi üzerine farklı bir projede karar kılındı, kubbeden vazgeçildi ve yapıya bazı gotik unsurlar eklendi. Michelangelo, 71 yaşında "Tanrı, kutsanmış Meryem ve St. Peter sevgisi uğruna" işi eline aldı ancak o da bina tamamlanamadan öldü. Kilise meydanının, cephesinin ve girişinin bir sonraki planı pek akılcı değildi ve kubbenin görüntüsünü bozdu.

Kilise 18 Kasım 1626'da Papa VIII. Urban tarafından kutsandı. Önündeki meydan ise, 1656 – 1667 yılları arasında çok daha hızlı bir şekilde yapıldı. Bernini yapımı meydanda 284 Toskana sütunu ve üzerinde azizlerin heykelleri olan dört havuz yer alıyor. Bernini, St. Peter'in içine, uluslararası anlamda daha az ilgi gören bir şey daha yaptı. 29 metrelik sütunlar üzerinde duran büyük bronz tente. Kubbenin  üzerindeki fenerin balkonundan St. Peter ve Roma olduğu gibi görülebilir. Minberin yanından aşağıya inerken, Konstantin’in orijinal kilisesinin yanındaki mezarı görebilirsiniz. Doğrulayacak yeterli arkeolojik kanıt olmasa da, bulunan bir anıt St. Peter’in mezarının burada olma ihtimaline işaret ediyor.

İçi gösterişli bir şekilde  dekore edilmiş devasa kiliseyi kimisi fazla abartılı buluyor. Binaya, 189 metrelik bir mesafeyi yürüyüp girenler hayrete düşüyor.

 

GRAND KANAL (15. Yüzyıl İtalya)

 

Güneydoğudaki Punta della Salute şehrindeki tren istasyonundan itibaren 4 km boyunca geniş bir S çizerek kıvrılan Grand Kanal, Venedik'in atardamarı.

Venedik'ten etkilenmemek mümkün değil. Nereye dönseniz dikkat çeken bir bina, kiremit ve mermerin sentezini, zarif gotik ya da tuhaf barok izlerini görebilirsiniz. Ve neredeyse her yer, binaların kenarından taşarak, ihtişamını yansıtan ve ulaşımı sağlayan suyla kaplı. Adriyatik'in kenarındaki Venedik'te, deniz ulaşımı sayesinde, tarihteki en büyük ticaret imparatorluklarından biri kuruldu. Su, hayat kaynağıydı ve her yıl Yükseliş Günü'nde Spozalizio del Mar kutlamaları eşliğinde Doge, denize bir yüzük atıp onunla evlenerek bunu doğruladı.

Kanal üzerinde üç köprü yer alıyor -biri istasyonda, biri Academia sanat galerisinde, biri de en eski ve en ünlüsü olan Rialto Köprüsü. Diğer yerlerde, kanalın bir ucundan diğer ucuna traghetti diye bilinen ve feribot görevi gören gondollarla gidiliyor.

Venedik, önceden çamur parçaları olan binlerce adanın üzerine kurulu. Şehir, milyonlarca tahta yığını üzerinde yükseldi ve denizcilik dönemine uygun bir mimari tarz oluştu. Grand Kanal sırasındaki saraylar, 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar her çağdan Venedik ihtişamını gözler önüne seriyor.

Bir ziyaretçi, kanalı bir yıl, hatta bir ömür boyunca her gün boydan boya gidip, her seferinde bakacak yeni bir şey bulabilir. 16. yüzyılda yapılan Ca' d'Oro, belki de bunların en ünlüsü.

Bugün bir sanat galerisi olan ve yıllar süren restorasyon çalışmalarının sonunda yeniden halka açılan bina Venedik gotik mimarisinin en iyi örneklerinden.

Adını, önceden süslendiği yaldıza borçlu olduğu söylenir. Ca' d'Oro, 15. yüzyılın ilk yarısında tamamlandı. Grand Kanal'da kısa bir süre sonra yapılan ve bundan oldukça farklı bir yapı ise, cephesi  mermerle kaplı Palazzo Dario. 19. yüzyıl İngiliz sanat tarihçisi ve filozof John Ruskin, The Stones of Venice (Venedek’in Taşları) adlı kitabında, bu harika sarayı Erken Venedik Rönesans domestik mimarisinin enfes bir örneği olarak tanımlamıştı.

Grand Kanal’ın güneydoğu kıyısında, 1630-1687 yılları arasında Longhena tarafından, şehri üzüntüye boğan vebadan kurtuluşunu kutlamak amacıyla tasarlanan Santa Maria della Salute Kilisesi bulunuyor. Her yıl Kasım'da, kanal boyunca tekneler sıralanır ve insanlar festivali kutlamak için bu teknelerin üzerinden yürüyerek kiliseye gider. The Fondaco dei Turchi (13. yüzyılın başında yapıldı, sonradan restore edildi), Ca' Giustinian (15. yüzyılın ortaları), Ca' Rezzonico (17. ve 18. yüzyıl, bugün bir müze), Ca' da Mosto (13. yüzyıl)…

 

COLOSSEUM (M.S. 80 İTALYA)

 

Roma'mn merkezinde, Via dei Fori Imperiali'nin doğu kıyısında yer alıyor. Ana istasyon Termini'ye yakın mesafedeki yapının, Metropolitana demiryolu üzerinde kendi istasyonu Colosseo bulunuyor.

 

Büyük kalabalıkların güvenli bir şekilde kavga ve katliam gösterilerini izleyebildiği sıralar halinde oturma yerleriyle çevrili elips şeklinde bir arena olan amfi tiyatro, Romalıların icadıydı. Gladyatörler burada savaşıyor, egzotik hayvanlar burada sergilenip sonra da katlediliyordu. Roma'da Colosseum'dan önce de amfi tiyatrolar vardı ancak MS 64 yılındaki büyük yangından sonra yeni bir tanesi daha gerekiyordu. MS 69'da imparator olan Vespasian, ailesinin adını taşıyan ve bugüne kadarki en büyük ve en iyi amfi tiyatronun yapılmasını emretti.

 

Flavian Amfi tiyatrosu diye bilinen yeni arena, selefi Nero'nun absürd gösterişteki Golden House'unun bulunduğu nehrin yatağına inşa edildi. Bu bölge seçimi insanların dünyevi zevklerin tutsağı olduğu bir çağın sona erdiğini de gösteriyordu. Vespasian da Nero kadar büyük bir yapıya imza atmıştı ama bunu kendi zevki için değil, halk adına yapmıştı. İşin ironik yanı, Nero intikamı öldükten sonra aldı: 8. yüzyıldan itibaren Flavian Amfi tiyatrosu, Nero'nun yakında dikili olan heykelinden geldiği düşünülen Colosseum adıyla anıldı. (Vespasian bunu yıkmak yerine, heykelin kafasını değiştirtip ona Apollo adını verdi). Çevresi yarım kilometre olan ve yüksekliği 55 metreyi geçen Colosseum, travertin taşı, tufa ve kiremitten yapılmıştı. MS 80'de Vespasian'ın varisi Titus tarafından, 5 bin yırtıcı hayvanın sergilendiği bir törenle açılmıştı. O zaman bile henüz tamamlanmamıştı ve son kemer ancak bir sonraki imparator Domitian'ın saltanat döneminde yapılmıştı.

 

Binanın karmaşıklığı dikkat çekiyor. Tasarımı da izdihama zeki bir çözüm buluyor. Amfi tiyatro 50 bin kişi aldığı halde, merdiven ile koridor sistemi, insanların hiç sorunsuz giriş ve çıkış kolaylığını sağlıyor. Yine de, burada esas önemli olan, hayvanların kontrol altında tutulmasıydı. Bu konuda da Colosseum'un mimarları hünerlerini ortaya koymuş, kızgın ve vahşi hayvanları sahnenin altındaki kafeslerden alıp doğrudan arenaya çıkaran bir pasaj ve asansör şebekesi tasarlamışlardı. Bu yapının büyük kısmı hala görülebilir -amfi tiyatronun dev tentesini taşıyan devasa tentenin direklerini tutan üst kattaki yuva ve destekler. İnce elenip sık dokuyarak düzenlenmiş bu keten bezi, makara ve halatlar, özel olarak bu işi yapmak üzere görevlendirilmiş denizciler tarafından işletiliyordu.

 

Bu derece ileri mühendislik tekniğiyle Colosseum, zamanının ötesinde bir bina diye nitelendirilebilirdi. İnşa metodu bile, 20. yüzyılın çelik ya da beton gökdelenlerinden çok farklı olmayan modernlikte.

Açılışından yaklaşık 2 bin yıl sonra Colosseum bugün, Romalıların kan tutkusu kadar, başarısını da sergileyen bir anıt olarak yükseliyor.

 

İZLANDA

 

Yüzölçümü : 102.829 km²

 

Nüfus : 251.000

 

Başkent : Reykjavik

 

Önemli Şehirler : Reykjavik, Kopauogur, Akureyri, Hafnarfjör, Bordeyri, Kellavik

 

Yeri : Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde, volkanik bir ada üzerinde kurulmuştur.

 

Dil : Danca

 

Din : Luthercilik

 

Para birimi : İzlanda kuronu

 

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

 

Yüzölçümü : 3.500 km²

 

Nüfus : 120.000

 

Başkent : Lefkoşa

 

Önemli Şehirler : Girne, Magosa, Lefkoşa, Lefke, Güzelyurt

 

Yeri : Akdeniz'in doğusundadır. Türkiye'ye olan uzaklığı Anamur Burnu'ndan 65 km'dir.

 

LİHTENŞTAYN (LİECHTENSTEİN)

 

Yüzölçümü : 160 km²

 

Nüfus : 30.000

 

Başkent : Vaduz

 

Önemli Şehirler : Vaduz, Mauren, Ecshen, Planken, Mals, Schaan, Triesenberg, Malbun, Balzers

 

Yeri : Avusturya'nın Vorarlberg eyaleti ile İsviçre'nin St. Gallen ile Graubünden kantonları arasında yer alır.

 

Dil : Almanca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : İsviçre frankı

 

Önemli coğrafi yerler : Ren ırmağı.

 

LÜKSEMBURG

 

Yüzölçümü : 2.586 km²

 

Nüfus : 369.000

 

Başkent : Lüksemburg

 

Önemli Şehirler : Lüksemburg, Wiftz, Dietrich, Esch, Ettelbrück, Grevenmacher, Petingen, Düdeling.

 

Yeri : Kuzey ve batısında Belçika, Doğu ve güneydoğusunda Almanya, güneyinde de Fransa ile çevrilidir.

 

Dil : Germen lehçesi, Almanca, Fransızca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Lüksemburg frankı

 

MACARİSTAN

 

Yüzölçümü : 93.032 km²

 

Nüfus : 10.571.000

 

Başkent : Budapeşte

 

Önemli Şehirler : Budapeşte, Kanife, Mohaç, Debrecen, Szeged, Miskolc, Nyireghyhaza, Vacz, Szolnok, Bekes, Baja, Pecz, Kaposvar, Veszprem

 

Yeri : Doğusunda Romanya, Batısında Avusturya, güneyinde  Yugoslavya, kuzeyinde Çekoslovakya ile sınırdır.

 

Dil : Macarca

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Forint

 

Önemli coğrafi yerler :  Tuna nehri, Doğu Alp dağları,  Balaton gölü, Tisza ırmağı.

 

PARLAMENTO BİNASI (1884 – 1902 MACARİSTAN)

 

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, Buda’nın karşısındaki Danube Nehri’nin doğu yakasındaki Pest’te yer alıyor.

 

1867’de, Habsburg İmparatorluğu'nun bir parçası olmasından yüzyıllar sonra, eski Macar Krallığı, o yıl Avusturya ile aynı hükümdara (Budapeşte'de Macar kralı tahtına oturan İmparator Franz Josef) sahip olsa da, özgür bir eyalet olarak tanındı. Macaristan'ın yeni eyaletinin ayrı bir parlamentosu vardı ve 1880'de Budapeşte’de parlamento için yeni bir ev yapmak üzere izin alındı. Mimar Imre Steindl önderliğinde 1884'te yapıma başlandı ve 1896’da Macaristan’ın Magyar fethinin bininci yıl kutlamaları burada yapıldı. Bina 1902'de tamamlandı.

Danube kıyısında yükselen Parlamento Binası büyüklüğün görkemini gözler önüne serdiği gibi, 19. yüzyılın dünyadaki en iyi örneklerinden. Bina, özgürlüğünü yeni kazanan bir krallığın amaçlarını, geçmişindeki Hıristiyan kahramanlığının ulusal gururunu ve başkentin kozmopolitliğini yansıtıyor. Aynı zamanda, o dönemde Macaristan'da yaşanan endüstriyel gelişmenin sonucu olan zenginliğin de ispatı. Göz kamaştıran kuleleriyle yükselen binadaki iki gotik kulenin ortasında bir kubbe yer alıyor. 96 metre yüksekliğindeki kubbe, 896 yılındaki Magyar fethine bariz bir gönderme yapıyor. 268 metre uzunluğunda, 116 metre genişliğindeki binada 10 avlu, 29 merdiven ve yüzlerce oda bulunuyor.

Ana tema, Macar kimliği. Dışarıda Macar yöneticilerinin, Transilvanya prenslerinin ve geçmişteki ünlü savaşçıların heykelleri; pencerelerin üstünde kral ve prenslerin silahlarının kaplamaları yer alıyor.

 

Binanın önünde, 18. yüzyılın başlarında Habsburglara karşı bir isyana öncülük eden Transilvanya prensi II. Perene Rakoczi'nin atlı bir heykeli dikili. Kuzey kıyıda, 1848'de Habsburglara karşı devrimi yöneten ve Macaristan'ın kral naibi olan Lajos Kossuth'un heykelinin etrafında bir grup figür yer alıyor. Binanın ortasında, kubbenin altında, 16 taraflı bir oda var. Burada da parlamentonun iki ayrı bölümü: 1945'te yapılan kuzey yakadaki üst bölüm ve bugün ulusal toplantı salonu olan alt bölüm. Ana giriş, bronz aslanlar arasından yükselen merdivenlerle çıkılan doğu cephenin ortasında.

 

İçeride, tavan fresklerinin yanında büyük merdiven yer alıyor. İlk merdiven sahanlığının çıkışında mimar Imre Steindl'in bir büstü var. Orta holün etrafını, Macar tarihindeki önemli şahsiyetlerinin heykellerinin olduğu dolambaçlı bir koridor çevreliyor. 9. yüzyılda Macaristan'ı istila edip sonradan Transilvanya'yı fetheden Magyar atlı birliklerinin lideri Arpad, Kral Stephen olarak Macar Krallığı'nı kuran ve Hıristiyanlığa geçişi yöneten Stephen ve ünlü asker Janos Hunyadi bunlar arasında. İdari toplantılar ve etkinliklerde kullanma niyetiyle düzenlenen bu oda, binanın ruhunu özetliyor.

 

MALTA

 

Yüzölçümü : 315.7 km²

 

Nüfus : 373.000

 

Başkent : Valetta

 

Önemli Şehirler : Valetta, Sliema, Victoria

 

Yeri : Akdeniz’in ortasında yer alan adalardan oluşur.

 

Din : Katoliklik, Protestanlık

 

Dil : İngilizce, Malta dili

 

Para birimi : Sterlin

 

MANOKA (MONAKO)

 

Yüzölçümü : 1900 km²

 

Nüfus : 29.000

 

Başkent : Monako

 

Önemli Şehirler : Monako, Monte Carlo

 

Yeri : Fransa Riviera'sındadır.

 

NORVEÇ

 

Yüzölçümü : 324.219 km²

 

Nüfus : 4.214.000

 

Başkent : Osla

 

Önemli Şehirler : Osla, Bergen, Stavanger, Trondheim, Drammen, Kristlansand.

 

Yeri : Avrupa'nın kuzeybatısındadır. Doğusunda İsveç, Batısında Atlas Okyanusu, Güneyinde Kuzey Denizi, Kuzeyinde ise Kuzey Buz Denizi yer almaktadır.

 

Dil : Norveççe

 

Din : Protestanlık

 

Para birimi : Kuron

 

Önemli coğrafi yerler : Numedalslagen ırmağı.

 

POLONYA

 

Yüzölçümü : 312.683 km²

 

Nüfus : 38.389.000

 

Başkent : Varşova

 

Önemli Şehirler : Varşova, Lodz, Krakov, Wroclaw, Poznan, Gdansk, Katoviçe, Danzig, Lublin, Bytom, Nowy, Tarnow.

 

Yeri : Batısında Almanya, güneyinde Çekoslovakya, kuzeyinde Baltık Denizi vardır.

 

Din : Katoliklik

 

Para birimi : Zloty

 

Önemli coğrafi yerler : Vistül ırmağı, Südet dağları, Ordra ve Nysa ırmakları.

 

PORTEKİZ

 

Yüzölçümü : 91.631 km²

 

Nüfus : 10.528.000

 

Başkent : Lizbon

 

Önemli Şehirler : Lizbon, Porto, Braga, Guarda, Torres, Portalegre, Beja, Castello Branco, Fatıma, Sıntıa.

 

Yeri : Doğusunda ve kuzeyinde İspanya, Batısında Atlas Okyanusu vardır.

 

Dil : Portekizce

 

Para birimi : Escudo

 

Önemli coğrafi yerler : Duero, Tajo, Guadiana, Sado ırmakları.

 

ROMANYA

 

Yüzölçümü : 237.500 km²

 

Nüfus : 23.269.0000

 

Başkent : Bükreş

 

Önemli Şehirler : Bükreş, Braşov, Timeşvar, Köstence, Piteşti, Krayova, Sibiu, Ploteşti, Babadağ, Mecidiye.

 

Yeri : Doğusunda Karadeniz, Batısında Yugoslavya ve Macaristan, Güneyinde Bulgaristan vardır.

 

Din : Hıristiyanlık (Ortodoks)

 

Para birimi : Romen Leyi

 

Önemli coğrafi yerler : Karpat dağları, Tuna ırmağı, Eflak ovası.

 

SAN MARİNO

 

Yüzölçümü : 6.119 km²

 

Nüfus : 23.000

 

Başkent : San Marino

 

Önemli Şehirler : San Marino

 

Yeri : İtalya'dadır.

 

SOVYETLER BİRLİĞİ

 

Yüzölçümü : 22.299.900 km²

 

Nüfus : 290.939.000

 

Başkent : Moskova

 

Önemli Şehirler : Moskova, Leningrad, Kiev, Minsk, Bakü, Batum, Vilna, Riga, Tallin, Taşkent, Kişinev, Tiflis, Erivan, Alma Ata, Duşanbe, Frunze, Askaba, Sivastopol, Vladivostok, Odesa, Kaliningrad, Stalingrad, Smolensk, Kuybişef, Smolensk, Kazan.

 

Yeri : Kuzeyinde Baltık ve Kuzey Buz Denizleri, güneyinde Karadeniz vardır.

 

TRANS-SİBİRYA DEMİRYOLU (1891-1905 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)

 

Trans-Sibirya trenleri, 1904 yılında Fedor Shekhtel’in tasarladığı; tuhaf, sivri çatılı bir peri ülkesine girişini andıran Art Nouveau yapı Yarolslavl İstasyonu'ndan çıkıyor. Diğer uçta, uzun süre yabancı ziyaretçiler Vladivostok'a giremiyor, yolculuklarını 80 km kuzeydeki Nakhodka'da bitirmek zorunda kalıyordu.

 

1960'larda Sovyetler Birliği'nde seyahat eden seçkin yazar Laurens van der Post'un belirttiğine göre, Sovyetler Birliği ve Japonya dışında dünyanın her yerinde demiryolları gözden düşüyordu. Buralarda tren sadece hayati ulaşım yolu olmakla kalmayıp bir düş unsuru olmaya devam etti.

Sovyetler Birliği'nde Trans-Sibirya diye bilinen Büyük Sibirya Demiryolu'nun bir 'harika' olarak görülmesi şaşırtıcı değil. 1891-1905 yılları arasında yapılan Trans-Sibirya, dünyanın bugün hâlâ işleyen en uzun demiryolu. Japon Denizi'nde Moskova ile Vladivostok arasındaki tek ray, 4.608 mil (7.416 km) uzunluğundaydı. Sonradan ikinci bir ray daha eklendi. Moskova ve Vladivostok uçlarında yol çalışmalarına başlandı. Batı yakası 1898'de Irkutsk'a ulaştı. Bu noktada yolcular, İngiltere'de yapılıp parçalar halinde Sibirya'ya gönderilen 4.267 tonluk buz kıran bir gemiyle Baykal Gölü'nün karşısına -uzun Sibirya kışlarında donar- 65 km taşınırdı. Feribot seferini kesmek için gölün güney kısmına sonradan demiryolu döşendi. 100 yıl önce at arabasıyla üç ay süren yolculuk, önce iki, sonra da bir haftaya indirilmiş oldu. Taishet'ten Komsomolsk arasına 3.621 km uzunluğunda yeni bir demiryolu yapıldı. Stratejik nedenlerden dolayı burası Trans-Sibirya'nın kuzeyine Çin sınırının ötesine gidiyor.

Tren sekiz zaman diliminden geçiyor ve doğu yakasında Moskova saatinden yedi saat  ileride olsa da, tren saatleri Moskova'ya göre ayarlanıyor. Tren, nehirler, dağlar, kışın karlı düzlükler, göller, mısır tarlaları, köyler, kubbeli kiliseler ve çoğu tren istasyonları etrafında kurulan kasabalardan geçiyor.

Raylar alışılmışın dışında, 5 metre genişliğinde. İlk zamanlarda kadınlar, sigara içenler ve ruhban sınıfı için ayrı kompartımanlar vardı. Bugün kompartımanların çoğu 1940'ların stilinde, yataklı vagon ile bütün gün açık olan yemekli vagon dışında en sonda rota üzerindeki köy ve kasabalardan insanların alışveriş yaptığı mağaza vagonu bulunuyor. Tren, Moskova’dan başlayarak, Volga Nehri'nden geçiyor. Güneydoğu'da Moskova'dan 1.770 km uzaklıktaki Ural Dağları'na yöneliyor. Avrupa'dan geçip Asya'ya ilerliyor. Ural’daki endüstri şehri Sverdlovsk'tan Omsk ve Novosibirsk'e gidiyor. Kargo gemilerinin geçtiği Ob Nehrin’den Yenisey'deki Krasnoyarsk’a daha sonra Baykal Gölü'nün güneyindeki yüksek dağları ve Gobi Çölü'nü aşıp Khabarovsk ve Vladivostok'a varıyor.

 

GREAT PALACE (1714 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)

 

Finlandiya Körfezi'nin kıyısında, Leningrad'ın 29 km batısında.

 

Çar Peter, yeni başkenti St. Petersburg'u (sonradan Leningrad adını aldı) 1703'te kurdu. Enerjik ve azimli Batılı meraklısı olarak, şehrin dışında bir Versailles yaratma işine koyuldu. Planı kendisi çizip su yolları açmak için, bir ordu asker ve köylüye kanallar kazdırdı. Bu, saniyede 34.095 litre demekti. 21 hektarlık parkta, hiç beklenmedik bir anda ziyaretçileri ıslatmak niyetiyle yapılan bir dolu çeşme var. Bunlar iki yanı tanrı heykelleriyle süslü yedi basamakta yükseliyor. Bir kaya üzerindeki geniş havuzda, 'Eski Ahit' kahramanı Samson'un bir aslanın çenesini zorlayan heykeli yer alıyor. Aslanın ağzındaki fıskiyeden çıkan su, 20 metreye kadar yükseliyor. Etrafındaki yunus figürleri, su perileri, 1709'da İsveç'in aslanını Poltava'da yenilgiye uğratıldığı St. Samson Günü'nü temsilen bir su şöleni yaşatıyor.

Saray ve Peterhof taki park -bugünkü adı Petrodvorets (Peter'in Yeri)- II. Dünya Savaşı'nda ciddi hasar gördü ve 1945'te harika bir şekilde restore edildi. Hemen arkasında, Leningrad'ın bulunduğu Baltık Denizi'nin kolundaki Finlandiya Körfezi'ne bakan Great Palace yer alıyor. 1714'te Çar Peter için yapımına başlanan saray, kızı İmparatoriçe Elizabeth için büyütülüp değiştirildi. Sonraki çar ve çariçelerin isteği yönünde değişiklikler yapıldı. Bunlardan biri, arasının bozuk olduğu kocası III. Peter'i bir darbeyle tahttan uzaklaştırıp yerine geçen Büyük Catherine.

Çar Peter'in Great Palace yapım aşamasındayken yaşadığı Körfez kıyısındaki meşe panolu bürosuna Monsplaisir da dahildi. 1722'de yapımı tamamlandı ancak İmparatoriçe Elizabeth için sonradan genişletildi. Ünlü Lacquer Odası'nda asılı siyah plan üzerine altın vernikli papier-mache tabaklar, Çin tarihinden sahneleri canlandırıyordu. Peter'in zamanında, çarın misafirleri için çeşitli kurallar vardı.

Misafirler binici çizmeleriyle yatağa giremiyordu. Peter için de inşa edilen inziva yeri, üst kattaki yemek köşkü. Masanın bir bölümü, hizmetlilerin temizleyip kurması için yere kadar iniyordu.

 

KREMLİN SARAYI (1475 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)

Rusya’nın başkenti Moskova’dadır.

Kendinde ilk kez tüm Rusların çarı olduğunu ilan etme cüretini bulan Korkunç Ivan, 1547’de Moskova'daki Kremlin Sarayı'nda taç giydi. Eski Rus kentlerinin birçoğunda bir kremlin ya da kale bulunur. Ancak o andan itibaren Moskova'daki hisar Kremlin idi. 12. yüzyılda Moskova kurulup büyüdükten sonra merkezin etrafını kale çevreliyordu. Üçgen şeklindeki şehir Moskova Nehri'nin yanında 28 hektarlık bir alanı kaplıyor. İçinde çarların sarayları ile kiliseler yer alıyor. 1917’deki ihtilalden sonra Kremlin, Sovyet devletinin üssü oldu. Duvarlar, 15. yüzyılda yeni baştan tuğladan örüldü. 18.3 metre yüksekliğinde ve aralarda, kapısının üzerinde çadır şeklinde çan kulesi olan 20 kulenin bulunduğu duvar 1.6 km uzunluğunda.

 

Ana giriş, Kızıl Meydan'a bakan Spassky Kapısı. Büyük Ivan'ın 81 metre yüksekliğindeki çan kulesi, 1600'de Çar Boris Gudunov tararından tamamlandı. Bir gözcü kulesinden, 32 km ilerisi görülüyor. Hemen ayağında, 1730'larda canavar Çar Kolokol'un aldığı dünyanın 203 tonluk en büyük çanı yer alıyor. Yine yakında, diğer bir canavarın, Çar Cannon'un aldığı 89 cm çapında, 40.6 tonluk çan gizli. Çan hiçbir zaman çalınmadı ve top hiç ateşlenmedi. 15. yüzyılın sonlarında III. Ivan, Üçüncü Roma'nın başkenti olmak üzere Kremlin'i tekrar inşa etmesi için İtalyan mimarları işe aldı.

 

1491 'de tamamlanan ve görkemli bir Rönesans taht salonu olan Granovitaya Palata, bugün hâlâ çeşitli toplantılar için açılıyor. 1470'lerde yapılan Assumption Katedralinde çarlar taç giyerdi. Ana girişin yakınında, Korkunç Ivan'ın 1551'de yapılan ceviz oyması tacı sergileniyor. 1560'larda yeniden inşa edilen Annunciation Katedrali'ne, tüm tavanı yaldızlı olduğu için, "altın-kubbeli" denirdi. Çarların yakıldığı St. Michael Katedrali, İtalyan Rönesans etkisindeki Rus tarzında. Her üç kilise de freskler ve ikonlarla dolu ve civarda pek fazla kilise yok. Yüksek Sovyetler'in de buluşma noktası olan muhteşem Kremlin Sarayı'nın yapımı 1849'da sona erdi.

 

Buradan, çarın 17. yüzyıldan kalma Terem Sarayı'ndaki özel dairelerine giriş var. Kraliyet ailesinin hazinesi, silah deposunda sergileniyor. Bunlar arasında, silahlar, zırhlar, muhteşem taçlar mücevherler, giysiler, at arabaları ve Faberge Paskalya yumurtaları bulunuyor. 1650'den kalma Rus Ortodoks Kilisesi Patriklerinin Sarayı bugün 17. yüzyıl Rus sanat ve kültürünün sergilendiği bir müze. Kremlin'in içinde, 1961 yılında yapılan ve parti konferansları için kullanılan bir salon da yer alıyor. Diğer binalardan uzak kalmak için özellikle zeminin altına yapılmış. Kızıl Meydan'ın hemen dışında, ölümünden sonra mumyasının sergilendiği Lenin'in mozolesi var. Stalin ise 1953'ten 1961'e kadar burada sergilenmişti. Muhteşem soğan kubbeli St. Basil Katedrali de bu meydanda. Korkunç Ivan'ın 1550'lerde yapılmasını emrettiği yapı, o günden bugüne Rusya'nın sembolü olmuştur

 

TÜRKİYE

 

Yüzölçümü : 779.452 km²

 

Nüfus : 57.163.085

 

Başkent : Ankara

 

Önemli Şehirler : Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Konya.

 

Yeri : Kuzeyinde Karadeniz, Güneyinde Akdeniz, Batısında Ege Denizi vardır.

 

Dil : Türkçe

 

Din : İslam

 

Para birimi : Türk Lirası,  Yeni Türk Lirası

 

Önemli coğrafi yerler : Ağrı dağı, Nemrut dağı, Kızılırmak ırmağı, Yeşilırmak ırmağı, Van Gölü, Tuz Gölü. İstanbul ve Çanakkale boğazları.

 

SULTANAHMET CAMİİ (1609 – 1616 Türkiye)

 

İstanbul'un eski bölgesi, Galata Köprüsü'nün güneyinde ve Boğaz'ın batısında. Sirkeci İstasyonunun çok yakınında.

 

Sultanahmet Camii, I. Ahmet'in camii. İngilizce ismini (Blue Mosque - Mavi Cami), içeriyi dekore etmede kullanılan 20 bin mermere borçlu.

Cami üzerinde çalışmalara 16. yüzyılda 19 yaşındaki padişahın direktifleri doğrultusunda başlandı. Rivayete göre, padişah gençliğindeki kötü davranışlarını affettirmek ve Allah'ın gözüne girmek için burayı yaptırdı. Aynı zamanda, Habsburg İmparatorluğu'nun yöneticisini eşiti olarak tanıdığına dair bir anlaşma yapmıştı. Bu yüzden de inancını ve İslam'a olan bağlılığını göstermesi gerekiyordu. Caminin mimarı Mehmet Ağa'ydı. Bu sanat eserini tamamlaması 7 yılını aldı. Cami tasarımına dair tüm standart özellikler burada bulunsa da, Sultanahmet Camii, 6 minaresiyle diğerlerinden farklı bir görünüm sergiliyor. Dört köşenin her birinde birer minare yer alırken, daha alçak diğer iki minare avlunun dış tarafında yükseliyor. Yine başka bir rivayete göre, genç padişah, İslam dininin merkezi Mekke'deki otoriteleri küçük düşürdüğü iç oradaki caminin yedinci minaresinin yapım ücretini ödemek zorunda kaldı. Caminin avlusuna, granit sütunlardan oluşan bir kemer altına açılan üç geçitten geçerek giriliyor. 30 ufak kubbeli çatısı olan kemeraltının yanında, avlunun ortasında altıgen bir çeşme yer alıyor. Bu tarz çeşmeler birbirini andırdığı gibi aynı zamanda pratik. Camiye girmeden önce  müminler burada abdest alır. Cami avlusunun doğusunda medrese (cami kompleksi iç eğitim merkezleri) bulunuyor. Camiinin çatısında kubbeler hoş bir şekilde uzanıyor. Ortadaki büyük kubbeyi 4 yarı kubbe çevreliyor. Bunların yanında 4 kubbe daha yer alıyor. İçeriden bakıldığında bu kubbelere hayran olmamak elde değil. 4 devasa fil ayağı  sütunu yapıyı ayakta tutuyor. Bu kadar geniş bir mekan ve 260 pencereden içeriye süzülen ışık olmasaydı, duvarları süsleyen binlerce mermer insanı boğabilirdi.

Mihrap  (Mekke tarafındaki oyuk) ile minber (kürsü) beyaz mermerden. Yerler koyu kırmızı halılarla kaplı.

Ancak en büyük etkinin sorumlusu, mavi mermerler. Mavinin her rengine rastlansa da, yakından bakıldığında daha çok sayıda renk olduğu fark ediliyor. Bu zarif seramik çalışması, 16. yüzyılda tabak çanaklarını ihraç ederek büyük başarılar kazanan İznik fabrikalarının ürünü.

Bu yeni caminin türünün en iyisi olması konusunda ısrar eden Sultan Ahmet'in, imalathanelerin başka bir yere mermer satmasını yasakladığı söyleniyor. Bu derece büyük miktarda üretim yapmakta zorlanan İznik üreticileri bir daha toparlanamadı. İşverenleri Sultan Ahmet'in de sonu acıklı oldu. Ahmet, 27 yaşında, yeni camisi açıldıktan kısa bir süre sonra tifüsten öldü.

 

NEMRUT DAĞI (MÖ 62 TÜRKİYE)

 

Şanlıurfa yakınlarındaki dağa yüksekliğinden ötürü,  ziyaret etmek için en uygun zaman Haziran, Temmuz ve Ağustos.

 

Nemrut Dağı, Güneydoğu Anadolu'da deniz seviyesinden 2.134 metre yükseklikte. MÖ 69-34 arasında yörenin kralı olan I. Antiochus, nam-ı diğer Kommangene, zirveye kendisinin ve tanrıların şanına adadığı olağanüstü bir anıt dikti (kitabelere göre). Pers ve Yunan soyundan gelen kralın geliri, Suriye ve Pers arasındaki ticarete dayalıydı.

Mitolojide, dağların zirveleri ölümsüzlerin evi olarak anılır. Antiochus, Nemrut Dağı'nı tanrı heykellerinin evi haline getirdi -kendisini de bunlar arasına dahil etti. Dorukta, taşların oluşturduğu bir höyüğün iki yanında iki aslan, iki kartal ve Herkül, Zeus-Oromasdes, (Pers tanrısı Ahura Mazda ile özdeşleştirilir), Tyche (Yunan zenginlik tanrıçası), Apollo-Mithras ve Antiochus’un 9 metrelik heykelleri bulunuyor. Bu figürler, geçen yüzyıllar içinde kafalarını kaybetti, bölgede parçalar halinde sürreal bir görüntü

Sergiliyorlar. Heykellerin kime ait olduğu kitabeler yoluyla belirlendi. Aynısı, zamanında uzun frizler oluşturan dikey taş dilimleri için de geçerli. Bunlar, Antiochus'un atası olan Makedonyalılarla Persleri anlatıyor. Her birinin  önünde esas yakılan minberler, yer alıyor. Aynı heykeller ve atalar 49 metre yükseldiğinde ve 152 metre çapındaki höyüğün iki yanında yer alıyor. Ancak doğu tarafındaki, taş tabakalardan oluşan heykeller, çok daha iyi muhafaza edilmiş. Devasa kafa figürleri, Yunanlıların  yüz ifadesini ve Perslilerin saç stilini yansıtıyor. Antiochus'un ölümsüzlerden biri olduğuna inandığına dair şüphe yok. Batı tarafındaki rölyeflerde, Apollo, Zeus ve Herkül’le el sıkıştığı görülüyor. Burada da, MÖ 7 Temmuz 62'de gerçekleşen astronomik birleşmeyi anlatan, yıldızlar, Jüpiter, Mars ve Satürn gezegenlerinin aranjmanının işlendiği bir taş dilimi çok ilgi çekiyor. Bu tarihin neden önemli olduğu kesinlik kazanmış olmasa da, Nemrut Dağı'ndaki yapılanmanın başlangıç tarihi olabileceği sanılıyor. Höyüğün doğu tarafındaki minber bugüne dek sağlam kalmış. İki bölge arasında duvarlı bir geçiş olduğuna ve bu geçidin girişine aşağıdaki bir dağ patikasından gidildiğine dair yeterli kanıt var. Bölgede, dîni törenler gerçekleştiriliyordu. Yüzyıllar süren gizlilikten sonra, Nemrut Dağı 1881'de Alman mühendis Karl Sester tarafından keşfedildi. Sonraki kazı çalışmalarında Antiochus'un mezarı bulunamadı, ancak bu bölgede yakıldığı sanılıyor. Hiç insan kalıntısının bulunmayışının önemi yok -Kralın gururu, ardında bıraktığı heykellerle yaşıyor

 

PERİ BACALARI (MS 412 Sonrası TÜRKİYE)

 

Nevşehir yakınlarındadır.

 

Kapadokya, Orta Anadolu'daki bir bölgenin eski adı. İsmi gibi, bölgede yer alan yapılar da eskiden kalma. Binlerce yıl önce burada gerçekleşen volkanik aktivite, burada kül, çamur ve lav katmanları oluşturdu. Sonraki hava koşulları, yumuşak dokuyu aşındırıp peri bacaları diye tanımlanan tuhaf formların oluşmasına yol açtı. Şaşırtıcı olsa da, bu çorak ve renksiz bölge bir dönem oldukça kalabalık bir yerleşim yeriydi.

Zamanında Hitit ve Pers yönetimi altında olan Kapadokya, MS 17'de Roma imparatorluğunun topraklarına dahil oldu. Eski Hıristiyanlığın sofuluk ve yalnızlık arayışının Tanrı'yla daha iyi bir iletişim kurma anlamına geldiği bilinen bir şey. Kapadokya'daki Göreme Vadisi, bu tarz bir hayat sürmek isteyenlere hitap etti. Barınma yerleri ile oda ve koridorlardan oluşan kompleksler yapmak için, tuhaf bacaların içi oyulabilirdi. Keşişler bu hücreleri inşa etti ve işbirlikçi topluluklar oluştu, ancak hepsinden öte, Hıristiyanlar, bazıları sadece mütevazı hücreler olan kiliseler yaparken, diğerleri ise daha titiz çalışarak kubbeli yapılar inşa etti. Göreme'de bunlardan 365 tane, Kapadokya'nın bütünündeyse daha da fazlası olduğu söyleniyor.

Bazı tahminlere göre, bölgede bir zamanlar 7. yüzyılın Arap zulmünden kaçmanın yollarını arayan binlerce kişi buradaki mağaralarda yaşayıp şehirler kurmuştu. Tehlike atlatıldığında, Bizans geleneğine uygun daha düzgün ve süslü kiliseler inşa edildi. Bazı duvar resimlerinde hiç insan figürü kullanılmamış. Bu, 8. ve 9. yüzyılda Doğu Kilisesi'nin Tanrı ve İsa'yı ı gibi resmetme tartışmasının alevlendiği ikonoklastik döneme denk geliyor, Kapadokya'daki bazı kiliseler, anlaşmazlıklara rağmen bu konuda kesin kararını vermiş olsa da, sorun ancak 842'de çözüldü. Önceden, kayanın çıplak duvarlarına geometrik şekiller çizilirken, sonradan teknik geliştikçe, duvarlar boyanmadan önce sıvayla kaplanıyordu. Göreme'deki Karanlık Kilise'de en iyi kalite freskler yer alıyor. Güneş ışığı vurmadığı için renkleri solmamış. Bir yeraltı manastırının parçası gibi duran bu 11. yüzyıl kilisesi, yanındaki yemekhaneye eklenmiş. Yemekhanenin yakınındaki diğer kiliseler, burada toplumsal bir yaşam olduğuna dair ipuçları veriyor. Ortasında bir kilise, üst katlarında odalar, mutfak ve alanda yemekhane bulunan 6 katlı binanın kalıntılarını görmek mümkün. Yılanlı Kilise'deki freskler, St. George tarafından öldürülen bir ejderhayı (ya da yılan) resmediyor. Elmalı Kilise'nin duvarları ve kubbesi İsa'nın hayatından sahnelerin tasvir edildiği 11. yüzyıl resimleriyle kaplı. Bunlar bir sürü kiliseden sadece ikisi. Bizans İmparatorluğu yıkılana kadar buradaki Hıristiyan topluluğu güçlü bir şekilde varlığını korudu. 20. yüzyılın başında bazı kiliseler hâlâ kullanıma açıktı.

 

TOPKAPI SARAYI (1468 Sonrası Türkiye)

 

Topkapı, Galata Köprüsü'nün güneyinde, Boğazın batısında yer alıyor. Sirkeci tren istasyonu yakında. Bölgenin ismi Sultanahmet.

 

Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun kalbi Topkapı Sarayı'nda atıyordu. Harfi harfine "top kapı sarayı" (19. yüzyıldaki adı; ilk başta "yeni saray"dı), daha sonra Konstantinopolis, sonra da İstanbul adını alan Bizans'ın Yunan kenti. Haliç'e, Boğaz'a ve Marmara Denizi'ne tepeden bakıyor. Saray gibi, manzaranın da bir eşi yok. "Saray" sözcüğü burasını tanımlamaya yetmiyor. Topkapı, yüzyıllar içinde farklılaşan engin bir kent. 1574,1665 ve 1856 yıllarında ki yangınlar buraya ciddi hasarlar verdi. İhtiyaç olduğunda sultanlar ek binalar yaptırdı. Bugün Topkapı, nitelik ve nicelik açısından o kadar zengin ki, buraya gereken değeri vermek için sarayı tekrar tekrar ziyaret etmek gerekiyor. 1452'de Hıristiyan Konstantinopolis'i fethedip adını İstanbul'a çeviren ve Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti yapan II. Mehmet, buraya devlet daireleri inşa etti. Topkapı ilk başta kraliyet konutu değil, (her ne kadar II. Mehmet'in dinlenme ve eğlenme amacıyla kullandığı Çinili Köşk'ü burada olsa da hala sarayın yakınında olan zarif mermerle döşenmiş köşk) idari işlerin merkeziydi. İlk başta, saray Divan kurulunu oluşturan memurlara ev sahipliği yaptı. Burada ayrıca, hazine, Saray Okulu (sosyal servis için elit eğitim merkezi), idari atölyeler, depolar ve fırınlar bulunuyordu. 1540'larda Sultan Süleyman’ın azat edilmiş karısı Roxelana, burayı sultan ile kadınlarına ev olacak şekilde düzenledi. Bir grup siyahi haremağasının gözetimindeki Harem'de, padişahın karıları, metresleri ve kadın akrabaları yaşıyordu. Bu saray kadınları kimseyle görüştürülmeden, kapalı bir hayat sürse de, bazıları fazlasıyla güç sahibiydi.

Rehberli  turlarla 300 odaya göz atılsa da, bu saray içindeki sarayın görkemine dair hiçbir şüphe bırakmıyor. Gizli kapı ve geçitler, odanın duvarları içine yerleştirilen çeşmeler (kulak misafiri olanlardan kaçınmak için), ipekler ve sırmalı ipekler, süslü mermerler, farklı dönemlerden mobilya ve tablolar bir araya gelip gizem ve entrikayla süslü lüks bir atmosfer yaratsa da, bu şatafatın içinde hep bir korku unsuru vardı. Sultan'ın hamamı, soyunma ve masaj odalarıyla davetkar gözükse de, havuzu çevreleyen parmaklıklar suikastları engellemeye yarıyordu.

Topkapı, İslam mimarisindeki çeşmeler ve akan sular, bahçeler ve süslü köşkler dünyevi cenneti hatırlatıyor. Lale merakıyla tanınan padişah III. Ahmet, buraya bir lale bahçesi yaptırdı ve çiçeklerden sorumlu bir yardımcı atadı. Buradaki değerli mücevherler ve metaller, gerçeküstü bir dünyaya ait oldukları izlenimini veriyor. Nadir bulunan pırlantalar, elmaslar ve yakutlar bile Topkapı'da sıradan kalıyor.

 

VATİKAN

 

Yüzölçümü : 0,44 km²

 

Nüfus : 1000

 

Başkent : Vatikan

 

Önemli Şehirler : Vatikan

 

Yeri : İtalya'nın başkenti Roma'nın içindedir.

 

1929'da özerkliğini ilan etti. Eyalet başkanı papa.

Vatikan'ın kendine ait bir para birimi, gazetesi, tren istasyonu ve yurtdışında kendini diplomatik temsil hakkı var.

Eyaletin polis güçleri, renkli üniformalı İsviçre korumaları.

14., 15. ve 16. yüzyılda dönemin ihtişamıyla inşa edilen Vatikan,

500 bin kitaba ve dünyanın en büyük tarih öncesi sanat eserleri koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor

 

YUGOSLAVYA

 

Yüzölçümü : 255.804 km²

 

Nüfus : 23.864.000

 

Başkent : Belgrad

 

Önemli Şehirler : Belgrad, Zagrep, Saraybosna, Üsküp, Lyubliana, Varaşdin, Rieka, Split, Yenipazar, Priştine, Dubrovnik, Prizren, Manastır, Niş.

 

Yeri : Doğusunda Bulgaristan ve Romanya, batısında  Adriyatik Denizi, güneyinde Arnavutluk ve Yunanistan, kuzeyinde Macaristan ve Avusturya, kuzeybatısında da İtalya ile sınırdır.

 

Dil : Sırp-Hırvat dili

 

Din : Ortodoks

 

Para birimi : Dinar

 

Önemli coğrafi yerler : Drava, Sava vadileri, Sava ırmağı, Dinar dağları, Rodop dağları, Vardar vadisi, Tuna vadisi.

 

DIOCLETIAN SARAYI (MS. 3. YÜZYIL YUGOSLAVYA)

 

Diocletian Sarayı, Split şehrinin eski merkezindedir.

 

Saray sözcüğü, Roma imparatoru Diocletian'ın MS 3. yüzyılda Adriyatik kıyılarında yaptırdığı devasa konuta az da olsa hakkını teslim ediyor. 2.1 metre genişliğinde ve 15-21 metre yüksekliğindeki duvarlar, 3.6 hektarlık bir alanı çevreliyor. Dikdörtgen planı, büyük kapıları, gözcü kuleleri ve kesişen iki ana sokağıyla -bugüne dek şehrin en işlek sokaklarından oldu- Roma kalelerini andırıyor. Diocletian öldüğünde, mülkü kolonileştirilip bir süre sonra da yerleşim alanına dönüştürüldü. Bugün duvarın esas cazibesi farklı dönemlere ait yapıların birbiri ardı sıra yükselmesinde, orijinal binanın duvarlarına ve sütunlarına yaslanmasında yatıyor ve değişik mimari tarzların kolajı ortaya çıkıyor, ikinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde sarayı ziyaret eden İngiliz yazar Rebecca West, Split'in nüfusunun beşte birinin duvarların içinde yaşadığını söylemişti -Yaklaşık 9 bin kişi "Arı kovanının peteklerini andırırcasına, dip dibe evleriyle Diocletian'ın mimarlarının bıraktığı her boşluğu doldurmuşlar." Saray, anıtsal bir sütun ile denizi selamlıyordu. İçinde, bugüne dek hasara uğramamış sağlam bir tabanla desteklenen kraliyet daireleri, geniş bir koridor ve kubbeli bir hol yer alıyordu. İmparatorun Corinthian sütunlarla çevrili sekiz köşeli kabri, 7. yüzyılda şehrin katedrali haline geldi. 13. yüzyılda kaliteli ahşap kapılar ve koro tabureleri eklendi. Diğer yandan, binanın yapısıyla çok az oynandı, Diocletian ile karısı Prisca’nın resimleri duvarları süsledi. Kabrin karşısındaki, daha sonradan katedralin vaftiz yeri olan, Jüpiter'in zarif kapılı tapınağı da iyi bir şekilde korunmuş. (Diocletian'ın Roma'da yaptırdığı yıkanma yerlerinin kaderi de buna benziyordu -bunların bir kısmı Santa Maria Angeli kilisesini oluşturuyor).

Diocletian, sarayını kendi toprakları üzerine inşa etti ancak sarayın ihtişamı onun eski hayatıyla çelişiyordu. Diocletian'ın bir köle olduğu ve kraliyet koruması olduktan sonra iktidara geldiği sanılıyor. MS 284'te imparator oldu ve kaotik bir gerçeklikle yüzyüze geldi; tetrarchv'yi kurdu - doğuda iki (kendisi bunların üst mevkide olanıydı), batıda iki, toplam 4 yöneticinin olduğu bir sistem. Diocletian, artık imparatorluğun tek ilgi odağı olmayan Roma'ya MS 303'e dek ayak basmadı bile. Tahttan çekildikten sonra kapandığı sarayı, imparatorun delinmez duvarlar ardında görkemli bir hayat süren, uzak, tanrısal bir figür gibi görülmesine neden olmuş olabilir. O, düşmekte olan bir imparatorluğu durdurmayı esprili bir şekilde beceren ve zamanında Hıristiyanlara zulmeden, sonradan kabri Hıristiyan katedraline dönüştürülen bir adam olarak hatırlanıyor.

 

YUNANİSTAN

 

Yüzölçümü : 131.990 km²

 

Nüfus : 10.066.000

 

Başkent : Atina

 

Önemli Şehirler : Atina, Selanik, Patras, Dedeağaç, Dimetoka, Gümülcine, Yenice, Kavala, Drama, Serez, Karaferie, Kozani, Katerini, Lacissa, Korfu, Yanya, Tırhala, Golos, Domokos, Lamia, Agrinion, Kalamai, Hanya, Kandiye, Korent, Pire, Chalkis.

 

Yeri : Doğusunda Ege Denizi, batısında Arnavutluk ve Yunan Denizi, güneyinde Akdeniz, kuzeyinde Arnavutluk ve Yugoslavya bulunur.

 

Dil : Yunanca

 

Para birimi : Drahmi

 

Önemli coğrafi yerler : Rodop dağları, Khalkidike dağları, Makedonya dağları, Epir, Pindos, Peloponnesos dağları.

 

METEORA MANASTIRLARI (1350 Yunanistan)

 

Manastırlar, Kalambaka kasabasının yakınında; Larisa üzerinden Atina'ya 426 km uzaklıkta.

 

Meteora, "havada" anlamına geliyor. Bu manastırlar da oldukça yüksekte. Pindus Dağları'nın 549 metre yüksekteki zirvesinden Yunanistan'ın merkezindeki Thessaly'de bulunan Pinios Nehri'nin vadisine bakıyorlar. 1920'lere dek, ziyaretçiler ya bu yamaca takılı 30.5 metrelik tehlikeli merdivenleri (Saldırı durumunda bunlar yukarıya çekilebiliyordu) çıkmak zorunda kalıyor ya da bir file üzerinde halatla yukarıya çekiliyorlardı. Halatın ancak koptuğunda onarılacağı konusu halk arasında artık bir şaka  konusu haline gelmişti.

Malzemeler yukarı hala bu fileyle çekilse de, Kalambaka’dan buraya ulaşımı kolaylaştıran bir yol yapılınca, Birinci Dünya Savaşı, özellikle de 1960’lardan sonra buraya gelen ziyaretçilerin sayısında büyük bir artış görüldü.

Bugün  ulaşım, kayaların içine oyulan basamaklar ve ve köprülerden geçilerek sağlanıyor. Çok sayıda keşiş, mahremiyetine yeniden kavuşmak için buradan taşındı. Bugün burası bir yerleşim yerinden çok  müze görevi görüyor. Çok eski zamanlardan beri, gündelik hayatın zevklerinden  uzak, izole yerlerde Tanrı'ya tapmak Hıristiyanlığın öğelerinden biri olmuştur. Aztekler 12. yüzyılda, bu bölgedeki kayaların içindeki mağaralarda yaşasa da, buradaki ana manastırın ilk kurucusu Büyük Metereon'un gelişi 1350 yılını bulur. Meteoran, Atos Dağı'ndan gelen St. Atanasios adlı bir keşişti. Efsaneye göre, bugün manastırın olduğu kayalığın üstüne, bir meleğin ya da kartalın üzerine binerek çıkmıştı. Öğrencisi, Serbiya kralının oğlu Joasaph, 30 ya da 40 yıl sonra vakfı büyüttü.

15. ve 16. yüzyılda, Türkler Thessaly'i fethettikten sonra burada 30'un üzerinde toplum doğup yaşasa da, 17. ve 18. yüzyıldaki düşüşle beraber çoğu yok oldu. 19. yüzyılda, manastırlar, araştırmacı ve inatçı seyyahların ilgisini çekti ve buranın namı kulaktan kulağa yayıldı.

Baş döndürücü abislere bakan galerileriyle kiremit çatılı taştan manastırlarda, keşişlerin kaldığı dar hücreler, kilise ve yemekhane yer alıyordu. Kayaların içine oyulan sarnıçlarda yağmur suyu toplanıyordu. Agios Varlaam'daki yemekhane 1960'larda müzeye çevrildi. Büyük Meteoron'daki mutfakta biçimsiz kap ve kepçeleri görebilirsiniz. Her ikisinde de, kiliseler cehennemi ve acı çeken şehitlerin kafası uçurulurken, çekiçlenirken, bıçaklanırken, yanarken resmeden fresklerle dolu. İzole edilmiş Agios Nikolaos manastırında, Creteli Theophanis adlı bir sanatçı tarafından yapılan 16. yüzyıl fresklerine rastlanıyor. Manastırlar sadece erkeklere özel olsa da, burada rahibeler de vardı. Onlardan biri olan Agios Stephanos’a korkutucu bir kanyonu geçen köprü üzerinden ulaşılıyordu.

 

PARTHENON (M.Ö. 450 Yunanistan)

 

Parthenon, modern Atina'nın uzandığı tepenin yanındaki tarihi kent Acropolis'te yer alıyor.

 

Atina'nın bakire koruyucusu Atina Parthenos için yapılan bu tapınak, klasik mimarinin en önemli örneği, sanatsal bir şaheser olarak kabul edilir. Bina, MÖ 5. yüzyıla ait. MÖ 480'de Atina'da firtınalar estiren Persler bu tarihte yenilgiye uğramıştı; eyalet yöneticisi Pericles bir gurur ve kendine güven abidesi olarak dolaşıyordu. Bu hava müsrif bina yapım programına da yansımıştı ve finansmanı, Atina'nın müttefiklerinin verdiği vergilerden sağlanıyordu. Klasik uygarlık doruk noktasındaydı ve Atina'nın Acropolis'teki yeni tapınağı bu gerçeği tüm dünyaya gösteriyordu. Parthenon, 69.5 metre uzunluğunda ve 30.5 metre genişliğinde Dorik tarz bir tapınak. Dış kolonlar, altın ve fildişinden yapma dev bir tanrıça heykelinin bulunduğu türbenin yer aldığı iç binayı (cella) çevreliyordu. 8'i önde, 17'si yanlarda olmak üzere, yukarı doğru incelen 46 kolonla çevriliydi. Kolonlar mermer, çan ahşaptı. Binanın stili, basit kereste binaların gelişmiş haliydi. Parthenon, taş yapısıyla mühendislik sorunlarına bulunan eski çözümlerin zarafetini ortaya koyuyor. Ancak, sade çizgisi ve formu yanıltıcı: Iktinos adındaki Yunanlı mimar, binaya aşağıdan yukarıya bakan gözü okşayan bir yapının nasıl olacağını titizce hesaplayan bir perspektif ustasıydı. Parthenon, Atina'daki eski bir tapınağın temelleri üzerine kurulmuştu ve bir zamanlar içinde büyük heykeltıraş Phidias'ın tanrıça heykeli yer alıyordu. Atina, savaş tanrıçası olduğu gibi, sanatın da öncüsüydü.

 

Parthenon, bir tapınak olmakla beraber, aynı zamanda çok sayıda heykele ev sahipliği yapan bir çeşit sanat galerisiydi. Bina dışarıdan bakıldığında görülebilen figürlerle bezeliydi. Ancak çok sözü edilen "Parthenon frizi" (yarısı Lord Elgin tarafından Londra'ya götürülen ve 1816'da British Museum tarafından satın alınan) 12 metre yükseklikte bulunuyor ve hak ettiği ilgiyi göremiyordu. Yunan tapınaklarının parıltılı beyaz binalardan oluşan modern görünümü yanıltıcı.

 

Parthenon’un orjinali, zevksiz olmasa da, renkli bir tarzda boyanmıştı. Son yıllarda mermer Atina’daki kirli havadan ve Acropolis'e akın eden turistlerden kötü bir şekilde etkilendi. Geçmişte bina, farklı  amaçlarla kullanılmış, Yunan Ortodoks Kilisesi, Roma Katolik Kilisesi ve cami olarak hizmet vermişti. 1687'deTürk ordusu, tapınağı havaya  uçurmayı başaran Venedik güçlerini kuşatırken, burayı barut deposu olarak kullanmıştı. Şüpheli 19. yüzyıl restorasyon tasarıları bir yana itilmişti ve bugün -çoğu yeri ip çekilerek sınırlandırılmış ve içinde bulunan heykellerin birçoğu yabancı ülkelerin müzelerinde olduğu halde- nefes kesen bir yapı.

 

Parthcnon Frizi

Tanrıça Atina'nın doğum günü her yıl Atina'da kutlanırdı ve her 4 yılda bir, tören alaylı, tanrıça heykeline yeni bir kaftanın sunulduğu özel bir kutlama yapılırdı. 152 metreyi geçen uzunluktaki Parthenon frizinin bu tören alayını temsil ettiği düşünülmüştür. Üzerindeki detaylar da bu yorumu doğrular nitelikte. Yine de bazı anormallikler var. Profesör John Boardman, yakın bir zamanda, frizin MÖ 490'daki Marathon Savaşı'nda Perslerle savaşıp hayatını kaybeden 192 Yunan kahramanını anlattığı teorisini ortaya ata. Atina'nın yanındaki tanrılar, bunun sanılandan önemli bir tören olduğunu gösteriyor. Parthenon frizindeki panellerin yarısı British Museum'da görülebilir.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Meganlb( Kala140gmaill.com ), 04.10.2012, 18:11 (UTC):
This web site is containing a pleasant data of humorous YouTube movies, I loved it a lot.

Yorumu gönderen: Jono( Yott23gmaill.com ), 22.09.2012, 10:49 (UTC):
Thanks for the ideas you share through this blog. In addition, many young women that become pregnant usually do not even seek to get medical care insurance because they have anxiety they wouldn't qualify. Although a lot of states today require that insurers offer coverage irrespective of the pre-existing conditions. Charges on all these guaranteed options are usually bigger, but when considering the high cost of medical treatment it may be any safer strategy to use to protect your financial future.

Yorumu gönderen: Gwendolynq( Schuette8499gmaill.com ), 07.09.2012, 02:50 (UTC):
Thanks for your article. Another factor is that just being a photographer will involve not only problems in catching award-winning photographs but additionally hardships in getting the best digital camera suited to your needs and most especially issues in maintaining the grade of your camera. That is very correct and obvious for those photography enthusiasts that are in to capturing the actual nature's eye-catching scenes : the mountains, the forests, the actual wild or seas. Going to these daring places definitely requires a camera that can live up to the wild's severe conditions.

Yorumu gönderen: dutsLackuct( s.25601602gmail.com ), 07.02.2012, 06:30 (UTC):
[url=][/url] [url=][/url] [url=][/url] [url=][/url] [url=][/url] [url=][/url]



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bizi Tercih Ettiğiniz İçin Teşekkürler...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=